17 03 2015

Gerçeğin Elli Tonu

Yeni kitap falan derken ‘Grinin Elli Tonu’ ile ilgili yazmaya biraz geç kaldım. Grey’in Mehmet Aslan’a olan benzerliği, Anna’nın sarı baldır tüylerinin gözüme gözüme girişinin dışında “Benim başıma gelse” diye kendimi sorgulamaktan öldüm öldüm durdum. 
-Bir kere über zengin birinin ofisine röportaj için çıkıp; bi kalemi ısırdım diye onu etkileyeceğim, ölme eşşeğim ölme. Ben o ofise ellerimin üzerinde amuda kalkarak, hatta parende ata ata girsem bile adamın ilgisini çekmem. 
-Sonra o helikopterle gezdirmeler bilmem neler… İnstagram’a iki foto atacağım diye o sırada adamı kaçıracak olabilme ihtimalini geçtim. Şirket arabası varsa yarabbi şükür dediğimiz, Akbili full dolu adam bulduğumuza minnet ediyoruz neticede. 
-Bana o oyun odasını gösterecek ve ben kimseye anlatmayacağım öyle mi? Zaten helikopterdeyken, WhatsApp kız grubundakilere olayları canlı yayın aktarıyor olurdum. Daha evden çıkar çıkmaz, gördüğüm her kişiye o odadan bahsedeceğime emin olabilirsin. 
-Anlaşma maddeleri için sözleşme veriyor ya. Ha, okumaya üşendiğim için daha verir vermez imzalarım onu kesin. Sonra al başına bela, işin yoksa avukat ara, adamı mahkemeye ver, rızamla imzalamadım diye ağla. Off ‘olmayan’ yakışıklı zengin ama sorunları olan sevgilime dava açmayı düşündüm az önce. Sanırım bana bu yüzden güvenilmez diyorlar. 
-İki cümlede bir, yok “Ben kimsenin yanında uyumadım”, “helikopterime kimse binmedi” diye konuşacak ve ben gelecek planı yapmayacağım öyle mi? Eve ikinci gelişim gelinlikle olur benim!
-Kız zengin, yakışıklı, karın kaslı Grey’le yaparken; biz bulsak bulsak en fazla bakımını mentollü şampuanla yapan birini buluruz. Şimdi itaat ede ede buna mı edeceğim yani, bu mu olay! Yemeğe de kebapçıya götürdü, midem cayır cayır yanıyor diye düşünmekten zaten o iş baştan yaş olacak. 

-Artık iş ciddiye bindiğine göre, yani en azından benim alanımdan bakınca, üç ay sonra evlenecekmişiz gibi durduğu noktada eşe dosta anlattığım, hikayeleri toparlama olayı var tabi. “Ya öyle deme kız, evlerinde yangın çıkmış, annesi bunu unutmuş yangında. Zaten, ayy bak bu aramızda kalsın ama, kimseye söylemek yok. (fısıldayarak) annesi şeymiş, şeymiş işte ya. Ondan öyle zaten bu. Dedim, Grey dedim, bu işleri bırakmazsan beni unut dedim. Tamam aşkım dedi, tedavi olacakmış. O odayı da çamaşır odası yapcaz. Koca evde, çamaşırları kaloriferin üstüne asıyoruz hala.”
-Bir de aklıma sürekli, ay bu kelepçelere başka kızlar da dokundu. Ay bu iple kimleri bağladı bu adam. İnşallah klorakla temizlemişlerdir burayı. ‘Grey, konuşmamız lazım, Annem en azından bi yüzük falan takın dedi. Buraya daha rahat gelir giderim hem. Ayy bi dur be adam, sen de çat çat çat! Bişi konuşuyoruz şurada. Allahım ya!’




1 12 2014

Eminim.

Adim gibi eminim baska bir dunyada bir daha karsilasacagiz..
Ve iste o zaman seveceksin beni. 
Belki gunes sistemi disinda iki yildiz olup, buyuk bir patlamayla ancak ayrilacagiz.
Ya da ne bileyim goktasi mesela.
Patates olarak gelme ihtimalimiz yuksek tabii.
Birbirine yapisik kimsenin yemedigi sogumus tatsiz mc donalds patatesi.
Bu dunyada olmadi ama eminim bundan bilmem kac isik yili sonra gorecegim seni..
Yine ayni kelimeleri ayni anda soyleyecegiz.
Ayni seyleri sevdigimizi fark edecegiz.
Birbirimizden bir milyon isik yili farkli olsak bile
Ayni kisi oldugumuzu dusunecegiz.
Biliyorum bu dunyada olmadi ama
Eminim, o zaman gordugunde seni sanki taniyorum diyeceksin.





29 04 2014

Küçük Aptal

Küçük Aptal'ı bir nedenden dolayı okumaya başladım.. Yazdıklarımı asla okumuyordum, yaşarken zaten zordu, yazarken rahatlatıcıydı, tekrar okumaya cesaretim hiç olmamıştı… Şimdi okudukça kendimle yüzleşmek çok yordu beni.. Yıl 2008 güya gazetede editörüm ama -de -da hak getire, imla desen ağzına sıçmışım ortalığın. Misafirhanede kalıyorum kar kış kıyamet. ısıtıcı yok, eldivenle yazıyorum. Okuyorum da gülüyorum kendime, kızıyorum, acıyorum, üzülüyorum… 6 sene boru mu o sırada bi çocuğum olsaydı şimdi okula gidecekti. Büyümüşüm 
Büyümüşüm de hala beyinsizim, bütün kışı 6 yıl önce olduğu gibi evde donarak, susuz ve elektriksiz geçirdim. faturaları otomatik ödemeye vermek demenin, banka onu bulur öder nasılsa olmadığını daha yeni kavradım.




11 04 2014

Türk Erkeği

Eee yeter her yerde Türk kızı genellemeleri gına geldi artık… Bi de bunun erkek tarafını yapayım dedim… 

Türk kızlarını asla beğenmez. Alanya'da diskoda iki Rus ile dans edince kendini yabancı kız experi gibi görür. Türk erkeğinin yakışıklı olduğunu, süper kaslara sahip olduğunu ve dünya kızlarının onlar için ölüp ölüp dirildiklerini düşünür...

Arabaya biner binmez, işaret parmağını burun deliğine doğru götürür. Petrol kuyusu kazar gibi oyar da oyar, yol sonuna kadar.

Her fırsatta erkek arkadaşlarıyla boğuşur, el şakaları yapar ama sorsan en ağır heterodur.

Selam veren her kız, ona asılıyordur. Selam vermese de asılıyordur, onu hiç görmemiş olsa bile asılıyordur.

Uzun süreli bi ilişki beklentisi olan, gece hayatını limitli, ailesi sıkı kızlara kezban diyerek kendilerine yakıştırmazlar. Biraz fazla göz önünde bulunan kıza ise direk, 'kaşar' damgası vurur.

İlişkinin başında vantuz gibi yapışır, elinde avucunda ne varsa önüne serer, her numarasını gösterir. 1,5 ay sonra ise, 'sevgimi belli edemiyorum' diye bir bahaneyle seni süründürür de süründürür.

Sana önce sevgilisi, sonra çocuğu, ardından da annesi gibi davranır.

Arabası namusu gibidir. Yeri gelir, valeye bile emanet etmez.

Hayatında spor namına tek bir hareketi olmayan adamın evde sınırsız eşofman altı vardır.

Bacaklarını iki yana iyice ayırıp, oturmaya da bayılır.

Asla porno izlemez, bilgisayarındaki arşivi soruyorsan virüs bulaşmıştır.

Gece hayatı onun için sadece 'inşallah bu gece seks olur' anlamını taşır.

Aldatan oysa çok sıradan, bu kadar büyütmenin alemi ne, alt tarafı bir gece. Eğer aldatılırsa, dua edelim de bir beylik tabancası olmasın.

Dünyadaki herkes orospu çocuğu, herkes pezevenk, hepsi adinin önde gideni... Kendisi, annesi, sevgilisi hariç...

Türk dizilerini saçma bulur, izleyene geri zekalı damgasını yapıştırır. Ama 90 dakikalık maçı, üstüne maçın özetini bi de üstüne adamların o maçı yorumlamasını gözünü kırpmadan izlemesi dünyanın en normal şeyidir.

Asla ölçmemiştir sorsan 22 cm'den kısa da değildir.


Devamı gelecek...

12 03 2014

Berkin Elvan





















Ah be çocuk, ah be çocuk… İçim yanıyor, kalbim acıyor.
Ekmeği bırakmak için zaten bahane arıyordum sen en güzel sebep oldun.
İzin vermediler sana…
And olsun o güzel yüzünü unutmayacağım.
Andım olsun sana bunu yapanları unutturmayacağım…


12 01 2014

Yeni hobim; yemek programları

Digiturk, sana gün yüzü göstermeyen belalı sevgilin gibi. Sürekli bi sorun, devamlı bi olay, ayrılmaya karar verince ise, 'valla billa bi daha yapmıcam bak sana ne aldım' diye gelen tipitip... Rüzgarı, fırtınayı geçtim birazcık sesimi yükseltsem yayın gidiyor. Arkadaki fişi çıkartıp takmaktan, kartı sokup çıkartmaktan zaten yalama oldu. Müşteri Hizmetleri'ni aramak, yaşarken cehennemi görmek. Dekoderinizi değiştirmeniz gerekiyor diye ne paralar saydım ama yok yok yok! Artık bırakıyorum, lanet olsun size deme lüksüne bile sahip değilsiniz. O yüzden bari elimdekiyle mutlu olmayı deneyeyim dedim. Dizi kanalları korkunç, sürekli aynı şey. Film dersen, aynı anda 3 film kanalında aynı filmi koyuyorlar. Bari şu Home tv'ye bakayım da iki üç tarif öğrenirim dedim. Bunun bir farkı var mı, tabii ki yok! Her gün aynı program bölümleri ama her gün! O Jamie Oliver'ın okullara alınmayışını sahnesine heralde bir yüz kez denk gelmişimdir....

Jamie Oliver;
Benim topalak sarı oğlanım. Çok seviyorum, görünce bi mutlu oluyorum bu çocuğu. Yalnız, Zorlu'da yeni açılan yerinde yemeklerini bi deneyeyim dedim, ıı ıh! Bir daha şans verdim, başka şeyleri denedim, yine ıı ıh! Ya bizimkiler, yani orada olan aşçıları başaramamış ya da sen de yalanmışsın be Jamie!

Nigella Lawson;
Memelerini kameraya dayaya dayaya yemek yaptığı için, biciklerine bakmaktan olayı çoğu kez kaçırıyorum. Yalnız bu kadının yaptığı yemekler beni bi heyecanlandırıyor. Sanırım Akdenizli olmasından dolayı, biraz bizim yörelere doğru damak tadı olduğu için...

Ree Drummond (Ree'nin Çiftlik Yemekleri)
Şu çiftlikte yaşayan kızıl saçlı kadın. Açıkçası beni biraz korkutuyor bu kadın. Kilerinde cesetler varmış gibi hissediyorum. Sürekli gülüyor, sürekli ama. Soğanları doğrarken hem de hiç gözünü kırpmadan nasıl gülümsersin be kadın!

Mark Bittman; (Uzun kafalı kel adam)
Amca sen napıyosun ya! Allahım, parmaklarını yalamasından mı bahsedeyim, kaşığı boğazına kadar sokup, tencereye geri koymasını mı. Herhangi bir kamu dairesinde çalışmaya müsait tipiyle yemek yapmasını mı bilemiyorum. Bir de çok iyiymiş gibi, 10 dakikada bir bu adam.

Alex Guarnachelli (Alex'in Mutfağı)
Yemek yaparken her an kendini okşayacak, çikolatayı orasına burasına sürecek diye pusuda bekliyorum. Öyle bir benzetmeleri var ki, insan biraz tedirgin oluyor. 'Etlerin üzerini ekmekle görünmeyecek şekilde kapatıyoruz. Yerken, rüzgarın eteğinizi uçurup alt taraftaki gizemi göstermesi gibi, ımmmmmm heyecan verici değil mi?'

Rachael Ray's (Ray Ray ile Haftanın Yemekleri)
Allah affetsin, nimete de laf denmez ama ayy çok iğrenç yemek yapıyor bu kadın. Evde ne varsa tencerenin içine atıyor, her seferinde midem kalkıyor. 'Hımmm biraz da içine fil taşşağı ekleyelim. Nefisss, şu kokuyu duyabiliyor musunuz?' Hııı duyuyoruz, hııı....

Anna Olson
Bu kadını ne zaman görsem, Cem Yılmaz'ın 'burada yapılmışı var' espirisi geliyor. Extacy içmiş gibi ağzı kulaklarında, gözleri boncuk boncuk, 'şimdi hamurdan akçaağaç şuruplu, krem tartarlı yumurta beyazından küçük heykeller yapcaz, ben zaten yapmıştım bakın burada, siz ne bok yerseniz yiyin...'

Antony Bourtain
Adamın fare yiyişi bile karizmatik yahu. The Taste diye programa başlamışlar şimdi, o İtalyan hatun da var. Allah sahibine bağışlasın ama çok beğeniyorum, amca mamca napalım...

8 01 2014

Küstüm.

Belki biliyorsunuzdur, belki duymamışsınızdır her neyse şimdi yemek yapmaya sardım. Evde yemek yediğim günden beri kilo veriyorum. Konu bu değil şimdi, bunu başka bir zaman yazarım. Konu; içinde birinci dereceden akrabamın da bulunduğu arkadaşlarımın bana yaptığı büyük terbiyesizlik!
Pazar sabahı 11'de bunlardan biri aradı, 'ben kızları toplayıp geliyorum' dedi. Önceki günde diğeriyle telefonda konuşuyoruz, öğleden sonra işi varmış hanfendinin, 'erken gelin o zaman benim de çıkmam lazım' diye üstüne basa basa söylüyorum. Saat 12, telefonlarını açmıyorlar! Saat 13, yine telefon açılmıyor. Saat 13:30, bir mesaj, 'ee ancaa çıkıyoruz' Saat 14:11 benim evin önündeler.
Açmadım, o kapıyı açmadım onlara. Kapının önünde bıraktım, içerde de televizyon izleyerek kahvaltımı yaptım. İster deli de, ister çocuk, ister manyak. Açmadım ya o kapıyı. Beni saatlerce bekletmişler orada, canım çıkmış bir şeyler hazırlayacağım diye, bi de gevrek gevrek sırıta sırıta geliyorlar…. Hayır, bak ben ki hayatında hiçbir yere erken gitmemiş bir insanım. Ama bekletmenin de bir sınırı var, ilk bir saat benim önceki bekletmelerime sayılsın diye zaten ses çıkarmadım sonrasında ise dellendim.
Bir de o birinci dereceden akrabam olan çiyan gözlü, mesaj atıyor. 'Yaptığın ayıp, bu insanlar senin elemanın değil!' Allahhhh, ben daha bir sinirlendim, lan bana ya, bana! Hayatında en fazla kullandığı kelime, 'canım ya ayağa kalkmışken bana da…' olan birisi kahvaltı hazırlıyor size, davet ediyor. 'Özür dileriz, 3 saat geç kaldık ayılık ettik' diyeceğinize, elemanın değil ne demek! Çetele mi tutuyorsunuz, ben bunu yaptım, şunu yaptım, üstüne bunu yaptım. Tuttuğunuz yetmiyor bi de üstüne 'Pazar günü kahvaltıya gittim' böyle bir şeyi de görev gibi görüp ekliyor musunuz. Tabii ki açmam kapıyı. Dua edin, o bahçedeki havuzu boşaltıp, cesetlerinizi oraya atıp, üstünü toprakla örtmedim…
Hayır, bir de bu konuda çok alınganım. Erkek arkadaşım, 'ya bak böyle yemek yaparsan kilo alacaz!' dedi diye, hala önüne bir tabak yemek koymamışım. Her akşam önüne geçerek yiyorum… Başka bi arkadaşım, 'yaee onda dereotu var, koyma koyma!' diye çığlık attı diye masadan kaldırmışım. Hastayım belli ki çivi eksik, bana nasıl bunu yaparsınız yahu!
20 kilo bişi var aralarında, bütün yemek boyunca ağzına atacak bi nane mi maydonoz mu bi otu, gene başlayacak, 'ben bu hafta yine 2 kilo verdim, yine bacaklarım inceldi, yine kollarım gitti, ayy yine göbeğim yok.' En son bana bir video izletti, 'bak bu hareketler kilo verdiriyor' diye, lan adamları döve döve zayıflatıyorlar, bu da bundan manyak gibi zevk ala ala izliyor, ne güzel eriyorlar diye. Zaten ha bugün ha yarın, ne zaman tokatlasam diye düşünüyordum, 'lan öleceksin, ölecek!!!' diyerek.. O da mesaj atmış, aralara da eski Türkçe kelimeler yerleştirmiş seviyeli tartışma olsun diye. Seviye mi kalmış ortada, 3 saat geç kalmışsınız, üstüne özür dileyeceğinize çirkeflik yapmışsınız, bi de kendinizi eleman gibi görüp bi de beni kırmışsınız. Ben de sizi kapıda bırakmışım, hala seviye derdinde.

Hala ortada bir özür yok, sadece erkek arkadaşımı arayıp, 'PMS' mi o yaee' diyen birinci deredecen akrabam var. Asla affetmicem onları, asla!

25 12 2013

Ebru Gündeş'e üzülmemek için 13 neden


  • Kocası ülkenin gelmiş geçmiş en büyük yolsuzluk operasyonunun kilit ismi olması
  • 29 yaşında birinin, bunca mala mülke nasıl sahip olduğu, hiç mi aklına gelmedi?
  • Kahkahalar ata ata, 'kocam bana Mars'ı satın alacak' diyerek dalga geçmesi
  • Aynı günün gecesi, soğuk yüzünden ölen Ayaz bebek...
  • Zamanında Popstar'da eşcinsel diye topluma kötü örnek teşkil edeceğinden, yarışmacıyı elemesi
  • Magazinde çıkan haberlere göre, her ilişkisini aldatarak bitirmiş olması 
  • Ahmet Kaya için gözlerini belerte belerte, 'duygularının samimiyetinden şüphe ediyorum' diye açıklamaları
  • 10 tane şehit varken..
  • Bahsi geçen paralarla resmen yeni bir ülke kurulurmuş
  • Asgari ücret...
  • Bize uçak alan bir kocanın olmayışının kıskançlığı
  • Biz oturalım da kendi halimize üzülelim durumu
  • Bu olaylar içinde en son akla gelen Ebru Gündeş olması gerekliliği

Üzülmek için neden
- Çocuğu var.

3 12 2013

İnternet fenosu olmak için


İnternet âleminin en korkunç şeyi, çabucak her şey tükeniyor! Kahve yapmaya gidip gelene kadar, gündem üç kez değişmiş oluyor. Kendimi en son vine'da 'ayy yakışıyor mu hiç sana? Hiii yakışıyor mu o bebek gibi yüzüne!' gibi cümlelerle haykırarak bulunca havalar da soğudu bari kendime böyle gereksiz bir misyon edineyim dedim.

  • Arkadaşların adını 'Aaa o telefonu elinden bırak artık' zannedene kadar, telefonu elinden düşürmüyorsun. İlk kural bu! Takip ettiğin insanların sayısı, seni takip edenlerin sayısının 7'de biri olmak zorunda. Zaten, bir avuç insanı takip edip, en fazla iki siteye baktığın halde o telefon nasıl yüzüne yapışıyor onu ben de anlayabilmiş değilim. Pezevenk, sanki dünya borsasını izliyor, en fazla time line izliyorsun. Kan anonsları, gezi sloganları, üç beş hüloğğğğ, arada bir 3. sayfa haberleri, birkaç magazinsel haber, maç tabii bir de mekânlarla hava atanlar.
  • Asla kendinize feno demeyin! Hatta fenomenlerden tiksiniyor gibi davranın. Her muhabbette mutlaka haklarında bir kaç dedikodu bilin ve bunu anlatırken, 'ne pis dünyalar var kardeşim!' iğrençliğiyle anlatın…

  • Takipçi sayın biraz hareketlenince bir mail gelecek sana. Bu mail bir davet olabilir, bir hediye yollayacak olabilirler… Hatta şanslıysan bizi yaz sana para verelim diyen bir marka da olabilir! Asla o maili cevaplamıyoruz, sil sil sil hemen hatta! Hemen tuzağa düşme, kendine gel!!!

  • Pr'cılara asla güvenme! Hiçbiri senin arkadaşın değil, sen onlar için sadece markanın istediği bir kullanıcısın unutma bunu! Seni överler, kandırırlar, çok para kazanacaksın derler, allı pullu partilerle gözlerini boyarlar. Yapma!!!
    Öyle her çağırılan yere de gitme! Ay bu klişe maddeler var, internetin babaları olduğunu düşünen mühendislerin makalelerinde falan yazıyor. Orada her yanda kendinizi gösterin falan der, onları da ciddiye alma. Sana ulaşmak için canları çıksın, değerli olduğunu düşünsünler. Ama senden nefret etsinler ayrıca, ‘yine mi bunla uğraşacağız?’ diye dertlensinler de! Zaten seni hiçbir zaman sevmeyecekler o yüzden problem olmaz. Yeri geliyor, kızın bir aylık maaşına tweet atıyorsun, tabii sevilmezsin. Ben olsam gece seni yastıkla boğardım, yine özlerinde iyi insanlarmış
  • Reklam alma işi riskli bir iş. Bir senedir reklam almıyorum ama gel gör, halaaaaaa küfür yiyorum. Önce, işi sırtlanabilecek misin onu düşün. Sonra oldu da aldın diyelim. O paranı iş yapmadan önce mutlaka al! Allah’ım paralarımı alamıyorum! O cuma günü bir türlü gelemiyor. 'Para birazdan hesabınıza geçer' dedikten sonra tam 9 ay geçti. Şirket politikalarıymış, yok onlar öyle çalışmazmış bilmem neymiş... Aaaa koca markayı sen mi kurtaracaksın be!

  • Bir de iki üç reklam aldıktan sonra, bir kurnazlık geliyor insanın üstüne. Şimdi benden şu kadar komisyon aldı, ben işte, 5-10 hesap bulsam, onların komisyonunu da alsam işi bırakırım lan! İstifa ederim, zengin oldum oğlum!!! Tabii ki zengin olmadın. Zaten bu internetten çıkan insanlar zengin oluyor yalanı da nerden çıktı. Yaniii tamam üç katlı evde falan oturuyorum da… Bunu hepimiz yaptık genç dostum, hepimiz. Ben gittim ajans açtım ya, kaloriferleri yokmuş ama tuttuğum ofisin, bir de tuvaleti bir ay sonra kapatmak zorunda kaldım. Çaycıya da halaaa borcum var. Milletin, 'ama benim kitleeammmm böyle bir şeyi istemez anlıyomusannn' yakarışlarını dinlemek sana mı kaldı? Bırak, yesinler birbirlerini
  • Şimdi işler değişti tabi, Vine falan aldı başını yürüyor. Ama hala eski moda olan Twitter'a gelirsek, bunların hepsinin ana fikri aynı zaten. önce kendine bir yer beğen, kendinden bir karakter oluştur. Gündemci mi olmak istiyorsun atıyorum, birkaç gazetenin ana sayfasını oku, Twitter time line özetine bak, sonra iki de kendi cümlelerinle süsle al sana gündem odaklı bir Twitter profili. Haberleri izlemene bile gerek yok, zaten takip ettiğin insanlar izliyordur, boş ver. Kadın erkek ilişkileri üzerine mi? Biiiippp! Bu alan dolu kardeşim, paşalar gibi seneler önce arsamı aldım bu konudan. Gördüğün, yaşadığın her şeyi ilişkine bağla. Kafayı yemiş gibi ilişkilerden bahset. Bazen ilişki kusuyorum o derece! 
    Baktın kendine yer bulamadın, ağlak ağlak şeyler yazıp, sürekli evde kerpetenle etlerini kıstıran yabancı bir adam var gibi davran. Hep film izle, hep ama! 'Bu akşam da bundan önceki akşamlarım gibi şarabımı koydum, festival filmlerinden bilmem ne sikimin bilmem ne kuşağını açtım. Huzur bu' Ayy ne şaşırtıcı!   
  • Koloni hayatında gezmek… İşte benim en zorlandığım alan bu olmuştu. O yüzden internetle alakası olmayan adamlardan kendime arkadaş topluluğu edindim, orospular sonra benden ünlü oldu! O yüzden alışacaksın, hep bir arada olmak gibi bir durum oluyor nedense. Çünkü normal insanlarla iletişime geçemiyorsun! “Ne bu şimdi? Nee yani, buradan bir şey yazıyorsun okuyorlar mı? Eee neden? İnternet falan anlamam ben!” Sonra o gazla mıç mıç bir ilişki başlıyor. Önce kimin eli kimin cebinde durumu, ardından hooop “sen bana bunu nasıl dersin!” Boka batmayan, sonu hayırla biten bir arkadaş grubu görmedim. O yüzden diline hâkim ol, daha doğrusu Whatsapp konuşmalarına hâkim ol. Sayfa görüntüsü alarak yaşayan, ondan enerji alan insanlar var, deli misin?

    Son olarak, eğer buralardan kısmet bulmayı düşünüyorsan maalesef. Erkeksen ayrı ama yediğin önünde yemediğin arkanda ağlıyor. Kadın olunca işler farklı, kimle muhabbet etsen 'RT yaparken nelere dikkat edersin?' 'Sence şu tweetim nasıl' Seni sadece bot RT hesabı olarak görüyorlar. Ve en kötüsü azıcık ama azıcık takipçi sayılarında bir oynama olsun, ilk boklayacakları kişi sen oluyorsun.   


İnşallah istediğin budur, yani niye kendine böyle bir kariyer hedefi seçtin onu da bir sorgulamak lazım aslında ama umarım başarılı olursun.

27 11 2013

Ezgi Kim?

Şimdi şu aşağıda olan sahneyi yaşamayan çift yoktur, yaşamamışsa zaten çift olmayı becerememiştir zaten... “Ezgi kim? Kim bu orospu Ezgi!!!!”

Öncelikle böyle bir şeyi sormaya tabii ki hakkımız var be! Aramızda bir anlaşma var! Biz sevgiliyiz artık senin hayatın benim hayatım; doğal olarak senin Ezgi’n, benim Ezgi’m!
Tabii bir de insanlar zannediyor ki, iki sevgili kanepede sevişmeye beş dakika kala bir halde, aşktan gözleri dönmüş bir şekilde birbirlerini okşarlarken, telefon çalıyor, Ezgi adını duyuyor ve kıyamet kopuyor! Böyle bir hikâye olabilir mi? Her olay gibi bunun da bir geçmişi var tabii

Önce bu Ezgi'nin adı, adamın telefonunda oldukça sık görülmeye başlıyor. Bir kere azmine hayran kalıyorsun kızın, her yerden ulaşma çabaları falan… Her yerden ama hiç boşluk bırakmadan! Ardından ‘Ya sabır!’ diyorsun, ‘Şimdi kavga çıkarmayayım telefonunu karıştırdığımı anlar, bir daha değiştirir şifreyi, bulana kadar imanım gevriyor zaten!’
Ve sonra bir gün kahramanımız dışarıda, arkadaşlarıyla sosyalleşirken, (kendisi buna sosyalleşmek diyor; ben olaya amı götü dağıtma olarak bakıyorum...) Bu Ezgi yanlarında bitiyor! Gene susuyorsun, çünkü bu kez, 'Hah tamam iki kez dışarı çıktım zindan ettin bana her şeyi, tamam artık sen de çıkmıyorsun!' diyecek diye korkuyorsun.


Sonra bu Ezgi denen kız, gecenin ikisinde arıyor yaa, gecenin ikisi diyorum dikkat ettiysen!!! Kızım senin başına ne gelmiş olabilir de benim sevgilimi gece yarısı arıyorsun? Uyuşturucu baronları mı evini bastı? Akrabalarından dayak mı yiyorsun? Sokakta mı kaldın? Kapkaç mı yaptılar sana ne oldu da, aranızda nasıl samimiyet var da bu adamı gecenin ikisinde arıyorsun yahu! Terbiye Ezgi’cim, sadece birazcık terbiye!  Sonra tabii ki surata surata kükrerim. Bu kadar mı başına vurdu be kızım. Gecenin ikisinde sevgilisi olan adam aranır mıymış; hali hatırı sorulur muymuş, manyak mısın sen?

Hayır, bir de şöyle bir durum var kızlar! Aslaaaa kıskanç olduğunuzu adama söylemeyin! Sonra sizin her şeyinizi ona bağlıyor. 'Şimdi canım, sen kıskanç olduğun için.....' 'Kıskanacaksın yine olay çıkartacaksın bilmem ne....' Lan, beyinsiz beni gecenin ikisinde Abdullah diye biri arasa, telefonumu o Abdullah'ın nerelerinden çıkartırsın sanki seni bilmiyoruz. Yedi cihana eşcinsel olduğunu söyleyen çocuğu öptüm diye haftalarca kıyameti kopardın ya! Vine'da tipi güzel çocuklara like veriyorum diye kendini yerden yere attın be adam! Bunları konuşmuyoruz hiç, varsa yoksa benim kıskançlıklarım. Ama işte, kabullendik ya kıskanç olduğumuzu hemen vurun Pargalı’ya!
Kural belli, 'Tatlım, kıskançlık sadece kendine güveni olmayan kadınların işidir...' bunu telefonunu kurcalarken söylersen de olur. Ağzından bu çıktı mı seni sonsuza kadar öyle zannediyor.

Kızın varlığını adamın anılarından bile sildirdim. Bir daha görmeyeyim o telefonunu Ezgi, böyle sürtüklüklerin âlemi yok. Belli ki iyi bir arkadaşımızsın ama ayıp canım benim! Gerçekten ayıptır ya!
Kükreme mevzusuna bir daha dönersek eğer; Kükrerken iğrenç görünüyoruz büyük ihtimalle ama o sinmiş, pısmış halinizi de izlemek gibisi yok. Adam ufacık kalıyor ya, boncuk boncuk bakıyor, ‘Keşke o telefonu yeseydim de bu anı yaşamasaydım!’ diye.


Yani demem odur ki Ezgi kim diyorsak, bu Ezgi kim onun da hesabı verilecek o kadar!