Çocukken babam yaşadığımız şehre geldiyse, haftasonları babamın evine giderdik. Babam bi sefer 2 ay gelmemişti oraya. Bi gün aradım babamı, gene gelmemiş. Ama artık dayanacak gücüm kalmamıştı, şu evden gideyim de dedim. Babamla telefonda sanki buluşacakmışız gibi konuştum. Sonra aldım zoydaklıyı yanıma, gittik oraya. Babamın evine giden yol benim için cennete giden yol gibiydi valla. Bir seçkin kırtasiye vardı. Her ordan geçişimizde 1 saat dikilip ordaki oyuncakları izlerdik zoydaklıyla. Ama nasıl, ne hayaller kurardık, hiç birbirimizi dürtmeden. Transa geçiyorduk resmen. Neyse geldik biz babamın evine. Adam yok evde tabi. El kadar bebeyiz anahtar falanda yok bizde. Balkondan girdik eve. Bakkala bir ton borç yaptık, evi aburcuburla doldurduk. Babamın kütüphanesi vardı. Masonlukla ilgili bir bölümü var, kitaplığın orda işte bir kitaptan korkuyoruz. "Şeytanın dini masonluk" yazıyor. kuru kafa var kitabın üzerinde. Mahallenin çocuklarını topladık, kaydırağın üzerinde o kitapla şeytan çağırdık. Kan dökmek lazımmış diyoruz herkes yarasını kanatıp kitabın sayfalarına sürüyor. İçimize şeytan kaçmış gibi davranıyoruz falan. Sonra tabiii, biz unuttuk gece evde yalnız kalacaz zoydaklıyla, bizi bir tırsma aldı. yusuf yusuf atıyoruz resmen. bu korkudan nasıl kurtulabiliriz dedik, Rüya ersavcıyı, Bisikletçi babayı, Sindy bebek evini hediye eden bütün 0900 lü numaraları aradık. Sabaha kadar ama hepsiyle konuştuk Bisikletçi babanın bütün sorularını bildim, sonra dedi "bisikletimiz kalmadı bi daha arayın" dümbük! Sindy bebek evinde de, son soruyu bilememiştim. Rüya ersavcının bütün şarkılarını dinledik ama telefondan. Sonrasını anlatmim, babamın bu olayı duyduğunda kalp krizi geçirmek üzre olduğunu söylememin gereği yok yani......
Birbirimizi korkutmaktan inanılmaz zevk alıyoruz zoydaklıyla. Yok böyle bir haz. Hala bunun için uğraşıyoruz. Bir gün, Zoydaklının odasındaki dolabın içine saklandım. bekliyorum yok, ekmek arası bişeyler yapıp gene girdim dolaba. Bekle bekle gelmyor kız. Ama en az 1 saat beklemişimdir. Sonra sıkıldım, çıktım, benim odaya girdim, bi baktım zoydaklıda benim dolabın üstünden iniyor. Oda beni korkutmak için oraya çıkmış 1 saattir bekliyormuş. Eve yeni geleni de korkuturuz. Antalyadan misafirimiz gelmişti bi gün. Kıza bir hikaye anlattık, "senin yattığın yatakta kardeşimiz öldü, Foçaya gitmiştik, bir aylığına. Bir döndük ölmüş meğersem. Tam 1 ay cesedi bu yatakta kalmış" Bide nasıl ayakçıyız, nasıl ağlıyoruz, çarşafları bile bunlardı diyoruz. Zoydaklı sarılıp sarılıp ağlıyor yastığa, buna kafasını koymuştuu diloo diloo diye.. Kıymetini iyi bil seni orda yatıyoruz diyoruz bide. Kızcaaz yatamamıştı o gece. "şaka lan şaka" diyoruz. Yok gidip babama söylemişti pis kaltak! Gene harçlıklarımız kesilmişti. eve gelen misafire hayvansal hareketler yaptığımız için.
Mesela zoydaklının bi arkadaşı bize gelir, ki zaten bizim ev ege üniversitesi kız öğrenci yurdu gibi. Bütün hepsi bizim evde yaşıyor. Gitmeleri için elimden ne geliyosa yapmıştım. Biri geliyo mesela "Aaaa zoydaklı bu senin bahsettiğin kaşar arkadaşın değil mi? hani bakireliğini 14 yaşında 7 kişiyle bozmuş olan kişi" "Aaa ben seni tanıyor gibiyim, zoydaklı hep bahsediyo senden, saf olan kızsın sen, seni paso kandırıyolarmış paranı harcıyorlarmış" Bunlarla bir arpa boy gidemedim, çünkü zoydaklı kıyametleri koparıp babama ispitliyodu beni. Bende kızlara temizlik yaptırtmaya başladım. Yemek, bulaşık, banyo tuvalet temizliği. Sabah kalktığımda kahvaltıyı hazırlattırıyordum. Birde yapmazlarsa bağrıyordum. Sürekli aşağılıyordum onları. "Benden çok sen bu evde yaşadığın için yapacaksın temizliği, bok gibi yapıyosun yemeği zaten. anan baban sana bişey öğretmemiş" diyerek. Buna zoydaklı ses çıkarmıyordu. Çünkü bu sayede bulaşıktan kurtuluyordu. Hemde daha az öz dayanıklı arkadaşları gelip kalmaya başladı bizde. Ama kimisi olayın bokunu çıkarıyordu, karı 5 ay bizden çıkmadı. Bende gitsin diye ayakkabılarına el koydum. Gitmezsen bu ayakkabılar benim olacak dedim. Valla bak.. Aldım ayakkabılarını hatta İstanbula getirdim.
...
Zoydaklıyla ikimizde eşşek kadarız ama, hala garip oyunlar oynayarak mutlu oluyoruz. Hayvancılık oynuyoruz mesela. Hayvan seslerini kim daha iyi çıkartacak diye. O aslan sesini iyi çıkartıyor ben köpek. Birde nımnımcılık, gerçi bu oyunun sonunda saç saça başbaşa giriyoruz hep. Şarkıları nımnımnım diye söylüyoruz, hangi şarkı olduğunu bulmaya çalışıyor karşıdaki de. Ama hep hayır o şarkı öyle mi bak nımnımnımnııımnım böyleee diye birbirimize girişiyoruz. Gerçi ben şanslıyım burda. Mesela onu döverken hep gülüyorum böyle, oda sanıyor ki şakacıktan vuruyorum. Karşılık veremiyor bana, karşılık verirse sana şaka yapmıştım diyip daha sert vurabilirim çünkü. street fightercılık oynuyoruz mesela, bildiğin dövüşüyoruz birbirimizle, hala yapıyoruz bunu. Saç çekmek, gıdıklamak, cırmalamak yok kalan herşey serbest.
Her iki kız kardeş gibi bizimde kıyafet sorunumuz oluyor, ama zoydaklının öyle bir kötü huyu var ki, ne zaman facebooka baksam, arkadaşları benim kıyafetlerimi giymiş oluyor. En çok bu yüzden kavga ediyoruz. Lisedeyim bir gün, formanın üzerine hergün giydiğim kazağı bulamıyorum. Evi talan ettim yok, Zoydaklı da benle arıyor bide. Sonra kapıya arkadaşı geldi okula gidecekler diye. Kıza benim kazağımı vermiş. Ben bir fıttırdım, dolaptaki bütün kıyafetleri balkondan aşşağıya attım. Bildiğin cinnet geçirdim.
Bizim eve biri gelsin mesela, biz zoydaklıyla koltukta yanyana oturur, kıkır kıkır gülüp o kişi hakkında 50 bin tane şaka yaparız. Yada beraber televizyon izliyorsak en mükemmel filmi bile 3 dakikada harcayıp sıçar atarız. Biz birlikteyken kimse bizim dilimizi anlamıyor zaten. Hık dedim mi ne demek istediğimi anlıyor patlatıyor kahkahayı yanen şöyle dur.. Alakasız hiç kimsenin anlamayacağı şeyler birde..
- Sizin oğlan odun çalmış mıydı..
- muhahahahahhaha
- Teyzeeeee
- ahahahaha
- Bis bis bismillllllllllllll hhoop hadi gençler...
yazdıkça yazıyorum anacım yeter bu kadar.. Yani yazının özü, zoydaklı seni özledim yanıma gelsene 2 günlüğüne :'(