allam bana noluyor beynimi kaybediyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
allam bana noluyor beynimi kaybediyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19.05.2009

Amaçlarımı boşalttım geridönüşüm kutusuna


Bu sıralar isteklerimi, hayallerimi, yaşadıklarımı, amaçlarımı sorgulamaya başladım. Önce yaptığım işi, geleceğimi, bana neler katıp, neleri götürdüğünü, şu anda hedefimin neresinde olduğumu sorguladım.. Biraz fazla sorgulamışım yalnız şu anda işsizim.. Seks ve aşkla devam ettim bu sorgu olayına fazla derine indim sarmadan ayrıldım.. az kalsın aseksüel olacaktım ki, dedim tamam yeter ıcığını cıcığını kurcalama işinden oldun bide kukundan olma.. Şimdi de amaçlarıma taktım.. Bu dünyaya gelişimizi yukardakinin can sıkıntısı dışında üremek olarak gören biriyim. Yani üremekten başka hiçbir halt sonsuza dek sürmüyor evrende.. Bu sebeple evlenmek benim tek amacım, çocuk doğurmak tek emelim(di).. Hem çocuk için, hem yalnız yaşayamayan insanlar kategorisinde olduğum için, birinin beni hayatı boyunca sevebilme ihtimali dünyanın en güzel duygusu gibiydi.. Sonra böyle birşeyin olamayacağını düşünüp, sadece bir çocuğum olsun yeter demeye başladım.. Yaşayamadığım, içimde yara olan, çocuklara baktıkça kendi çocukluğuma acıyıp bedenimden nefret ettiğim zamanları, ona bana sunulmayan hayatı yaşatarak kapatmak istiyorum.. İstiyorum istemesine ama evlenmekle ilgili tek bir fikre sahip değilim. Çocukken sorarlardı büyüyünce ne olacaksın diye, "Allah olcam ben" derdim. Ağzımın üstüne iki tane çakarlardı "iyi madem gelin olcam" derdim.. Evlilik hayalim şurda yazdığım gibi.. Amaaa kazın ayağı öyle değil işte. en fazla ne kadar o oynaşlar fingirdeşmeler sürer.. Sonsuz aşk diye birşey var mı? Yok öle bişi, en babası bile en fazla 10 sene sürer.. Kimlere ben bitmez bu aşk dedim, senden sonra kimseyi sevemem ben dedim.. Bu elim başkasının elini tutamaz dedim.. Bırak eli hangi uzuvlarını tuttu o elim. Aklımın ucundan geçmedi bile verdiğim o sözler yeminler. Aşk bitiyor, alışkanlık asıl beni korkutuyor.. İnsan kanından canından olan kardeşine yeri geldiğinde aynı evde tahammül edemiyor bambaşka bir insanla hayatını birleştirmek, ve bunun için yazılı yemin vermek ne kadar garip aslında.. Çocuk doğar kilolar başlar, adam bunalır çeker gider, işten eve geç gelir, az konuşulur, dışarıya az çıkılır, aranızda sadece çocuğun ihtiyaçlarıyla ilgili konuşmalar geçer.. Sen konu açmaya çalışırsın, o konu kapatmaya uğraşır. Hep daha fazla para kazanmak için didinirsiniz. Sürekli borçlarınızı hesaplarsınız. Bi süre sonra aşk unutulup gider. Kadın görümcesi, akrabası, hısmı iş arkadaşlarıyla daha samimi olup, sezon sonu kıyafetlerine kocasına gösterdiği ilgiden daha fazla şevkle bakar.. Eve ilk taşındığınızda deli dümbül sevişilen koltuğa oturtmazsınız artık adamı.. Seksi iç çamaşırlarının hepsi hurçlara kaldırılır. kayınvalidenin evinde oynaşlar biter.. Köşe bucak sıkıştırmaz artık adam seni. Döner götünü yatar, yorgun argın geldiği işinden. Sen ise kerimanlarla gördüğünüz oturma odası takımını anlatırsın o çoktan uykuya dalmış olur.. Yaş ilerledikçe çocuklarla uğraşmaktan aşkı unutursun.. Kocan eve gelmesi gereken biri gibi olur. Arada sırada ilk günleri özlemeye başlarsın, eskisi gibi olmayı başaramayınca, en azından akşam eve gelip, uğur dündarı izliyor diye sevinirsin. Misafirliğe gittiği zaman dünyanın en neşeli insanı olan kocana bakarsın, izlersin onu uzaktan.. Gurur duyarsın onunla evli olduğun için. Ama adam seninle evin kapısından girdiği zaman, suskunlaşır, donuklaşır.. İçine almaz sanki seni, onun dünyası bambaşka gibi durur, senin dünyan ise o olmuştur..
Artık 3 kişidindir. Kocan çocuğun ve sen.. Bir karar vermeden önce ikisi adına da düşünmen gerekir. Bunalıp kaçma gibi bir olanağa sahip değilsin. Aşık olamazsın başkasına. Evden ayrıldığın zaman "gül gibi ailesi vardı orospuluğuna gitmiş el adamına" derler.. "Aşkı unuttum onun için gittim" dersen, "sen bence yarraa doymamışsın ondan gitmişsin" derler.. Zaten 40 yaşından sonra birini bulabilme ihtimalin de azalır.. kocan 60ında bile çatır çatır bulabilir ama.. Aldatmak göt ister..
Hep aynı adamın, aynı koltuğa gömülüp, aynı televizyon programını izlemesinden mutlu olursun.. Alışkanlığı huzurla karıştırıp mutlu muyum diye bile soramazsın kendine...
ve bir gün o adam senden 20 yaş küçük bir kızla, seninle 20 yıl önce yaşadığı anları tekrar paylaşır. O koltuk boş kalır, zil çalmaz, çocukların uğultusu, görümceler, hısım, akrabalardan daraltı gelir. Napacağını bilmezsin. Göğüslerin sarkmıştır, kırışıkların çıkmıştır. Alışkanlık seni bambaşka bir insan yapmıştır.. Geriye dönmesini istersin, döndüğü zaman gitmesini istersin. Pişmanlıklar, şimdiki aklım olsaydı ile başlayan cümleler, baş ağrısı, yaşlanma korkusu, sevilmezsem herşey için acaba çok mu geç düşüncesi.. Yıllar böyle akıp gider..
....
Evlilik asıl kadına uygun değil bence. Yani resmen hayatımı adıyorum diye bir anlaşma imzalıyorsun. Bunu bile bile lades demek, ne kadar salakça aslında.. ve anlam veremediğim -benim de olmak üzre- kadınların evlilik için ölüp bitmesi.. "benim nenemle dedem var hebik hübük hala elleler" geyikleri dışında (ki ben o geyiklere zerre kadar inanmıyorum, o nenene sor bakim sıkıştır, hergün sevişerek mi geçirmiş ömrünü dedenle) gördüğüm bütün evlilikler üç aşşağı beş yukarı hep bu şekilde.. Kendi sülalemden birini bunlar arasına katamam, boşanmayan, herifin iliğini kemiğini kurutup ortada çük gibi bırakmayan bir kişi bile yok.. Anne ve babanın aynı evde yaşaması garip geliyor bana o yüzden.. Ama şöyle uzaktan bakınca ilişkilere, yıllar geçince adam hep uzak, kadın hep bağımlı..
Kadın alıştıkça daha çok yakınlaşıyor, adam alıştıkça daha çok uzaklaşıyor.. uzun ilişkilerde de aynı şekilde. Alışkanlık ne zaman devreye girse kadının saçmalama evresi ortaya çıkıyor. Çünkü adam bütün heyecanını o dönem kaybediyor. Kadın da adamı kaybetme korkusuyla saçmalıyor.. Yani sonunun böyle olacağını bile bile evlenmek, bana artık mallık gibi gelmeye başladı..
Asıl kadınların korkması lazım evlilikten, bi kere en değer verdiğimiz şey bedenimiz anormalleşecek. Ailede zaten baskı altındaydık, koca evinde daha fazlası olacak.. Sonra çocuk inanılmaz bir sorumluluk.. kafamızın estiği gibi terkedemeyiz evi. Öyle bir durumda bütün sülaleyi, apartmandaki komşuları bile düşünmek zorundayız. Bir anda üzerimize olgunluk denen birşey yüklenecek.. Sabahtan akşama kadar işte anamız ağlayıp, akşam eve gelince birde herifi mutlu edecez, çor çocuğa bakcaz.. Evimize gelen akrabalarımızdan bile bunalıp kaçarken bir anda bir ton akraba sahibi olcaz, ve hepsini aynı yalaka sırıtışla karşılayacağız.. Bir süre sonra "ben" diye değil, "bizle" başlayan cümlelerle cevap vereceğiz insanlara.. Kocamızın 20 lik kızlarla dolaşmasını olgunlukla karşılayan komşular, toz almadığımız için bizi kadınlık yapmıyor diye suçlayacaklar.
Erkekler için oh kebap, süte hergün para vereceğine evine inek alacak.. Canı istediği zaman çeker gider kim ne der.. Çocuğun sorumluluğunu alma falan filan geçmiş çağlarda kaldı. Adam çalışıp evine ekmek getirmek zorunda falanfıstık.. Şimdi valla iki tarafta çalışıyor ama erkek gene damarlarında duran pişkinlikten birşey kaybetmiyor. Hatta kadının üzerinde daha fazla yük var, ama umrunda mı değil. Neden? önden sallanan kuyruğu ona çok fazla misyon yüklediği için, senin yaptıın iş mi, onu küçük parmağın yapar diyerek hatunu birde küçümsüyor..
Böyle olmasına rağmen erkek evlilikten korkuyor kadın ise evlilik için çıldırıyor. Deli dümbül para kazanan kariyer sahibi olan hatun da evlenmek istiyor, ortaokul mezunu evinde gergefle antep işi işleyen kız da..
Valla bu sıralar bana noluyor bilmiyorum yediğim ne dokunduysa duygu düşüncelerimin hepsinin nevri dönmeye başladı..