23 03 2013
Cumartesi Kahvaltısı
Kilo verdim, daha neşeliyim, daha kendimleyim
Daha ile başlayan bütün eylemlerim mutluluk üzerineydi
Salonda Erman Toroğlu'nun sesini duymuyorum mesela,
Ya da benden önce uyanıp dan-dun seslerinle sinir krizi geçirmiyorum
Tek kendime kahve yapmakla yükümlüyüm
Ya da senin acıkmanı beklemek zorunda değilim
Her şey daha iyiye gidiyor sanki
Sadece bazen uyanıyorum, döndüğümde sırtını görecekmişim gibi oluyor
O tarafta hala iki yastık var, tek yastıkla yatamazsın diye
Bi tek bu, sabahları zor geçiyor işte...
Yalan söyledim, Erman Toroğlu'nu açıp açıp ağlıyorum
Kral Tv'yi de açıp ağlıyorum
Arabada zaten hep slowturk var
Evet, tuvalette de ağlıyorum...
Şu an suratımda patatesli maske var ve gözyaşı yüzünden mundar oldu
Yüzü mermer gibi yapıyormuş, gözenekleri sıkıştırıyormuş
Bunları bile anlatacak kimsem yok düşün,
Hoş, sana anlatsam sanki dinliyordun da
Ama olsun, insan yine de ne yaşarsa anlatmak istiyor...
Biz olamadık diye ağlıyorum, bazen neden tanıştık diye, bazen de haberlere
Hayal ettiğim gibi yaşamadık, hep tuttuk kendimizi
Daha fazla acı çekmemek için hep kurallar koyduk
'Bir gün bitecek' diye altını çize çize birbirimize okuduk
Böyle aşk mı olurdu, aşk olsun ya insan hemen mi unutulurdu?
Bazen haberini alıyorum, o mekanları tek tek basıp
O takıldığın sürtükleri tuvalete götürüp, kafalarını muslukla yarmak istiyorum
Öyle bir şey tabii ki yapmam saçmalama, bunun için adam tutarım...
Ne yapabildim ki zaten, ne zarar verdiysem hep kendime
Mağaza elemanı 'artık anti aginglere başlamalısınız' dedi
Sonra senden ayrılmaya karar verdim
Öyle kara lanet bir gündü,
Yağmur yağıyordu, ağzına sıçayım o ugglar su alıyordu
Başladığımız yerde bitirdik zaten,
sen de dünden hazırmışsın, insan bir zorlar
İnsan bi dener ya, ne bileyim düzelirim belki der
Maşşallah yani davul zurna ekibiyle karşıladın beni,
Atatürk ortaokulu folklor takımı arkandaydı
Ayrılığımız adına hayır kermesi kurmadığın kalmıştı...
Bazen sinirleniyorum sana, tek yastık koyuyorum olduğun tarafa
Koltukta oturduğun tarafa oturuyorum
Zil sesinden nefret ediyorum...
Bu kadar basit bir şeyi başaramadık diye söyleniyorum
Seni aramak istiyorum
Telefonla konuşmaktan nefret ediyorum.
Cumartesi sabahları hep umutlu oluyordu sanki
Tabii biz Pazar günü olmayı seçtik,
Ertesi gün olan iş günü yüzünden değerimizi bilemedik...
Geç uyandık, gün bitti;
Erken uyandık, hep bi telaş, bıkkınlık
Nasılsa bitecek bir gün hali...
06 03 2013
Acaba senin falında da ben çıkıyor muyum?
Neyse işte, zamanında Ankara'da İstanbul'dan bi kadın geldi diye bütün eş dost fal baktırmaya gitmiştik. Kadın ne dese çıktı ama kadının adını her şeyini unuttum ben... Geçenlerde bi arkadaşım, bi kadın var üç harflileri de Arapmış, evde bakıyormuş sadece dedi. Üç harfli dedi, beni kaybetti zaten, şimdi durup dururken kendimi korkutmanın alemi yok. Yalnızz, acaba Ankara'da bana bakan kadın mı acaba diye de içime bir şüphe düşmedi değil. Bana yakışanı yapıp, o kadın mı değil mi diye sabahın köründe kadının evine gittik bizim kızlarla.
Bir apartmanın son katı ama apartman demeye bin şahit ister, çıktık eve yaşlı bi kadın oturuyor, ailesi falan var böyle. Bizi salona oturttular, kahvemizi elimize verdiler, sonra da "hadi bakalım gel" dedi falcı. Bu kesin o Ankarada olan kadın, o da böyle insanların ortasında bakıyordu çünkü.
Geçtim karşısına yüzüne dikkatlice bakıyorum, hafızamda kalan görüntü böyle bişi değil ama konsept aynı. Başka kimse gelmeden, baksın o mu değil mi anlayayım derdindeyim. Teyze de fincana dualar okuyor o sırada, duası bitti fincana baktı baktı, "Benim torunu gördün, topçu olcak o, çok tatlı bağğsana " Torun dediği şey de tazmanya canavarından hallice bi çocuk. Eline top vermişler her tarafa atıyor, gelip gidip bacaklarımıza tokat atıyor, oyuncak bi bisikleti var onunla parmaklarımızı ezip duruyor. Anası falan ortada olmasa bi cimciklicem ama yok, "Oğluşumm at topu att, ablaya at" Kadın, o canavarın geleceğinde futbolcu olacağını görmüş diye şımartmalara doyamamışlar.
Bi yarım saat torununun gelecek planından bahsetti, o bahsederken tabii içeri bir sürü müşteri girdi, kadın bana ne söylese herkes duyacak. Bu kesin o ya dedim, kesin yani eskisi de yanımda iki saat kısır tarifi vermişti, cinnet geçiriyordum.
Yine esnemeler, sizin evde büyü varlar, sana dua lazımlar gibi klişeler bittikten sonra bu başladı anlatmaya,
'Şimdikk bi adam var diolar, yaşı senden büyükmüş, içi dışı bir ama bi dediğiyle diğer dediğinin ucu ucağı yoğmuş... bak bak arapça şurada yazıyo, gördün?'
Nerden görcem yahu, görsem sana bunca parayı verir miyim, bi de arapça diyor, ben latince fal okuyabiliyodum ya tühh..
'Gııı bak bi bişi dicem, sen bunlan nikahsız yaşıyomuşun, cinsel münasebetiniz olmuş. Diyolar ki nikah yapmadan aynı yastıkta yatmışınız. Adamın duyguları netmiş ama aynı çatıda yatağına girmiş'
Allah kahretsin! herkes duyuyor, tamam yeter seviştik işte, ne var nee!!! 50 kez nikahsız da nikahsız, öyle bir anlatıyor ki içerdekilere basın açıklaması yapmak zorunda hissettim kendimi, 'Metres değilim, vallahi billahi değilim, adam yüzük taktı ama devamı gelmedi, teyzenin üç harflileri yatak odamdan bi çıksa anlayacaksınız hikayenin devamını ama onlar da deştikçe deşiyor. Masanın altına gircem artık, 'Gıı misyoner sevmiyo yazdılar, sev gızım sev' dedi diyecek yani...
'Bu çocuğu sen çok üzüyorsun, o seni bırağmaz sen bırağman lazım. sen daha önce de nikahsız cinsel ilişkiye girmişin, onda çok üzülmüşsün güvenin gitmiş'
Ya, eski sevgilin falan desene şuna be kadın, cinsel ilişki dedikçe kendimden iğreniyorum, senelerce süren koca olayı bi vajina bi penise bağladı. İçerden de kıkırtılar geliyor, gidip '4-5 sene sürdü ya, valla billa konsomatris falan değilim' demek istiyorum.
'Bağ şey yazıyolar, sen iki okul bitirmiş, aklı çalışan biriymişin ama için çok parça parça olmuş'
Ohh çok şükür sonunda seks dışında bişi söyleyebildi. İçerdekilere de, 'Nolduu iki üniversiteyi duyunca sustunuz' diyerek timsah dansı yapacam o derece sevindim.
'Ama aklın hep fanfinideymiş, oraya gidim, buraya gidim, onu sevim, bunu sevim, hiç kenara para koymamışın. Gezmeymiş, cinsel minasebetmiş bunlar yalan gızım yalan. 80 olduk ha bağ bi işimize yarıyo mu? O torunu gucaana aldığın an, yatak düşünmüon'
Ya teyze ne yedin sabah sabah, mesir macunu mu verdiler sana naaptılar anlamadım ki, fal da ne biçim falmış öyle nasıl kapattıysam bilinçaltıma sıçayım.
Yine dualar okudu, okudu bi nefes aldı, 'sor bakalım' dedi, işte en sevdiğim bölüme geldik, gelmesine amma gel gör ki bu kadına ne sorsam, hükümetin her sorunu vajina bağlaması gibi yatak odasını hayatım yapacak. Bir de aklıma soru gelmiyor, karnım da öylesine aç ki ağzımdan bi anda "Ben ne zaman zayıflayacağım?" çıktı. Şöyle bi süzdü beni, 'o çanak anteni, kablolu tv yapsan ne olur yapmasan ne olur' dercesine geri dönüp dualarını okudu, döndü..
'Bağ şindi bağ şey yazdılar, bol su içsin, az yesin. Benim diğer gelin de öyle solusa yarıyo. Yürü, gez, yol yol yap böle. Benden geçtiii ahh ahh''
Sağolsunlar, verdikleri aklı mutlaka uygulayacağım. Resmen şaka olmalı bu ya da Şanslı Masa, Şanslı Fal falan bişi oldu. Bari ne zaman, kimle evleneceğimi sorayım dedim. Baktı yine dualarını okudu, eğildi böyle bu kez fısıldayarak,
'Şindi, cinsel minasebetinin daha olmadığı bi adam olacak bu. Yani şindi daha bişi olmamış, sen bu adamı görmemisin, o seni uzaktan duymış ama"
Teyze sen ne yaptın ya, 'daha olmadığı' falan, ne diyosun sen? Dünyaları şeyettik sanki tövbe tövbe, yaşlı kadın bişi de diyemiyorum. Gerçi ne diyeceğim ki o üç harflilere bi kıst bi pıst dese günlerce Medyum Keto gibi dolanırım ortalarda... Bildi mi bilmedi mi anlamadım da zaten, daha da rezil olmadan kalkayım da gideyim dedim.
Sonra diğer kızlar da baktırdı, ardından hepimizin ortak düşüncesi, "içerdekiler falımı dinliyor diye kadının bütün dediklerini unuttum..." Benim de aklımda sadece 'cinsel minisebeti' kaldı...
12 02 2013
Ertesi Gün...
15 Şubat sabahı okula bi kız arkadaşımla gidiyoruz, yolda da bu ertesi gün hapından bahsediyoruz, okulun oradaki eczanenin önünde olan kalabalığı görünce biraz meraktan, herkes alıyo eve depolayalım kenarda dursun mantığıyla, biraz da yasaklanır falan depolamalıyız diye o kalabalığa girdik. Seda Sayan'ın programında bile o kadar kadını bir arada görmemiz imkansızdı, o derece The Walking Dead sahnesi gibi gözleri dönmüş bir şekilde eczacıyı az getirdi stoklarında yok diye boğacaklardı. Ama asıl olay bu değil, onca kızın içinde birkaç fedakar erkek vardı, sevgilileri için almaya gelen. Allahın işi ki onların arasında o kavga ettiğim sevgilimde duruyordu, kabak gibi bekliyor orada, bir de eczacıya atar yapıyor “hadi getir artık” diye. 23 11 2012
12 11 2012
Kıskançlık Nasıl Geçer
Kendimce adamı onlardan uzak tutmak için en köşedeki şezlonga gittik ama ben uzak tuttukça işler garip hale gelmeye başladı. Önümüzdeki kutuya kızın biri çıkıp dans etmeye başladı. Bir el uzaklığında poposunu kıvırtıp, ince belini sağa sola çalkalayıp etrafa gülücükler saçan bir kız. Sorun çıkartırsam medeniyetsiz, kendine güvensiz, zavallı bir insan gibi görünebilirdim. O yüzden hayatımda ilk defa kendimi tutarak bize biraz izin verdim. “Kızın her bi’ yeri özel yapılmış gibi” diye bir cümle kurdum. Ne olursa olsun adamın yanında ben varım, benimle buraya geldi, herkes çift, bakmaktan bir adım ötesi olacak değil ya, bir de sanki bütün kızların hepsi benimkine hasta gibi davranmam ayrı bir mevzu. “Hem bu bir ilişki kurtarma operasyonuysa, boğduğum, bunalttığım gereksiz yere kıskançlıklarımla çıkardığım kavgalara belki son verebilirim” diye düşündüm.
Sustum. Anadolu kadını fedakarlığıyla tatilimizin bitmesini bekledim. Bu süre zarfında da bütün gözeneklerimi, bacaklarımın yamukluğunun nereden başladığını, turuncunun bana hiç yakışmadığını aynalardan öğrendim. Peki ilişkimiz kurtuldu mu? Hayır. Kavga çıkarsam da çıkarmasam da sorun benim kıskançlığım değilmiş. Kaldığım yerden devam edebilirim.
15 05 2012
karma.
Artık bira içmiyorum mesela, bir bira bir ekmek yemeye eşmiş.
Ben ne zaman bunları düşünür oldum ki?
Aslında hep düşünüyordum, ama uygulama yoktu
Yoksa iki artı bir büyüklüğünde götüm nasıl olurdu...
Göt demişken, aklıma ara ara takılıyorsun merak etme
İnsan insanı sikiyormuş, anasına avradına kadar hem de acı acı sikiyormuş
o bile acıtmıyormuş ama insanın insanı unutması acayip koyuyormuş.
Avuçlarımın içleri hep dışa dönükmüş seninleyken,
beraberken hep 'ben' diye başlayan cümlelerim şimdi sen olmuşsun.
Buna da Allahın bana vermiş olduğu bir ceza diyelim.
Şimdi bir köpeğim var, onunla annelik güdülerimi ölçüyorum.
En çok korktuğum şey anne olmaktı, ya be-ce-re-mez-sem derdim.
becerebiliyormuşum.
Ya da dur ya, köpekle bebeği aynı standartta mı değerlendirdim az önce
lafımı geri aldım biraz daha zaman gerek bana...
Eskiden canım acırken slow turk dinlerdim,
Şimdi müzik duymak bile istemiyorum sanırım.
Biraz başım ağrıyor,
Baş ağrısı da hep bana yalan gelirdi doğrusu
Doğruymuş... Beynimin içinde solucanlar ürüyormuş
Ben artık bu diğer yarımı bulma olayından çok sıkıldım
Büyü yok, sihir yok,
O karnımda uçuşan kelebekler götümden çıkmak istediği çırpınıyormuş
Her şeyi yanlış anlıyorum.
Bir daire var ve ben ne onun etrafında dolanıp duruyorum
yaşlanıyorum, korkuyorum, korktukça siniyorum
ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.
Olayları yazmaktan hislerimi unutmuşum
Çok uzun zamandır dizi izlemiyorum
Hepsinin sonunu biliyorum
Kötü kişi gidiyor, iyiler birlikte oluyor
Kahraman hep kazanıyor.
Çünkü kahraman iyi, çünkü ilk başta çekingendi,
çünkü diğerlerine göre hep daha sakindi
İnsanlar taşkınlık yaparken bir tek onun aklına durmak geliyordu
Başına gelen bütün belaların nedeni diğerleriydi
Ki bu normal hayatta olsa, kendisi kahraman değil ezik olacaktı
işte bu yüzden diziler, filmler baştan yalan, karakter yalan.
30 01 2012
Umarım hediyeni beğenirsin
Bir yıl boyunca bütün salaklıklarıma katlandın, şımarıklıklarıma dayandın, yemek yapamıyorum diye fast food’a alıştın. O gün eline Rusya bileti verdiğim an sevinçten çılgına döneceğini biliyorum, bence hak ettin, git, gez toz...
Yılbaşı geliyor malum, bizim evde de birbirimize ne hediye alacağımızın paniği yaşanıyor. Yılbaşının bizim için ayrı bir önemi var ki, sevgilimizle birinci senemizi doldurduk. O yüzden ona çok özel bir hediye vermem lazım. İyi, kötü, güzel, kavgalı, aşık, dargın, barışık her türlü entrikalı bir seneyi doldurduk. Bir sene boyunca benim bütün salaklıklarıma katlandı, şımarıklıklarıma dayandı, beni sırtladı, hastayken başımda bir dakika bile uyumadan bana baktı. Yemek yapamıyorum diye fast food yemeye bile alıştı adam. O yüzden ona hep hayalini kurduğu bir şeyi

hediye etmek istiyorum açıkçası. Öyle ki, hediyem çok özel bir şey olmalı, hayatı boyunca hiç unutmamalı, gördüğü zaman gözleri fal taşı gibi açılmalı, bana olan sevgisi on kat artmalı, hatta hemen ardından dizlerinin üzerine çöküp “Köpeğin olurum, benle evlen” diye hüngür hüngür ağlamalı.
Şu olayları yaptıracak tek şey var, o da adama bir hafta Rusya’da yalnız başına tatil ayarlamak. O gün, eline Rusya biletini verdiğim an sevinçten çılgına döneceğini biliyorum, Boğaz Köprüsü’nün tapusunu versem öyle sevinmez, onu da biliyorum ama bir hafta sonra da adam dönmez oradan onu da biliyorum.
Varsın dönmesin, canım benim o mutlu olsun yeter... Yani bence hak etti, gitsin gezsin tozsun o dünyaya sadece salınmak için gelen hatunların arasında kendini cennette hissetsin.
Ne var ki bunda, neticede önemli olan bizi birbirimize bağlayan sevgi değil mi? Güven olmazsa, aşk neye yarar hem. Üstelik güven dediğin nedir yani, adama da kızamam ki, beni de Biscolata erkeklerinin yağmur altında gitar çaldığı boş beleş adaya atsalar, “Ayy hayır, sevgilimi bırakmam” gibi laflar mı edeceğim, peh. Paşalar gibi o adaya yerleşip kendime orada bir gözlemeci açarım. O yüzden ona kızmam, bu isteğini yadırgamam çok saçma. Hem belki gerçekten haklıdır adam, Rusya’ya sadece mimarisi için gidiyordur, tarihi yerleri gezmek istiyordur.
Hemen kendi kendime Şokala partileri, benim adamı ortalarına alan kızlar, kremşanti sıkıp ondan meyve salatası yapmaya çalışan yellozlar gibi sapık sapık şeyler düşünüyorum. Belki de sorun bendedir, adamın gerçekten karıyla kızla alakası yoktur. Bir de sanki uçaktan iner inmez bütün Rus kızları bizimkine mi saldıracak? Hem denemekte ne var ki, sonuna kadar güveniyorum ona. Ve eminim ki buraya döndüğünde ilişkimiz daha rayına oturacak, her şey daha güzelleşecek. Onu öyle çok seviyorum ki, istediği şey benim canımı yaksa bile ona hediye edeceğim.
Rusya’da değil yalnız Kadıköy’e yollamam
Şu an bu satırları okuyor olmalısın sevgili sevgilim. Valizine yerleştirmeyi düşündüğün prezervatifleri hemen aklından çıkartıyorsun. Sana hediyem 1-2 dakika bu olayın heyecanını yaşayıp gerçek zannetmendi. Umarım beğenmişsindir hediyeni, ağzının suyunu silip otur oturduğun yerde.
Rusya’ya tatile gidecekmiş de, bilmem neymiş. Seni değil Rusya’ya, yalnız başına Kadıköy’e bile yollamam ben.
Bir tur bineyim mi?
Çocukken milletin karne hediyesi bisiklet oluyordu, babamda kapının önünde bir bisikletle çıkıp gelmişti. Aylarca bana o bisikleti kullanmasını öğretmeye çalıştı ama ne zaman elini bıraksa ben yerde süründüm. En son adam cinnet getirip bisikleti paramparça etmişti. Sonra ben kıyameti koparınca üzülüp bu kez bana gitar almıştı, iki gününü aldı o gitarı başkasına vermesi. En son ağlıyordu “Yalvarıyorum şarkı söyleme, lanet olsun şunun şu tellerine” diye.
Ardından belki keman benim için daha iyidir diyerek kursa yolladı, hocamın da beni oradan göndermesi iki gününü almadı, “Müzik kulağı yok” diyerek. Spora yönlendirmek için yüzme kursuna yolladı, kardeşim ödül üzerine ödül aldı, ben sadece kantinde oturup hamburger yedim. Çünkü sudan ölesiye korkuyordum. Babam için yeteneksiz bir kızdım yani ama benim için sorun yoktu, “Bisiklet bir daha ne zaman karşıma çıkacak paten moda olmuştu, kemanı nerede çalacağım, denizi sevmem bile kumsalda yatarım” dedim durdum.
Sevgilinin yaptığına bak
Ta ki geçen güne kadar... Sevgilim ve arkadaşlarıyla Büyükada’ya gidip kahvaltı falan yapalım dedik. Bir tane de kız var aralarında, geçmişlerinde artık ne yaşanmışsa böyle gereksiz bir samimiyet, bir el kol şakaları, bir iğrençlik böyle. Bu konuyu sonra irdeleyeceğim! O kızdan nefret ettim ve kesin biliyorum geçmişlerinde manitamla bir şey olmuş, sevgili olmamışlar da bi elleşme var yani, hislerimde hiçbir zaman yanılmadım çünkü.Neyse kahvaltı yaptık, sonra o gerizekalı, sivri akıllı, götüne boğaz köprüsünü soktuğumun kızı
“Bisiklete binelim” diye tutturdu. Mal ya, bir sor bir düşün yani, belki o iki tekerleği çeviremeyen insanlar var. Neredeyse 10-15 kişilik bir grup, bisiklete binemiyorum demeye de utanıyorum. Kendi kendime “Denge sorunum var ondan” diye bir olay uydurmuştum ama birazcık hıtıklasalar, denge sorunu diye bir şeyin var olmadığını bilirler. Zaten o sırada da beni kimse dinlemiyordu, herkes büyülenmiş gibi bisikletlere bakıyordu. Sevgilime döndüm, “Ya ben süremem sanırım, biz binmeyelim” dedim, suratıma bile bakmaya tenezzül etmeden, “Bisiklet bu, kullanırsın, seç bi rengi” dedi. Bisikletmiş o, bak sen iyi ki söyledin cip zannediyordum ben onu.Allah yüzüme gülmedi
Bisikletler önümde sıra sıra dizilmiş bekliyordu, korkumla yüzleşmeye hazırdım. Belki de gerçekten bisikleti sürebilirdim, neticede iki tane tekerlek. Ya evet, işte sorun o bence o iki ince teker ve bir takım metal şeyler beni nasıl üzerinde taşıyabilir ki? Herkes bisikletini seçti, sıra bana geldi. Bi döndüm, benimki almış bisikleti çocuk gibi şen, adamın da günü benim yüzümden zehir olmasın diyerek seçtim içlerinden birini. Biraz ilerledik, o yolda kullanmak yasak diye ellerimizle sürerek gitmeye başladık. Ne yapacağım konusunda hiçbir fikrim yok ama adamı o kızla beraber tee tepeye yollamam! Bindim bisiklete, derin bi nefes aldım, “Allam ne olur zincirini çıkar bisikletin bir şey yap, manita zinciri takana kadar hayattan soğur zaten” diye dualar ederken artık iş işten geçmişti, insanlar vın vın yanımızdan geçiyordu. Hadi PuCCa gazan mübarek olsun dedim, ayağımı pedala attım. Sonra hatırladığım tek şey bisiklet benim üzerimde yerde yatıyordum.
Kaldırmak için insanlar geldi yanıma, sevgilimde parçalanan yerlerimi görünce kıyamadı, yanıma gelip “Uff mu olmuş, PuCCa’nın dizleri?” diye 3 yaşındaymışım gibi davrandı. Sonra da herkes yukarı çıkınca bana tam
3 saat boyunca bisiklet kullanmayı öğretmeye uğraştı. Sonuç, bisikletçiye, bir bisiklet parası ödemek zorunda kaldık, çünkü sinirden parçaladı onu. Ben hâlâ bisiklet süremiyorum.
09 11 2011
PuCCa Günlük Ve Geri Kalan Her Şey
18 10 2011
Yeni yıkanmış kot laneti
Banyoda pantolonumu çıkartmaya çalışırken, bir anda bana bir haller oldu, başım acayip dönmeye ve gözüm kararmaya başladı, sonra da ağır bir kedi sidiği kokusuyla uyandım. Kot pantolonum aşağı sıyrılmış, bacaklarım kardeşimin omuzlarında banyoda yatıyorum. “Lan lan lan bana ne yaptın?” diye olayları anımsamaya çalışıyorum. Anımsayamadım, tek hatırladığım çenemin delice ağrıyor oluşuydu. Ben daha ne oldu ne bitti anlamadan evin içine anoraklı insanlar girdi, aynı anda hopp başımda üç kişi belirdi. Ve altımda hâlâ bir şey yok!
Birkaç saniye “Ne oluyor, neresi burası?” tantanasından sonra alt tarafımı fark ettim. En büyük korkum gerçek olmuştu işte. “Aman yavrum donunu temiz tut, hastaneye falan düşersin. Ne pis kızmış bu derler sana bakmazlar, orada ölürsün” diyen sevgili
babaannemi hatırladım. Ağda yapmadan dışarı çıktığım anlarda, “Böyle sokağa çıkıyorum ama araba çarparsa, bacağımı Mahsun Kırmızıgül’ün bacağı zannedebilirler. Allah’ım sen beni arabalardan koru” diye dua ediyorum. Sevişirken bile, “Ne olur deprem olmasın, anadan doğma çıkmayayım sokağa” diyen bir insanımIşığı gören geldi
Kapı açık kalmış, ambulans sesini duyan bütün komşular önce kapının önüne, oradan bir şey öğrenemeyince eve girmişler. Sağ tarafımı bir döndüm, Muazzez Abla’yı gördüm, “Ne olmuşşş?” diye kafasını uzatıyordu banyodan. Hemen gözüme lamba tutan kızın bileğini tuttum, “Donumu çekmeliyim yardım et” diye. Kapıyı kapattılar, kızlardan biri kotumu tuttu, yukarı doğru çekmeye başladı.İşte o an, ikinci korkum olan, ‘yeni yıkanmış kotu giyme’ durumuna girdim. O kotu normalde yatağın üzerinde solucan gibi kıvrana kıvrana giyiyorum. Karnımı iyice içime çekip, düğmelerini iliklerken tırnaklarımı parçalıyorum. Şimdi orada bir de stres olmuşum nasıl giyebilirim ki? Popoya kadar çekebildim, terden bir daha bayılacaktım. Gelenler de yazık, bir anda kendilerini mağaza satış elemanı gibi hissetti. “İyi oldu iyi, düğmeleri kapatmayalım genişler zaten o, giydikçe açılır” gibi laflar söylemeye başladılar.
Ardından bir anda ağzımda öyle bir ağrı hissettim ki klozetin üzerine oturdum, kafamı eğmemle kanları görmem aynı anda oldu. Sonrası hastane, bandajlar, raporlar vs vs. Çenem çatlamış, şu an ağzım yüzüm sargı dolu, rahat rahat konuşamıyorum hatta gülemiyorum bile. Ağrı kesiciler en sevdiğim arkadaşlarım. Evdeki herkes bu halimden çok memnun, özellikle sevgilim sargıların bir sene daha kalması taraftarı... Bense çok açım, çorbayla karnım doymuyor, konuşmak istediğim bir tomar şey var ama ağzımdan kelimeler çok zor çıkıyor...




