6.09.2011

Geçen gün evde ne giydiğini biliyorum!

Hep böyle filmlerde falan görüyorum, kadınlar evin içinde saten geceliklerle dolaşıyorlar, uyandıklarında pat sabahlıklarını giyip evde kuğu gibi süzülüyorlar. Ne bileyim mesela depresyona girdiklerinde, sevgilileri onları terk ettiğinde kombinezonlarını hoop üstlerine çekip, ellerine de bir viski alıp pencerenin önünde dertli dertli oturuyorlar.

Bi de bana bak, evin içinde saç boyası lekeli tişörtlerimden giyiyorum. Sanki her gün 7 kere evi klorakla temizliyormuş gibi bütün eşofmanlarımda bir çamaşır suyu lekesi. 25 dakika giydikten sonra diz izi çıkmış salaş bir hal. Saçlarımın önünü tel tokayla arkaya itmişim evin içinde öyle dolanıyorum. Haa yatıya misafir gelecekse ayrı ama misafirlik pijamalarım var, giymeye kıyamıyorum onları da. Depresyonda isem öyle viskimi alıp cam kenarında içeceğim de bilmem ne. Bir defa hemen evdeki kızlar kıyameti kopartır, "Lan o viskiyi biz dışarı çıkmadan önce evde içeriz diye saklıyorduk, sen ne yapıyorsun bira senin neyine yetmiyor" diye carlarlar bana. O yüzden ben de depresyonumu tumblr kızı edasıyla, dizlerimi karnıma çekip pencere önünde kahve içerek atlatmaya çalışıyorum. Sonra tabii onca kahvenin ardından, zangır zangır titreme, bir heyecan, bir uykusuzluk durumu....

Hah işte, neyse ya dedim yeter, 20 li yaşların sonlarına gelmeden artık biraz büyü de seksileş PuCCa. Kendin için yapmıyorsan bunu manitan için
yap ve kendinden bambaşka bir PuCCa yarat. Bu işe de pijamalarından başla ve kendine ipekli satenli gecelikler al! Piyasadaki saten gecelik kavramının Nuriye ablanın çeyizliği ile aynı anlam olduğunu anlamam uzun sürmedi tabii. Aralarından en az çiçekli olanlardan eve stok yaptım. Sabahlıkları doldurdum dolabımın içine, bir de ev terliklerimi atıp, yerlerine hafif topuklu şeylerden aldım. Artık evin içinde kuğu gibi süzülmeye hazırdım!
Geceliğimi giydim, üzerime de sabahlığı çektim, terliklerimi de şıpıdık diye geçirdim ayağıma evin içinde dolanmaya başladım. Tabii ki aynada gördüğüm görüntü o victoria'nın sürtükleri gibi değildi, o minnacık geceliklerle onlar su gibi olurken, ben niyeyse dolmalık bibere dantel geçirmiş gibi olmuştum. İlk kardeşim gördü beni, baktı baktı baktı "Abla hayırdır? yeni tecavüze uğramış Serpil Çakmaklı gibi olmuşsun, neden evde bunlarla dolaşıyorsun?" dedi, cahilliğine verdim sesimi çıkarmadım. Sonra aradan biraz zaman geçti, sabahlık azcık terletti beni tabii, bu sıcakta onu giymek akıl karı değilmiş bıraktım yerine geceliğimle dolanmaya başladım. İlk gün biraz garip geçti, alışmak zor oldu...
Ertesi gün evde kimse yoktu, bu kez saçlarımı falan da böyle dalgalı bir şeyler yaptım, manita gelecek şimdi en azından şıkır şıkır olayım diye... Evde elimde şarap kadehiyle dolanıyordum ki kapı çaldı, şimdi o halde kapıyı açmalı mıyım? Üzerime sabahlık giysem o daha abes durmaz mı? kapının önünde ya sapığın biri varsa, ben öyle açınca "ooooo abla dünden hazırmış" diye saldırırsa? Burası Türkiye bir de, mahkeme direk beni suçlu bulur kafadan. 13 yaşındaki kızı aklı başında kadın yapıp, 'tecavüze uğramamıştır, kendi isteğiyle yapmıştır' diyen yasalar var, kot pantolonlu ise kadın tecavüz sayılmıyormuş mesela. Adam, hatun saten gecelik giymiş dediği anda hakim, "kapat kapat kapat dosyayı abla yolluymuş yaz kızım" der kesin.
Gittim hemen altıma pijamamı çektim, kapıyı açtım. Alt komşu, topuk sesinden rahatsız olmuş bana onu söylemeye gelmiş. 168 boyumu 172 yapan terlikleri o geri zekalı karının ağrıyan başı yüzünden rafa kaldırmak zorunda kaldım. Bu seferde o geceliğin altına muya terlikleri giydim ama hiç yakışmıyor, altımda şap şap banyo terliği üstümde Zerrin Egeliler geceliği. Gerçek bir altı şişhane,üstü tabakhane miydi neydi o laf öyle oldu.

Açtım televizyonu saçlarımı yana attıra attıra çok önemli bir şeymiş gibi doktorlarda gene kim öldü de hangi doktor kime verdi diye bakıyordum ki bir daha kapı çaldı. Delikten baktım, bi tane küçük bebe malak malak duruyor kapıda. Yaaa bundan bişi olmaz, boşuna pijamamı giymeyeyim dedim tam kapıyı açıyordum ki aklıma adult forumlarda yazan hikayeler geldi. "Komşu kızı PuCCa abla, saten geceliğiyle evde dolanır bizi çıldırtırdı. Ağzı yüzü çirkin, suratına sıçmazsın, etine dolgun bıngıl bıngıl et olan PuCCa ablanın kendine özgü bir tarzı bir gideri vardı. Annemgil bir gün tuz almak için beni ona yollamıştı, kapıyı kendine bir beden küçük gelen geceliğiyle açmış ayna gibi karşımda parlıyordu. İçeri gel bakalım aslanım dedi bana....."

Ayyy hayır, hemen pijamamı giymeliyim! Gittim açtım kapıyı, balkona çamaşırları düşmüş onun için gelmiş verdim çamaşırı, gittim yeniden geceliğimi giydim bekledim. Sonra tam kıçımı koltuğa koyuyordum ki yine o lanet kapı çaldı. "sikerrrrlerrrr lan, benim saten gecelik giyeceğim günü mü buldunuz" diye cinnet geçirecektim resmen. Kargo gelmiş, bu sikik kargoda zaten istediğim zamanda değil, ne zaman gereksiz an var o zaman gelir. Bir daha üstüme çektim pijamayı, aldım kargoyu geçtim içeri oturdum. Bu kez pijamamı çıkartmadım, nasılsa biri yine kapıyı çalacak diye. Aradan bir saat falan geçti, dedim herhalde kimse gelmeyecek bu sefer tam çıkarttım pijamayı, zırrrr kapı çaldı.

Siktir, cidden yani pencereden beni izleyip benle dalga geçen bir mahalleli var ya da bu murphy artık bokunu çıkardı bu olayın. Yeter artık, geceliğimle açacam kapıyı aaa diye gittim kapıya, homurdana homurdana açtım kapıyı, manita gelmiş.
Beni öyle görmesiyle, önce bi şaşırdı, sonra etrafına baktı, sonra beni tuttuğu gibi yatak odasına götürdü... Hemen aklına öyle pis pis şeyler gelmesin, terbiyesiz!

- xxx lerle beraber geldik. çıplak çıplak kapıya mı çıkıyosun. Şimdi çocuklar gelecek. Üstünü giy... evde sen kendi kendine çeyizliklerini mi deniyorsun ben yokken?
- Bu çeyizlik değil be, gecelik
- çeyiz şeyi gibi
- hayatında gecelik mi gördün acaba öküz! Çek git çeyizmiş, sensin çeyiz.
- doktorlar da açık tv de, fiskos masası da örüyor musun ha, nereye sakladın dantel poşetini hah söyle hadi.
- Şu an senden nefret ediyorum.

Öyle işte, yani alışmadık götte saten gecelik durmazmış... ben yine emektar dizi çıkmış dondurma desenli pembe pijamama geri döndüm. Bir de aklıma şey geldi, bi film vardı, İbo sevgilisine "naylon geceliği orospular; pazen geceliği namuslular giyer" diyerek, hatunun geceliğini parçalamıştı. Sonra yazık Fulden Uras'tı sanırım yavrum gitti geneleve düştü, olan o geceliğe oldu, bi ton para da vermişti mundar oldu boşuna...

23.08.2011

Sevgilimin eski sevgililerini öldürsem, dünya o zaman yaşanılabilir hale gelir


Sevgili sevgilim yaz tatili için kendince bir sürü plan yapıp, onları bana sunum olarak gösterdi, aralarından beğendiklerimi aldım ve hadi bakalım tatile hazırım dedik.

Tatilimiz Antalya'dan başlıyor, önce Akdeniz sonra Ege kıyıları derken yine İstanbul'da son buluyor. Kalktık gittik öncelikle Olimpos, Kaş falan gezmelere. Bir hafta boyunca dolandık, nasıl başardık bilmiyorum ama bizim paramız bi hayli az kaldı... Gece alemi olan yerler olsa ses etmeyeceğim, kocaman otellerde kalsak eyvallah diyeceğim ama sadece yemek yemeye, bir de paraşüte ıvıra zıvıra biz ikimiz bütün tatil parasını harcamışız. Bari tur atma işi olmadı napak, iyi bir yer bulalım adam gibi börtüsüz böceksiz, temiz çarşaflarla tatili bitirelim diyip aldık önümüze haritayı. Manitanın bana sunduğu bütün otellerin hepsi Alanya'da. Durup durup, büyük ihtimalle google da "Rusların en fazla olduğu oteller" diye aratıp önüme getiriyor. Ben yok dedikçe, iki kilometre ilerisindekini bu kez söylüyor. Sonra da beni utanmadan ırkçılıkla suçluyor. "Senin bu yaptığın kafatasçılık bir kere, onlar da insan, onlar da can, neden onlara bu kadar kötü davranıyorsun, Turist yani bize para kazandıran iyi kalpli kişiler. Lütfen biraz hümanist, bir parça sosyalist ol ve bu anti Rus faşistliğinden kurtul" diyor. Oldu canım, oldu paşam, oldu güzelim onlar benim ilelebet düşmanımdır, öyle de kalacaktır! Yurdumuzun erkeklerini onlara sunacak kadar saf değilim! Alanya benim için bitmiştir.... Yahu adamdaki de akıl, sevgiliyle Alanya'ya mı gidilirmiş, hiç mi aklın çalışmıyor be adam, masada bir sürü yemek olup tek lokma yiyemeyeceksin gibi bir şey bu. İnsan aklını kaçırır, kafayı yer yemin ederim....

Öyle böyle derken biz birbirimizi yerken, lan dedim kalk Kıbrıs'a gidelim. Tam çiftinle gideceğin yer bir kere. Birincisi o her yanda cirit atan, yaz geldi mi ortalığa saçılan bekar güzel hatunlardan ortada yok. Millet karısıyla, metresiyle, sevgilisiyle gidiyor oralara. Casino yani boru mu? Pılı pırtı toplayıp hoop gittik Merit'e. Otele girdik, odaya çıktık, dünyanın en huzurlu yeri, bir haftadır bungolowlarda kalmaktan içim şişmişti artık. Bi de ben doğa böcek püsür seven biri de değilim niye koşturarak oralara gittiysek neyse işte, odanın en güzel özelliği tuvaletin yatağa gayet uzak olması, geniş olunca oda rahat rahat tuvalete gidebiliyorsun. Kaş'ta tuvalete gidememekten en son mosmor olmuştum, hatta yeşermiştim ya, yatağın hemen dibinde banyoyu koymuşlar, kapıyı kapatsan bile çıkartacağın her ses değil odaya, bütün bahçeye yayılıyor. Hatta dağlardan yankı yapıp geri dönüyor sana. Oysa ki bu odanın tuvaleti öyle mi yemin ederim saatlerce kalabilirim, hatta yatağı serseler orada bile uyurum o derece güzel.

Ben odanın keyfini süreyim, bu otel benim olsa, her odadan şu kadar alınsa ufuuuuuu 3 sene içince şu kadar para eder, personele şu kadar diye hayal kurarken adam indi aşağıya. Bir 20-25 dakika geçti, ben de ineyim dedim, inerken de valize neler koyacağımı hesapladım, bornozlar, şampuanlar, minik sabunlar, bardakları da alsam mı acaba, yok o kadarı da öküzlük olur neyse...
Tam aşağıya indim bir baktım, bizimki bir kızla konuşuyor. benden sadece 25 dakika ayrı kaldı ve lobide birini düşürmüş resmen. Ben odada saf gibi kendi kendime hayal kurarken bu burada beni aldatma planları yapmış! Bunu bana yapmış yani, Allah senin belanı versin. Ben ikinizi de boğmaz mıyım, ben ikinizin de kafasını birbirine vurarak çıkan kıvılcımla Kıbrıs'ı yakmaz mıyım? Gerçi kızın suçu yok, belki bir sevgilisi bile olduğunu bilmiyordur, ahhh kalbim daralıyor şu an ne konuşuyorsanız o kelimelerle boğulun inşallahhh...

Koştur koştur yanlarına gittim, resmen koşuyorum ama tam yaklaştım ki kızın elini tutan birini gördüm, azcık yanaştım bir baktım adamın biri. Hatunun sevgilisi varmış meğersem, arkadaşıymış yani sevgilisi olan arkadaş zararsız kategorisinde diyerek havuzun açık büfesine doğru aynı koşuş hızıyla geri döndüm.Sonra manita yanıma geldi, tavuk butlarını ağzıma ağzıma tıkıştırırken, "kimdi onlar" dedim, o da çok
sakin bir şekilde "eski sevgilimdi ya, takılmıştık bi ara" dedi, eline kitabı aldı ve suratıma bakmadı bile..... Eski sevgilisi!
Kalbim daralıyor bu kelimeyi söylerken bile, eski sevgilisini yenisiyle görüyor, konuşuyor bir de bana utanmadan bunu anlatıyor. Acaba içi acıyor mu? Acaba görünce üzüldü mü? acaba ahh keşke seninle olsaydım yeniden, şu yanımdaki tavuk yiyen pis çikoya baksana diyor mu? Acaba onu seviyor mu? Acaba ne zaman tanıştılar, nasıl sevişiyorlardı, neden ayrıldılar, ayrıldıktan sonra çok üzüldüler mi? Neden Tanrım neden, bana bir tane sevgili veriyorsun da yanında eski sevgilisini de gönderiyorsun, bana bunu neden yapıyorsun. Şimdi senin yüzünden kafamda onları 189 pozisyonda görüyorum bana günah değil mi rabbim, ben senin kulun değil miyim?
Yemek yiyoruz, aklımda hep ikisi var ikisi olmadığı zamanlarda da 'bak bak bak kapıya doğru gözünü çevirdi, kesin kızın gelmesini bekliyor' diye düşünüyorum. Başka şeyler düşünmek için uğraşıyorum başaramıyorum, soru sorayım kızla ilgili diyorum ona da cesaret edemiyorum. Yalan söyleyecek, onu düşünüyorsa bile gelip bana sanki "Evet PuCCa'cım onun limon limon memelerini düşünüyorum, çok özlemişim, keşke havuzda bacağını kırsan da onunla tatile devam etsem" mi diyecek? Tabii ki hayır, "Yaa saçmalama PuCCa, şu an yanımda sen varsın, onu özlüyor, istiyor olsaydım o olurdu, lütfen bebeğim bozma tatilimizi" diyecek. Bu adamların da bu konulardaki kendilerine güvenleri beni öldürüyor, isterse olurmuş, yani karşı taraf hep hazır kıta bekliyor da sırf bunun paşa gönlü istemedi diye bla bla bla....

Akşam oldu, gezdik dolandık sonra Casino'ya girdik. Bir baktım kızla adam bir makinenin karşısında bekliyorlar, hemennn benimkinin suratına baktım, acaba bakıyor mu kıza acılı gözlerle diye, acaba kafasından "yanındaki var ya, ben olmalıydım, yanımdaki var ya sen olmalıydın" fon müziği çalıyor mu diyerek. Acı bazen zevk veriyor kısmını da kendime uyarlayayım dedim, tuttuğum gibi bunu onların yanına götürdüm, ikisinin de gözlerinin içine bakıyorum birbirilerine bakıyorlar mı diye derken, bu elimden tuttu, "PuCCa bir saniye bir şey söylemem lazım" dedi, biraz kenara çekip beni, bana acıyan gözlerle bakmaya başladı. İki kolumdan okşayarak kaşlarını Küçük Emrah gibi yaparak eğildi. İşte bana şimdi gerçeği söyleyecekti, o kızı sevdiğini aslında anlatacaktı. Çünkü biz bu salakla başlarken, "bak ne olursa olsun her şeyi doğru söyleyelim birbirimize tamam mı" demiştik. Ayy ne bilirdim ki bunu ciddiye alacağını, off bana ona karşı içinde bir şeyler kıpırdadığını söylerse ne yapsam acaba.
Yapacağım şey gayet basit tabii, bir hanfendi gibi bu durumu karşılamak. Yüzünü ellerimin arasına alarak, "aşka hiçbir şey engel olmamalı biriciğim, git ve onu al" diyerek, gözyaşlarımı kendime saklamak.
Ya da yüzünü ellerimin arasına alarak tırnaklarımı yanaklarına geçirip, "Senin ağzını yüzünü sikerim bana bak, bu gözlere iyi bak, gördüğün son gözler bunlar olacak. Seni öyle bir işkenceyle öldüreceğim ki tarih kitapları bile yazacak, anladın mı amık!" demek olacak.
Sanırım ikinci seçenek benim için daha uygun, derin bir nefes aldım, "söyle" dedim, kulağımı ona doğru uzattım. "Ya aşkım, burada içki paralı mı parasız mı?" diye sordu.
ben burada kafamda 50 tane film sahnesi canlandırayım, herifin düşündüğü şeye bak, gerçi sevindim yalan yok, hatta çok sevindim en azından beni bırakmıyor garip bir halde diyerek.
Yeniden o çiftin yanına gittik, yanlarındaki makineye oturdum, şöyle göz ucuyla baktım ne kadar kazanmışlar diye, kaybediyorlar ohh dedim geri zekalı.
100 tl çıkardım, makineye tam sıkıştırıyordum ki, sevgilim elime bir atladı, "Sen napıyorsun, ilk kez oynayacaksın bari azcık parayla başla" dedi, elime 10 tl verdi.
Bir sinirlendim, yanımızdakilerin yanında bana çocuk gibi davranmasına burnumdan soluya soluya oynamaya başladım.
Sana yemin ederim, o 10 tl yi 450 tl yaptım. Zaten para kazandıkça yanımdakileri falan da unuttum, ufuuuuu zengin oluyorum heyoooo kendime havuzlu evler alcam, jaguar arabalar alcam diye hayaller kuruyorum. 10 tl den 450 kazandıysam 450 tl yi koysam kimbilir neler yaparım diye düşündüm. Sonra aldım paramı, uykum geldi, yanımızdakiler de baktım gitmiş, odaya çıktık.

Yatağa yattık, ben ertesi gün büyük poker turnuvalarına falan girdiğimi hayal etmeye başladım. Poker oynamayı bilmiyorum ama olsun, öğrenirim. Yarın akşam abiye falan giyineyim böyle, aşağıya ineyim, sonra milyarlar ya ne milyarı trilyonlar kazanayım. Hemen Acarkent'te bir B tipi villa alıp, havuzu paralarla, ya da dur Nutella ile doldurayım. Aman zenginim zaten iki kilo alırsam hopp aldırırım yağlarımı ne olacak di mi? Ben böyle hayaller kurarken bir çıtırtı duydum, arkamı bir döndüm, sevgilim benim uyuduğumu zannedip çıkmış odadan.

Şimdi gerçekten aldatılıyorum işte, resmen beni uyutup o sürtükle buluşmaya gitti! O da sevgilisini uyuttu kesin anlaştılar ve kaçacaklar buradan. Hemen aşağıya inip onları basmalıyım, hatta dur önce kızın geri zekalı godoş sevgilisini uyandırayım da öyle ineyim aşağıya. Allahım ilk defa birini basıyorum hem heyecanlıyım, hem korkuyorum, hem de üzülüyorum. Ama bunlardan önemlisi o iki sıçanın derisini kör bıçakla soymak istiyorum! Asansörde düşünüyorum, karşılaştığımda ne yapacağımı hanfendi falan olmaya gerek yok, o orospuyu evire çevire döveceğim önce, sonra adamın gözlerini yerlerinden çıkartıp kızın götüne sokacağım! Lanet olası pislikler beni nasıl aldatabilirsiniz siz, hayatınızı karartayım da görün gününüzü. Canınızı almam için bana dualar edeceksiniz, ne olur bizi öldür diyue yalvaracaksınız ama yooo bebeğim yoo, hemen öldürmeyeceğim ikinizi birbirinize çiğ çiğ yedireceğim, allah belanızı versin emi bana neden bunu yapıyorsunuz ben ne yaptım size!!!!!!

İndim aşağıya havuza doğru koşa koşa gidiyordum ki, bir baktım Casino'nun içinde sevgilim makine başında. Vayyy kızı bekliyor diye, oturdum bekledim. Bir belgeselcinin aslanı izlemesi gibi, pusu kurdum yattım soteye onu izledim.
Bir saat geçti kimse gelmedi, 2, 3, 4 derken sabah oldu, zaten uyuyup duruyordum olduğum yerde kimse gelmedi. O da öyle makinede oynadı durdu. Kız kaçamadı heralde dedim.
Ondan önce yatağa geçip, onu yakaladığımı fark etmesin diye renk vermedim.

Ertesi gün oldu, hiç carlamayayım bunları basayım bir arada diye sesimi çıkarmadım. Kahvaltı falan yapıyoruz ama ben hep manalı manalı bakıp duruyorum, resmen nefret ediyorum ondan. Neyin var PMS misin diyor, ananın amıyım diye girişmek istiyorum ama yapmadan gece olmasını bekliyorum.
Biz beklerken böyle anam bir baktım, kızla sevgilisi eşyaları indirmiş gidiyorlar. Hemen benimkine döndüm, "hoşçakal" demeyecek misin diye, "bana ne yahu şimdi iki saat gene çeneye tutacaklar" dedi. Vayyy çakal vayy.... Demek İstanbul'da görüşeceksiniz, orada basmak zor olacak ama bakalım dedim.

Gece oldu, beraber uyumaya gittik, ben böyle tam uykuya dalmıştım ki, ya salak mıyım dedim, neyi bekliyorum ağzına sıç adamın diye ona doğru bir döndüm. Adam gene yok!
Allah kahretsin, adam aşağıya inmiş, beni aldatıyor ya, ee kız da gitti kim lan beni aldattığın orospu diye patır patır indim aşağıya.
Bir gece önceki gibi yine havuza doğru koşuyordum ki, adam gene aynı makinenin başında oturuyordu.
Bir saat bekledim, ikinci üçüncü saati beklemeye gücüm olmadığı için olayın en mantıklı çözümü olarak adamın yanına gittim, "ne işin var burada" dedim, beti benzi attı önce bir, sonra da benim ona uğursuzluk getirdiğimi, sürekli yanımda kaybettiğini, devamlı konuştuğum için olaya adapte olamadığını, o kadar çok konuşmam onun beyninde derin yaralar açtığını anlattı.
"Peki" dedim, "ben yokken kazanıyor musun?" baktı, baktı baktı "hayır" dedi, "o geçen gün kazandığın para gitti işte, onu geri almak için uğraşırken daha fazlası gitti, sonra onları kazanayım dedim, sonra işte sen beni gördün, sonra işte öyle"
Baktım baktım baktım, çolumuzun çocumuzun rızkı iki kiraza gitti ama en azından beni aldatmıyormuş diyip sarıp sarmaladım...


10.06.2011

PuCCa ile 24 saat

Geçen gün derginin birinde ünlü bir mankenin hafta sonunu saat saat nasıl geçirdiğini yazmışlar. Hatunun yaptıklarını okudum, tövbeler olsun anacım benim hafta sonuma bak bir de diyerek utandım kendimden.

Sabah 8:00- O, güzel bir günü kaçırmamak için erkenden uyanmayı tercih ederken; ben rüyamda İspanyol erkeklerine krem şanti sürme başkanlığına seçildiğimi görüyorum…

8:30- O, Güne zinde başlamak adına kuvvetli bir kahvaltı için bla bla mekanını tercih ederken; ben hala yastığıma salyamı bırakarak uyuyorum…

9:30- O, kahvaltıdan sonra harika bir sporun iyi gideceğini düşünüp kardio mardiyo hak getire patır patır koşturuyor. Ben ise hala uyuyorum, o sırada durumuma hareket getiren tek şey çişimin gelmesi. Uykudan uyanma ile uyanmama arasında kalıp, “Allaam eğer çişimi geçirirsen kalkınca üç kurban keseceğim, lütfen beni uykumdan uyandırma” diye mırıl mırıl duamı edip çişimi psikolojik olarak erteleyerek bunu ulvi güçlere bağlıyorum.

13.00- O, sporunu bitirmiş, bir güzel duşunu da almış, hatta evine geri dönüp, süslenmiş öğle yemeği için Nişantaşı’nda karşılığında 2 ayakkabı alabileceğim bir mekanın yolunu tutmuş. Ben ise kardeşimin açtığı televizyonun sesine uyanmışım. Bas bas bağırıyorum, gözlerim şiş ağzım burnum kaymış, saçlarım Ayşe Özgün tadında, “Burada insan yatıyor bee insan, düşüncesiz pislik! Kapa onu atarım valla camdan haa!” diye kızcağızdan bütün bastıran çişimin öfkesini alıyorum…

14.00- O, hafif salatasını yiyerek, arkadaşlarıyla birlikte pıt pıt butikleri gezmek için yol alırken, ben yatağın üzerinde popişimi kaşıya kaşıya “bugün ne yapsam yaa” diye düşünüyorum. Sonra klozetin üzerinde tavanı, yerdeki mermerlerin şekillerini inceliyorum, bir tanesini acayip bir şekilde Orhan Gencebay’a benzetiyorum. Sonra banyo yapmam gerektiğini düşünüyorum, yemek mi yesem banyo mu yapsam diye çok zor bir karar vermem gerektiğini fark ediyorum. O, kendisine alacağı ayakkabının rengine kara verirken, ben banyodan vazgeçip aynada yüzümü yıkıyorum.

16.00- O, arkadaşlarıyla alışverişten yorulup güzel bir film izlemeye karar veriyor. Ben ise kardeşime yalvararak kendime kahve yaptırıyorum. “Eğer kahveyi sen yaparsan valla billa ben de yemek yaparım, ne olursun kahve istiyorum sadece” diyerek. Yaa zaten şu kıza kahve diye yalvardığım enerjiyi kendim yapmak için kullansam daha az yorulurum. 25 dakika sadece yalvarmayla geçiriyorum, sanki portakallı hindi dolması istiyoruz, alt tarafı sıcak suyun içine atılmış bir kaşık kahve yahu.

18:00- O, filmden çıkıyor arkadaşlarıyla resim sergisine doğru yol alıyor. Yolda yemek yiyecekleri bir yer görüp acıktıklarını hissediyorlar oraya oturuyorlar. Ben ise, dikkatini çekti mi bilmiyorum hala yemek yemedim. Buna rağmen bir bacağımı kes, onun kilosu kadar var ya da yok. Bilgisayarımı açıyorum, Twitter’a bakıyorum, Facebook’ta eski sevgililerimi, onların yenilerini kurcalıyorum. Arkadaşlarımın kekomançi iletileri ile dalga geçiyorum, bir yandan da kardeşimle kavga ediyorum. Kızcağız yemek yiyelim diye ağlıyor, ben ise “yaparsan yeriz gözümm” modunda takılıyorum. Sonra dışardan yemek söylüyoruz…

21:00- O, artık yorulup evine dönüyor, sonrası güzel bir duş, hafif meyveler bla bla... Ben ise saate bakıyorum “aaa akşam olmuş yahu, bu saatten sonra ne yapılır ki? Bari dvd izleyelim napalım” diyerek üzerimden pijamalarımı bile çıkarmadan o koltuğun üzerinde sızana kadar bekliyorum…

Bir Pazar günüm de böyle yok olup gidiyor yani…

25.04.2011

Sevgilinin burcunu söyle, nasıl terk edileceğini söyleyeyim

Deneme bir iki, deneme bir iki açıldı mı bloglar....

El atmadığım bir burç muhabbeti kaldı diyerek, size kaynağı götüm olan bir olayla manitanızın burcuna göre nasıl terk edileceğinizi söyleyeceğim. Üstelik öyle hiç anlamadığınız laflar da yok, Mart ayında sağ taraftan kakalayan Venüs’ün sizi darlaması. Yok, efendim çaprazlama giden Uranüs’ün Mayıs ayında sizi etkisi altına alıp Ay denilen melankolik gezegenin sizi çarpması. Diğer satıra geçerken bir öncekini unutuyorum yahu, iyi bişi mi dedi kötü mü dedi diyerek bir garip oluyorum... O sayfa sayfa yorumlarda para, aşk meşk ararken, gram anlamadığım 45 derecelik açı ile kapsama altına girdiğimiz Merkür’ü anlatırsa olacak olan bu! Ben de kendimce burçlarla ilgili birtakım kaynakları (kıçım) araştırarak bu sene sizi terk edecek burçların bunu nasıl yapacağını yazacağım. Ona göre artık önleminizi alırsınız.

Koç:

Koç burcu erkeğinin daima kafası karışıktır. Ne istediğini bilmeyen koç burçları, bu gün sizi ister yarın pişman olur, yarın yine ister ama haftaya yine pişman olur. Koç burçları garantici oldukları için ilişkiye başlamadan önce “Heyy kadınım ben ilişki kafası yaşayan bir erkek değilim” telkininde bulunur. Terk ederken size rahatlıkla “Ben söylemiştim baştan” diyebilir. Siz bu burçla kavga etmek isteseniz de beceremezsiniz. Öyle kayıtsız kalır ki, siz sinir krizi geçirirken size “Ama ben böyleyim” diye, soğuk karşılık vermesi mümkündür.

Boğa

Boğa burcu erkeğini 100 metreden tanımanız mümkündür. İlişkiye başlarken siz tamamen Afrodit’sinizdir. Size tapma derecesinde âşıkmış gibi davranır. Duyguları o kadar hızlı hareket eder ki, size âşık olan adam kısa bir süre sonra bir bakmışsınız Ares oluvermiş. Sizden beklentileri yüksektir. Sizin de onu şımartmanızı ve ona tapmanızı ister. Siz ona tapsanız bile muhakkak bir hata görecektir. Lakin boğa burcu erkekleri ayrılma özürlüdür, bunun yerine yaşamı size zindan ederek sizi kaçırmanın yollarını bulacaktır.

İkizler

İkizler burcu değişkendir klişesini bir kenara bırakalım, bu burçla bir ilişki yaşamak harikuladedir, sizi sever ama size olan sevgisini nefretiyle göstermekten haz alır. Sizi oyuncağıymışçasına kullanır, bir süre sonra bu oyuncaktan sıkılınca başka bir oyuncağa geçmesi olağandır. Sizden ayrılmak istemez, istemediği gibi birçok ilişkiye de açık davranır. O sizi tüketmeden, ayrılık sinyali aldığınızda arkanıza bakmadan kaçmanız gerekir.

Yengeç

Garantici yengeçler “sorun sende değil bende” kafası yaşarlar. Bütün klişeleri bu duygusal burçta görmeniz mümkündür. Seni istemiyorum, ama hayatımda varlığını istiyorum. Hiçbir zaman tam olarak sizi terk etmez. Yalnızlık korkusu bu burçta daha yoğundur, kendine yeni birini bulana dek sizi gel-gitlerinde boğar. Yeni bir ilişkiye başladığı anda adamdan ne ses gelir ne soluk.

Aslan

Aslan burçları hep imkânsızı ister, kolay gördükleri şeylerle uğraşmazlar. Sizi terk ederken alaycı ve arkadaşça görünürler. Sizi teselli etmek bir kenara dursun ilişkide ki bütün suçun sizde olduğuna, ilişkinin bitme sebebinin tamamen sizin yüzünüzden olduğuna sizi bile inandırırlar. Siz harikulade bir ilişkiniz olduğunu zannederken bir bakmışsınız adam ardı ardına suçlamalarda bulunmuş, elbette siz hatayı kendinizde aramaya başlarken, aslan yeni avının peşine çoktan düşmüştür.

Başak

Başak burcu mükemmeli arayan burçtur. Siz ne kadar ben doğruyum deseniz de adam kafasına ayrılığı koymuşsa siz yanlış kadınsınızdır. Sizi terk ederken hafızası resetlenir. Umursamaz, alaycıdır ve asla yalnız kalmadığı sürece size açık kapı bırakmaz. Taktik nedir bilmez bu burç, o an ayrılmak mı istedi canı “olmuyor bitti-git” diye haykırır. O an sizi mi istedi canı “gel özledim” diye yaklaşır. Bu burçtan ince düşünce en azından bir ayrılık konuşması beklemeyin.

Terazi

Terazi burçları tamamen despottur. Eğer onu uyum sağlamaz onun kuralları ile hareket etmezseniz sizden çok kolay vazgeçebilir. Gerçekçi bir burç olduğu için ilişki boyunca görmezden geldiği hatalarınızı ayrılık günü yüzünüze vurmaktan çekinmez. Eğer terazi bir ilişkiyi bitirecekse, sebep her ne olursa olsun canınızın yanmasını derin bir aşk acısı çekmenizi sağlayacaktır.

Akrep

Eğer bir akreple ilişkiniz var ve size soğuk davranmaya başlamışsa aman dikkat! Ayrılık günü gelip çatmıştır. Akrep burcu ayrılmadan önce sizi ayrılığa hazırlar. Artık yanınızda kahkaha atmaz, depresif hallere bürünür, soğuk ve kararlıdır. Geçmişle yaşamayacağını size anlatmadan sizi terk etmek istemez. Çünkü en tahammül edemeyeceği şey, geçmişten bir kadının gelecekte hortlayıp karşısına çıkmasıdır. Bunun için bütün koşulları sağlar ve sizi ondan sonra terk eder.

Yay

Yay burcu gaddardır, ayrılırken sanki sevgilisini değil kanlı bıçaklı düşmanını yok ediyormuşçasına iştahla cümleler kurar. Sizin zavallı olduğunuza sizi inandırır. Yayın kuralları, yayın yaşamı, yayın ilişkisi bu ilişkiyi tek başına sırtlanmış gibi davranması çok normaldir. Sizi terk ederken yeniden onu arzulayacağınıza çok emindir, bu yüzden sizi üzmekten, size hakaret etmekten çekinmez.

Oğlak

Oğlak burcu daha evcimen daha yumuşak bir burçtur. Ayrılırken vicdan azabı çeker, bu suçluluk duygusu ile zannedersiniz ki sizi terk etmiyor sizinle yeniden sevişiyor. Sakın aldanmayın yalnızca kendini aklamaya çalışıyor. Oğlak burcu aşka fazlasıyla inanan ama çok çabuk aşık olduğunu zanneden bir burçtur. Sizi terk ediyorsa tek sebebi size aşık olmadığını anlamış olmasıdır.

Kova

Enfestir kova burcunun terk etmesi, hatta ilişki sürecinden daha keyif alırsınız. Eğer bir kova ile ilişkiniz varsa siz onu terk etmeyin, bırakın başrol onun olsun. Bir tiyatro sahnesinde gibi hissedeceksiniz kendinizi. Sizi terk ederken “Seni ölene dek seveceğim ama gitmem lazım” gibi beylik laflar edecektir. Size hala aşık bir adamın acı çekerek gidişini izlemekten çekinmeyin. Bütün klişeleri alt üst eder kova burcu erkeğinin terk edişi.

Balık

Balık burçları ilişkiye başladığı gibi ayrılır. Neden ayrıldığını bilmez, ne kendini suçlar ne sizi. Hatta sizi arayıp ayrılık konuşması bile yapmaya tenezzül etmez. Onun için bitmiştir, ve inanır ki bir ilişki biterse bir dostluk başlar. Fakat bunu sizinle paylaşmaz, bilinçli olduğundan değil, sizin de onun gibi düşündüğünüzü zanneder. Size neden ve sebepler sunamaz, işyerinden çıkıp kepenk kapatır gibi ilişkiyi de kapatır ve hayatına kaldığı yerden devam eder.


Not: Bin kez yazdım ama bir daha yazayım, tamamen salladım hepsini... Gözlemlerim ve tecrübelerimle yola çıktım. Bu arada Balık burçları kökünüz kurusun! Amin.

24.02.2011

Ölüyorum, duymuyorsun.

Hayatımın en ağır gribini geçiriyorum desem atmış olmam... Yaa tam bitti diyorum salıyorum kendimi sokağa, hopp 3 gün sonra yine yataktayım. Bir de bu gribin üzerine şu yağı götünden çıkartan ilaç var ya hah onu kullanıyordum Allah allahhh gel gör beni aşk neyledi yemin ederim yok böyle bir işkence.
Bu ilaca ilk başladım bende tıkırtı yok tabii. Sağ olsun bağırsaklarım olayları yanlış anlayıp yediğimi içtiğimi dışkıyı çevireceklerine, taşa döndürdüğü için zor işliyor böyle şeyler bana. Geçen gün tam bir yerle görüşmeye gidiyorum önemli bir mevzu, zaten hastalıktan ölüyorum 2 gün ateşler içerisinde yatakta yatmışım, kalktığımda her yer böyle karıncalı karıncalı, kulaklarımda bir uğultu, ağzımın içi pis pis böyle sanki bütün gece çiğ çiğ fare yemişim gibi iğrenç bir tat ve koku var. O antibiyotiklerin her yanımdan çıkardığı bedbahtlık hali, yarı kaymış ölmek üzere olan hamsi bakışlarımla yola çıkıyordum ki dur dedim ya iki lokma bir şey yiyeyim yolda yığılır kalırım. Yerken tabii ilacımı da bir güzel içtim sonra ayakkabılarımı giydim, tam kapıdan çıkıyordum ki Allah kahretmesin! O nasıl bir acı, nasıl bir sancı... Biri bağırsağıma elini atmış düğümlüyor sanki. Hatta düğümlemek ile kalmıyor tırnaklarıyla bağırsaklarımı paramparça ediyor.
Kendimi attım ayakkabılığın oraya yerde sürünüyorum, her yer zaten karıncalıydı bu kez cine 5 gibi oldu etraf. Allah'tan ergenken cine 5'in şifreli yayınında kırmızı noktalı şeyleri izleyeceğim diye gözlerimi kısıp nerede meme var, hangisi erkeğin kıçı diye ayırt edebiliyordum. Oradan kalma bir alışkanlıkla yere düşen telefonumu buldum. Hemen kardeşimi aradım, "koş gel ölüyorum" diyerek kapadım. Neden bir ambulans aramadığımı inan bilmiyorum, sanırım drama kraliçesi olduğum için kardeşimin gelip, ortalığı ayağa kaldırarak ambulansı aramasını daha uygun buldum...
Yerde yatıyorum, cenin pozisyonuna girmişim dizlerimle karnımı oyarak ölümümü düşünüyorum. Gerçekten ölüyorum ama her yer kararıyor çünkü karnımın ağrısı çekilmez halde, içimde bir ejderha var ve doğmak istiyor o derece... Allah'tan ağdamı mağdamı yapmışım geçen gün, o yüzden içim rahat huzur içinde ölebilirim. İç çamaşırım karnıma kadar çektiğim beyaz kenarı kelebekli don olduğu için "acaba değiştirsem mi" lan diye düşündüm ama değil ayağa kalkmak, nefes alamıyorum... İnşallah gripten ölürüm de arkamdan "Pis dobişko! Yemiş yemiş yemiş, boğazını tutamamış gitmiş ilaç içmiş o da zehirlemiş" demezler. Demesinler zaten aman utanç verici ölümler listesinde başı çeker o muhabbet.
Hayatım gözlerimin önünden geçip gidiyor çocukluğum, hayallerim, isteklerim, olduklarım, olmak istediklerim ve tabii aşklarım... Daha yapmam gereken bir ton şey var diye düşünüyorum, aklıma bir ton şey gelmiyor. Odamı toplamalıydım, bilgisayarımdaki şifreleri silmeliydim, logları temizlemeliydim anca bunlar geliyor. Hayata dair aklımda kalacak tek olay buymuş yani, arkamdan iyi konuşsunlar aman. Off hayır, zaten hayatta iken sırf şu durum yüzünden abuk subuk suratına işenesi insanlara deli gibi prim veriyorum, bir de ölürken düşünüyorum. Bir insanı mutsuz eden tek şey bu bence 'diğer insanların ne düşündüğünü umursamak.' Ki ben dünya sikime minare bir canlı olmama rağmen ben bile ölürsem loglarım yayılmasın diyorsam ohoooooo....
...
Derken, bir anda ruhumun benden çıktığını fark ettim, usul usul gidiyordu sanki. İçimden akıp sonsuzluğa bürünüyordu. Rahatlıyordum, gevşiyordum az önce beni sıkan bağırsaklarım değil meğer ruhummuş, ben ölüyordum...
Birazdan bedenimi yukarıdan izleyecektim, kendime son kez bakacaktım. Kardeşim eve girip yerde beni ölü bulunca sinir krizi geçirecekti. Keşke ambulansı da arasaymışım şimdi işin yoksa bacının kafayı yemesini izle diğer dünyadan, kendini suçlayıp duracak. Sonra komşular gelecekti, üzerime pike örteceklerdi, sonra arkadaşlarımın haberi olacaktı, ardından babamın ve ailenin diğer fertlerinin. Halamlar mezarıma gelip beni deli edeceklerdi. "kefene sığdı mı acaba, ayy ben dedim gitme istanbullara babasının dizinin dibinde yaşasaydı böyle olmazdı, kim bilir ne bok yedi de öldü. İnsan gripten ölür müymüş kesin uyuşturucu kullanıyordu. Sevgilisi mi öldürdü acaba? Hahaa ne sevgilisi ayol o sıfata kim bakar, kesin uyuşturucu ve alkol otopsi isteyelim dur." Sevgilim gelecekti sonra "lan kızla 2 ay çıktık anında mortingen oldu" diye üzülse mi sevinse mi bilemeyecekti. Sayemde eski sevgilisi ölen erkek draması ile bir sürü kız kaldıracaktı. Puff bu hiç hoşuma gitmedi...
Acaba mezarım nerede olacaktı? arkamdan hepsi doğal olarak "iyi kızdı" diyeceklerdi. Kardeşim biraz kendine gelince hemen kıyafetlerime ve odama konacaktı -Kendisinin odası evin en küçük odası da- Yalnız ölü kıyafetleri giymekte ne korkunçluktur yarab? Bir defasında apartmanda bir amca ölmüştü de apartmana oturmuşlar adamın kıyafetlerini dağıtmışlardı. Salonda adamın pijamaları duruyordu ve o gün hiçbirimiz uyuyamamıştık bırrrrr...
Ruhum akıyordu, artık acı çekmiyordum garip bir şekilde mutluydum çünkü. Demek ki doğruymuş ruh bedenin içinde sıkıştığı için bu kadar çok rahatsızmışız. Sürekli darlanmalar, ara ara gelen afakanlar, sürekli kaçma, gitme her şeyi bitirme isteği, anlamsız yere nefes alamama, ortada hiçbir şey yokken boğulduğunu zannetme. Ruhun asıl yeri beden değilmiş, şimdi o kayıp gidiyor ve ben huzur buluyorum. Hepsinden öte babaannem anlatırdı, kötü insanlar ölürken acı çekerlermiş bin kılıç darbesini aynı anda göğsünde hissedermiş. Demek ki iyi bir insanım hiç acı çekmiyorum aksine o kadar huzurlu ve mutluyum ki. Sanki sadece ölümle kendimi bulacakmış gibi. O değil de Esma Ceyhan olsun, Pekmez olsun demek ki affetmişler beni. Eee affedecekler tabii sonuna kadar küfür yiyecek halim yok ya, onlar da anladılar özünde nasıl temiz biri olduğumu.
Ruhumun gidişini hissediyorum ama hala kendimi tepeden göremiyorum, anacım ne ruhum varmış bi türlü çıkamadı diye düşünürken bir ıslaklık hissettim kıçımda. Sonra bir an kendime geldim, lan lan lan altıma sıçmışım... Daha doğrusu günlerdir içtiğim ilaç şimdi yağları çıkartası gelmiş. Ben ruh beden bilmem ne diye sayıklarken altan cır cır gidiyormuşum meğer. Ruhum dediğim şey de düz yağmış. Bir de nasıl sevindim, ayy iyi bir insanım ne güzel ölüyorum bla bla bla diye. Gittim üstümü başımı değiştirdim, yattım yatağa ateşim geçene kadar çıkmadım dışarı.

14.02.2011

Sevgili evren, seni aldattığım için üzgünüm

Şimdi bu evreni kandırma hadisesini bi daha bi daha paylaşmış gibi olcam ama o kadar işe yaradı ki şu an bir manitaya sahibim. Sevgililer günü şeysine dımdızlak kalan varsa bir yardımım dokunur belki. Etrafımdakiler, isteyecekleri bir şey olduğu an, secret olsun, karma olsun, evrene mesaj atma hadiselerini konuşup duruyor. Ben ise sevdiğini serbest bırak dönerse senindir, dönmezse en adi orospu çocuğunun tekidir klişesini bile anlamakta zorlanan kaderci bir insandım. Ta ki uzun süredir manita olaylarına girememe durumuma bir çare bulamayana dek… Denemekle bir şey kaybetmem diyerek evreni yanıltmaya karar verdim!

Hayali sevgili

İşten, eşten, evden yenisini bulmadan ayrılmayacaksın! Ne kadar acımasız olsa da kural bu, paranın parayı çekmesi gibi erkek erkeği çekiyor olmalı. Bir sevgilin varken etrafın yakışıklılarla dolup taşıyor. Ne zaman ayrılıyorsun hooppp adamlar aynı anda yok oluyor… Bunu düşünerek atacağım ilk adım, evrene yanlış sinyal vermek olmalı dedim. Şu an bir sevgilim varmış gibi davranıyorum. Arkadaşlar aradığında, “aşkitomlan film izleyeceğiz bebişim yaa gelemem” falan diyorum.

Oysa evde oturup “öyle bir geçer zaman” dizisini izleyerek, o uzun bacaklı yosma Caroline’a küfürleri yağdırıyorum! Arada bir kavga etmişiz gibi davranıp içiyorum falan, sorunları olan bir ilişkiden kaçmaya çalışan bir kız havası yaratıyorum. Yeni tanıştığım her adama bunu öyle bir yansıtıyorum ki söylediğim yalana ben inanıyorum, bi süre sonra flört ederken vicdan azabı çekiyorum. Yalnız bu hayali sevgili olayının kötü bir yanı var ki, bir süre sonra bu işi şizofrenliğe döndürebilirim. Yani aslında bu iyi bir şey tabii ben bile inandıysam bu olaya, evren gani gani inanır. Burada ki amacım sevgili varmış gibi davranırken bir yandan evrenin bana kısmet yollaması, hadi onu yapmadı diyelim sevgilimin aslında olmadığını görünce kafası karışıp “anaaa bu kızın manitası vardı yahuu” diyerek bana tez elden bir tane ilik yollaması.

İç çamaşırı çekmecesi

Bir gün seks yaparım umuduyla alıp, çekmecenin en güzel köşesine koyduğum bütün çamaşırları giydim. Öyle bir olay gerçekten var çünkü onlar saklandıkça giyemiyorsun, küflenecek yahu köşede kala kala garibanlar. Tabii kotun altına giydiğim fırfırlı tangalar gün boyu beni rahatsız etti, zırt pırt tuvalete gidip onu parçalamak isteğiyle yanıp tutuştum ama yapacak bir şey yok! Birkaç tane de kendime o biçim garip çamaşırlardan aldım. Ama en önemlisi jartiyer denilen şeyin bende seksi durmadığını fark ettim. Hatta öyle ki insanı sevişmekten, kadından hatta dünyaya geliş amacından bile soğutabilirmiş. Kalın bacaklıysam suçum ne yani, o jartiyerin çorap kısmı öyle bir sıkıyor ki portişikkk diye bir kütle yağ popoma doğru yayılıyor. Çok çok kötü bir görüntüydü, sanırım son ilişkimde var olan sorunumuzu da bu sayede anlamış oldum…

Evlenmek istemiyorum.

Bir şeyi çok istediğimiz zaman olur geyiğinin olmayacağını taa bebe belikken öğrenmiştim. Sen vazgeçtiğin an oluyor olaylar. İstediğin sırada sadece acı çekiyorsun, umut denilen şey insanı mutlu etmiyor maalesef. O yüzden artık evlenmekten vazgeçmiş gibi davranıyorum. Evli arkadaşlarımı görünce “Yaa bu yaşta ne evliliği çıldırdın mı?” diye ağzımı yaya yaya konuşuyorum. Topalak çocukları gördüğümde sevmiyorum yanaklarını sıkıp “ayy çocuk yapasım var” diye çıldırmıyorum. Aksine “hayatta en son istediğim şey çocuk” diyip duruyorum. Planlarıma göre seneye bugünlerde hamile kalmış olmam lazım!

Büyük konuşmak

Atalarımızdan öğrendiğim en acı deneyim, büyük konuşmamak gerektiğidir sanırım. Iyy, mıyyy diye ne dediysem başıma gelip duruyor çünkü. Üniversite birinci sınıfta “O şaşı göbekli malın bile sevgilisi var, ıykkk bir milyon gönlüm olsa birini vermem” dedikten 1 ay sonra çocuğa sırılsıklam aşık olup, 4 sene ilişkide kalıp, bir sene nişanlı kalmamla bu durumu teyit ettim arkadaşlar! Büyük konuşma olayı gerçekten var. O yüzden konuşacağım şeyleri tek tek seçiyorum artık. Misal, “Engin Altan Düzyatan mı ıssız bir adaya düşsek, muzlara sarılırım adamla olmam” Oysa içimden geçenler, ıssız ada, Hindistan cevizi aromalı kremler, hamak mamak mavi göl filmi nınınınınının!!!!!!!. Sonra “Murat Boz yani gelse yalvarsa ağlasa gene de suratına dönüp bakmam” “Ayyy hem zengin, hem yakışıklı, hem çıtır, hem dürüst, hem akıllı, hem sadık, hem komik bir adamla birlikte olmak mı, Allah yazdıysa bozsun hayattaaaaa imkansız yani” Diğerlerinden olmasa bile bu olaydan acayip umutluyum kesin bir şeyler olacak, yüzde yüz çalışıyor yani bu durum!

Geriye dönüp bakmamak

Benim şöyle bir huyum var, sevgililerimi unutamıyorum. Aradan kaç sene geçmiş olsa da onlar bana ait olmalılar. Yani hayatlarına kimse girmemeli, hala ilk günkü gibi bana aşık kalmalılar. Ne zaman arasam onları bulmalıyım. Kıyafetlerim gibi olmalılar yani, giymiyorsam dolapta kalmalılar. Elbet bir gün giyerim umuduyla saklamalıyım. Bu tabii yoruyor insanı doğal olarak. Geçmiş defterlerim hiçbir zaman kapanmıyor. Hala lisede çıktığım çocuğa bile hesap sorabiliyorum. Öyle bir manyağım yani, adamlar benden sonra evlendi diye kıyametleri kopartıyorum, düğünlerini basmayı kendimde hak gibi görüyorum!

Geçmişi düşünmek geleceğe odaklandırmıyor olabilir dedim kendimi. Ve o kadar iç içeyim ki geçmişimle her ayrıntıyı bir şeylere bağlamak zorunda hissediyorum kendimi. O sebeple yeni hiçbir şey dikkatimi çekmiyor içerisinde yaşanmış bir anımı bulamazsam… O sebeple özel şeyleri sakladığım kutumu atmakla başladım işe. Bana yazılan bütün mektupları, hediyeleri tabii pahalı olmayanları bir çırpıda attım. Öyle bir manyakmışım ki cep telefonu yeni çıktığında sevgilimin bana yolladığı sms leri kâğıda yazmışım. Eski defterleri kapatarak yenisine hazır ve nazır bir şekilde beklemedeyim.

PS: Bu arada bu seferki sevgiliye bir rumuz bulamadım. Adamı bi sonra ki yazıda anlatacağım, meyve ismi koysam kart kaçar, kahvaltılık koysam adam akşam yemeğine daha uygun sanki... Off en zor kısmı rumuz bulma hadisesi.


31.12.2010

Erkeğinizi yatakta çıldırtın! Yüzde yüz çalışıyor valla

Ortalama her ilişki, diğer bütün her şey gibi; giriş, gelişme, sonuç olarak üçe ayrılır. Girişi, heyecan verici ve karışık; gelişmesi, tutkulu; sonucu ise hayal kırıklığı ve hüsranla sonuçlanır. Bedenlerin artık birbirini tanıması, tenlerin alışması genelde gelişme bölümünde ortaya çıkar. Yok, ben illa giriş bölümünde çatır çatır seksimi yaparım derseniz uzun bir süre paylaşılacak tek şeyinizin seks olacağını da unutmayın! Yazıya öyle bir başladım ki devamı vajina akıntıları ile ilgili olacak gibi durmuş. Hah neyse asıl konuya gelirsek, “yatakta partnerinizi çıldırtmanın altın kuralları.” Bu kurallar evrensel gibi bir şey zaten, ağırlık merkezimden uydurmadım. Kadına dair var olan bütün her yerde yazıyor bunlar. Ben sadece elçiye zeval olmaz diyerek kendimce yapıp, cidden çıldırdıklarını kanıtladım o kadar.

Ona erotik bir şeyler fısıldayın:

Bir sevgilim var o zamanlar fi tarihinden bahsediyorum... Adamla dünyanın en romantik ilişkisini yaşıyorum böyle, saatlerce bakışmalar, gecelerce mesajlaşmalar, aşk mektupları falan filan. Benden bahsederken kırılgan bir çiçekten bahsediyor sanki öylesine naif. Şöyle düşün biz aylarca seks namına sadece dudaktan öpüştük, tabii bunun bir nedeni de mekan sıkıntısı çekmemizdi ama olsun. Neyse geldi çattı ilk birlikte olacağımız o gün. Yataktayız, hoppala paşam yaz geldi olayına girdi gircez tam. Bu durdu, elleriyle saçlarımı geriye atarak “Benimle konuşsana” dedi. Ben bir kaldım ne diyeceğimi de bilemedim, hıh ne anlamadım falan derken. “Beni azdır” dedi. Tövbeler olsun be herif, daha azmadın mı? Yüzüne gözüne dursun 3 saattir her yanımı tükürük içinde bıraktın da daha ne istiyorsun. Sonra olayın küfürlü konuşmak olduğunu anladım da anlamasına. O kadar kibar bir adam ki “salak” desem klozet üzerinde ağlayacak gibi duruyor. Gözüne bakıyorum, o bana bakıyor “hadi” deyip duruyor. İyi bari dedim, “Pipin çok güzel” diye çıkıverdi ağzımdan. Adamın bütün iştahı bitti yemin ederim. Pipi dedim diye bana bir bakışı vardı hala mıh gibi aklımda.

Herkesin içinde yüreğini oynatın:

Ulu orta çaktırmadan “seni istiyorum beybi” mesajını hepimiz vermişizdir sevgilimize. Ben de kendimce vermeye çalıştığım anlar oldu. Sinemada üzerine çullandığım, Büyükada da sote yer aradığım, davetlerde bacaklarını okşadığım vs vs. Ben yine bir gün böyle çıldırtın, delirtin konsepti bir şeyi okuyup gaza gelmişim. Mekânın birindeyiz, tutturdum tuvalete gidelim diye.Ama nasıl ısrar ediyorum, çocuk yok dedikçe “ayrılırım senden haaa!!!” diye tehdit ediyorum. Aldım zorla götürdüm soktum kızlar tuvaletine. Bir de öyle kendimden eminim ki o tuvalette sanki gün aşırı adam götürüyorum. Kızların arasından hani daha heyecanlı olsun diye çektim bunu bir kabine. Kapıyı kapattık, bu sürekli “yapma insanlar dışarda” falan derken, 3 dakika geçmeden, görevliler gelip bizi mekândan attı. Toplum hazır değilmiş buna orada bunu anladık.

Ona edepsiz mesajlar atın:

Bir gece önce deli gibi kavga etmişiz, sırf onu aramamak için ismini telefonumdan silmişim bende. Sonra bu gelip gönlümü alınca barıştık falan filan derken ben yeniden kaydetmeyi unuttum telefonuma. Yeni barıştık ya hemen ayıpçıl ayıpçıl şeyler yazarak gece birlikte geçiririz diye plan yaptım. 3 mesajlık yer kaplayacak şekilde o an kendimi okşadığımdan girip, olayı oralla bitirdiğim bir mesaj yazdım. El alışkanlığı baş harfine tıklayıp direk göndere bastım. Tabii ismini sildiğim için baş harfine basınca ilk gelen isim. “Xxxx anne” oldu. O mesajı çocuğun annesine atmışım yani. Kadıncağız oğlunu ne çok sevdiğimi o sıra anlamıştır büyük ihtimalle.

Birlikte Porno izleyin:

Bak aklıma geldikçe hala deliriyorum! Bu çok saçma bir madde bence, sevgilimle yapay memeleri olan sarışın kadınları izlemek beni yatakta katil yapar ancak. Bir gün dedim, komplekslerinden arın kızım Pucca, belki sen de seveceksin hadi bakalım diyerek açtık elin gavurunun sarışın kızı düdüklediği bir sahneyi. Kan beynime sıçrıyor ama ekrana bakıp benim mememi sıkıyor herif.Resmen onu düşlüyor o an! Ben bir ağlamaya başladım, “O sarışın yelloz gelse demek onun da memelerini sıkacaksın” diye. Attım kendimi yerden yere, nefes alamıyorum kriz geçiriyorum. Sanki yatakta bastım onları o derece. Yani bundan da bir cacık olmadı.

Videoya çekin:

Cep telefonlarına kamera konmasıyla yatak odası naklen yayın adult sitelere düşmüş olsa da, en büyük korkumuz bir yerlerde kırmızı ışık yanıyor mu, acaba bana tuzak kuruldu mu diye paranoyak olsak bile bunu denemişizdir muhakkak. Video çekilirken kendimi Oscar’lık oyuncu gibi hissediyordum, o tavırlar, saç attırmalar kameraya bakıp bakıp limon yemiş gibi ağzımı burnumu oynatmalar. Adeta yılların porno kraliçesiyim. Sonra ne çekmişiz diye bakarken aslında olayın öyle olmadığını anladım. Yahu bütün kamerayı popom kaplamış zaten hiçbir şey gözükmüyor. Bıngıl bıngıl sallanan etler falan var, porno değil adeta “yer altında bulunan canavarın ilk görüntüleri” tadında. Hayır, yani bir izlese, gergedanla insan çiftleşmesi zannedebilir. 2 dakika dayanamadım, sil sil sil onları diye kaplan gibi atladım kameraya. Sonra da ışığı bile açtırtmadım adama.

Grup seks

Ahh bebeyim, böyle bir olaya girebilmek için fazla kıskanç, kompleksli ve aşık bir kadınım. Öyle aramıza elin kadını girecek, memelerini sevgilim sıkacak, ben de orada “aferin benim aşkıma nasıl da güzel yapıyor” diyeceğim. Vayy vayy vayy daha neler. Bir defa aşkı meşki geçtim ben orada kadınla kendimi kıyaslamaya girerim. “Hımm bacakları da benden uzunmuş, lazeri nerede yaptırmış acaba ya, hohoooo memeleri küçük bir sıfır öndeyim. Göbeği de yok lanet olası kaşar!” Bunların üzerine bir de adam onla ilgilenirse o yatakta cinayet çıkar. “ben bir su alıp geleyim” derim, ekmek bıçağıyla ikisini de kıtır kıtır doğrarım sonra. İki erkek bir kadın durumu ne kadar fantezilerimde can olsa da ben adamın kıskancını beni sahiplenenini severim…

Ama böyle bir defasında sırf ne diyecek diye merakımdan, sordum yatağa bir kız daha alalım mı diye. Yaa olabilir falan deyince, ensesinden saçları tuttum, “Bu yatakta sen ve ben dışında biri daha olursa derini çiğ çiğ yerim, penisini kopartıp kendime kolye yaparım! Aklından bile geçirme, anladın mı???” diyerek bu olaya son verdim.

PS: "Seks hayatını yazıyorsun" diye, bir yazıyı bile okumadan gelip ağzını yaya yaya konuşanların da gönlü olsun isteyerek hayatımın en erotik yazısını Aralık ayı için Elele'ye yazmıştım. Şimdi en azından o ortalarına sıçtığım ağızlarını yayarken bu cümleyi hak etmişim derim... Hah bir de bu sene bloga düzenli olarak yazacağıma söz veririm.Umarım 2011 sana, bana 2010 un getirdiklerini getirir :))

24.11.2010

Arabesk anılar

Aslında şu yazıyı, bahsedeceğim kişinin adını, memleketini, yedi ceddini yazarak yazmak isterdim. İsterdim ki eğer hala devam ediyorsa öğretmenliğe bir neslin daha çocukluğunu sikmesin diye...
İlkokuldayım, okulun en ezik kızıyım desem yeridir. Hiç kimseyle konuşmuyorum, en arka sırada oturup hayal kuruyorum, teneffüslerde kardeşimin sınıfının önüne gidiyorum ona bir şey yapan var mı diye izleyip derse giriyorum. Çıkışta kardeşimi sınıfından alıp eve gidiyorum. Hayatım sadece bunlar üzerine kurulu, bir tek arkadaşım bile yok okulda, varsa mahalledekiler var. Yazın sıcağında bacaklarımdaki morluklar görünmesin diye yünlü çoraplarla okula giden, yüzü gözü mor herkesin dalga geçtiği korkak ezik kızın tekiyim.
Okulda sürekli ot çöp için para toplanıyor. Hepsini tek tek veriyoruz öyle kuzu gibi. Sonra bir gün etüt mü ne yapılacakmış haftada 3 gün okuldan sonra 1 saat. Onun için toplu para istedi öğretmen bizden. Gidip anneme söyledim, o da gereksiz buldu olayı, o sırada zaten kursa gidiyordum diye vermedi parayı. Öğretmen inat etti her gün benden para istiyor, "yok annem vermedi" dedikçe, bana bağırıyor herkesin ortasında.
Vallahi kadın sussun diye kendim bulcam parayı, şırıngalı kalemimi, dantelli yakamı satacam o derece. Her gün tahtaya çıkartıp para da para diye başımın etini yiyip duruyor. Eve gelip anneme söylüyorum öğretmen ille istiyor diye, annem de evde inat ediyor vermiyor parayı. Yapacak hiçbir şeyim yok, kuzu kuzu okula gidip her seferinde "anneeeemm vermioo" diyip dönüyorum. Kadın iyice kıl oldu bana, para vermeyenlere karne vermiyoruzdan başladı, adı tahtada yazılı kalacak kadara devam etti. Var olan bütün rezil olmaları boynumun borcu dedim kabul ettim.
Sonra bir gün Yerli Malı Haftası diyerek herkes evinden yiyecek bir şey getirip okulda beslenme yapılacak. Annem çalışıyor, bırak yerli malını kadın evde yemek yapmıyor. Söyledim bende börek falan yapsana diye, o da bana onun yerine kantinden alırsın diyince zorlamadım kadını. Ertesi gün okula gittim, 3. derste açtı herkes beyaz örtüsünü serdi masaya, çıkardılar beslenme çantalarından börek, elma ve çikita muzlarını. Sınıfı çörek otuyla karışmış ağır yumurta kokusu sardı... Gittim kantinden bir güzel gevrek ve beyaz gazozumu alıp oturdum sırama. Önümdeki kız bana bir parça böreğinden verdi, ben de ona gevreğimden uzattım. Yemeğim yok ama mutluyum çünkü ilginç bir şey yapılıyor sınıfta, herkes birbiriyle konuşuyor, yanımdaki kızın masa örtüsü çok güzel kokuyor, matematik dersi işlemek yerine yemek yiyoruz dahası var mı? Bir de dersin sonunda Serkan diye küçük ibo kılıklı bebe var, şarkı söyletecek öğretmen ona. Onu bekliyorum sabırsızlıkla. Çünkü Serkan'a aşığım, çünkü o bir sanatçı, 8 yaşında yanık yanık "geldimmm emmooğlluuuu" diye türküler çığıran çocuk kalmış içli bir İbrahim Erkal. Onunla dünyalarımız farklı ama ben yine de onu içten içe seviyorum. Ben evin içinde Yonca Evcimik şarkıları dinleyen bayramlığı lambada etek olan bir pop kızı, o ise çilenin, acının, yok oluşun simgesi. Tabii o bana bakmıyor bile, sınıf başkanı bir kız var onunla fingirdeşip duruyorlar. Ben hayaller aleminde yaşıyorum, arka sırada onların fingirdeşmelerini izleyip göz yaşlarımı içime içime akıtıyorum. Yine de bir umudum vardı, onun söylediği şarkılardaki acılı aşkı kendime yoruyorum, "Gözleri simsiyahtı emmoğlu, Ben de ona tutulmuştummm yanmıştımmm" derken, kimse anlamasın diye şifreli olarak siyah göze vurgu yaptığını düşünüyordum.
Bir taraftan gevreğimi parçalara ayırıp masanın üzerine koyarak kendi yemeğimi güzelleştirmeye çalışırken bir taraftan da çocuğu gizli saklı kesiyordum. Öğretmende sıra aralarını dolaşarak uslu duruyor muyuz diye kontrol ediyor. Bana doğru yaklaşınca kopardığım gevrek parçasından belki almak ister diye elime bir tanesini alıp öğretmene doğru uzattım. Bir sinirlendi kadın ama nasıl, o uzun tırnaklarını kulak kıkırdağıma geçirip tahtaya sürükledi beni. Elimde olan gevrek parçası yere düştü, onu almak için eğilmeye çalışırken kulağımı daha da çekiştirip saçımı çekti. Evden yiyecek bir şey getirmedim diye tahtada ayakta bekletip, herkesin yemek yiyişini seyrettirdi.
Ağlarsam kendimi daha küçük duruma düşüreceğim diye ağlayamıyorum, çekip gitmek istiyorum gidemiyorum. Çocukların yüzlerine bakamıyorum çünkü yemek yiyorlar. İki üç tane piç kurusunun dalga geçtiğini duyuyorum sadece. Tek istediğim var zilin çalması, evime gitmem hatta daha acımasızca düşünürsek okulun patlaması ve herkesin hafızasından tahtada duran aç kızın silinmesi. Bütün ders boyunca kafamı iyice önüme eğerek tahtanın önünde bekledim. Sonra Serkan şarkı söyledi, "amannn ormancıııı canımm ormancııı" diyerek, sanki beslenme saatinde değiliz de fasıldayız mübarek. Kafasını titrete titrete dudaklarını büzüştürüp, gözler kapalı, kaşlar birbirine yapışmış, şarkı söylemiyor acı çekiyor çocuk. Ama benim acımın yanında hiç kalır çektiği acı... Ne ormancısı; açım, rezil olmuşum, ve bir grup çocuğun önünde dikiliyorum ağız şapırtıları eşliğinde...
İçimden el şaklamalı bir oyunun müziği geçiyor sürekli, o beni rahatlatıyor o sırada... Şarkı sözlerine göre hayal kuruyorum, Serkan'a dair. "Yeşil köyün camiisiii yanıyor minaresi, benim sevdiğim oğlanın ahhh gidiyor cenazesi." şarkının sonunda Serkan ölüyor diye bir daha üzülüyorum, o sırada hayal kurduğum her şey beni üzüyor. Mutlu eden hiçbir şey yok, eve gidiş yolu bile üzüyor, ev üzüyor, Yatağım üzüyor, öğretmen üzüyor... Asıl Ferdi Tayfur ben olmuşum diyorum kendime, içim eziliyor...
Ertesi gün okula gitmedim, daha sonraki günde. Evden dayak yemeseydim hiç gitmezdim okula. Ve o kadının ilk yaptığı şey değildi bana, hayat karşıma çıkarırsa o kadını andım olsun suratını cırmaklayacağım. O derece izler bıraktı bende.

21.09.2010

Ben ölemedim bi türlü vurgun vurgun üstüne

Bugün koltuğun altına düşmüş olan küpemin tekini çıkartmaya çalışırken televizyonda Ankara'daki, hani o uğruna burayı açtığım adam vardı ya, hani 4 sene birlikte yaşamıştık, nişanlamıştık, dayak yemiştim hani, hah işte onun adını duydum. Elimi koltuğun altına daha da ittim, koltuk altım parçalandı parçalanacak şeklindeydi.
Kanalın haber dairesinde çalışırken sabahları ilk işim ajanslarda bu çocuğun adını aratmak olurdu. Bir trafik kazası geçirmiştir, evleri doğal gazdan patlamıştır, mutlaka bir şey olmuştur ve hastaneye ilk giden ben olmalıyım diye. Ama bu, ölüm haberinden bile daha ağır geldi.
Evlenmiş dedi spiker, evlenmiş yani ölümden daha normal gibi evlendi dedi o kadar sakin. Evlenmiş... Kanallarında çalışan bir spikerle evlenmiş ve bunu haber yapmışlar.
Kolumu çıkardım koltuğun altından televizyona baktım, yüzünü gördüm...
Seneler önce görmüştüm otogarda bana el sallarken o yüzü, saçları seyrelmişti, gülüşü aynıydı gözleri aynıydı onu gördüm yıllar sonra... Oysa hep hayallerim farklıydı bir caddede karşılaşacaktık ve birbirimize ait olduğumuzu düşünecektik.
Oysa şimdi 52 ekran televizyonumda bana bakıyordu, karısının elini tutarak... Evleneceğini duymuştum, hatta evlenmiştir kesin demiştim. Ama bunu görmek çok koydu, koymak değil aslında hissettiğim aynen şuydu;
Hani bir türk filmi vardı Hülya Avşar, İbo'nun düğününü uzaktan seyrediyordu. Na işte aynı o kadın gibi bakakaldım orada. onlar eğleniyordu gülüyordu üstelik bizim düğünümüzü yapacağımız mekanda... Bakıyordu bana yanındaki kadını öperek, alnını öpüyordu, elini tutuyordu yüzünü avuçlarının arasına alarak gözlerine bakıyordu. Ve ben sadece ağlıyordum.
O mutluydu, o çok mutluydu...
Senelerimi verdiğim adam, dandik yüzüklerle nişanlandığımız adam, domates ekmeği paylaştığımız, yatakta beraber ağladığımız, seni asla bırakmam diyen adam çok mutluydu... Hiç aklına geliyor muydum o an, hiç düşünüyor muydu beni, hiç acımıyor muydu bi yeri... Ama çok mutluydu, top gibi kafası, seyrelmiş saçları, ve iğrenç Atatürk yaka papyonu...
Ben olsam onu taktırmazdım işte... Ben orada olsam heyecandan yüzüne bakamazdım işte, ben orada olsam gülmekten röportaj veremezdim işte...
Ama o kadın veriyordu, canımı acıtırcasına, beni tanıyormuşcasına üstüne basa basa sevildiğini söylüyordu...
Salondaki halının üzerine oturdum ağlamaya başladım... Kaburgalarım ezilene kadar, iç organlarım parçalanana kadar ağladım.. Haberler bitti dizi başladı, üstüne başka program ve ben orada ağladım hiç yerimden kalkmadan...
Bütün okul anılarımızı düşündüm, yüzünü yanımda düşündüm... ve bunları düşündüğüm anlarda o başka bir kadının yanında mutluydu...
Onun uğruna yaptığım her şey boşuna idi.. En son bana 24 Haziranda yani yıl dönümümüzde attığı mail vardı "Mutlu musun bizi bu hale getirdiğin için" diye... Cevap vermediğim için kızdım kendime, ki cevap versem ne değişecekti o kadınla evlenmeyecek miydi? Biz bir arada mı olacaktık?
En son bakışı aklımda o el sallarken bana hep aklımda öyle kalacak zannediyordum, ta ki başkasının alnından öpüşünü görene kadar.
Şu an iki kilo tuz ruhu içmiş gibiyim, iç organlarım parçalanıyor... Aklımda o kadının alnını öptüğü sahne var sürekli..
ben neyim peki, ben kimim şu halime bak kaç sene geçti hala aptal saptal bir aşka ağlayan geri zekalının tekiyim. O hayatını kurdu kendini buldu peki ben, hala salağım.
Allah'ım beni hiç mi sevmiyorsun, hiç mi? Böyle bir şeyi nasıl bana gösteriyorsun? Her sevdiğim adamın düğününü görmek zorunda mıyım ben? ben sana ne yaptım...
En kötüsü düşünüp ağladığım bütün anılar şimdi ayıbım olacak benim. Öyle ya sen evlisin, ben ise hala başka bedenlerde kendimi aramaktayım ayıpsız, günahsız ve sensiz.


http://bit.ly/9YMG9d







29.08.2010

Bir sevgilim olsa giderim balayına ah bir de bekarsam giderim alayına!

Aylardır içinden çıkamadığım bir depresyona girmiştim. Yeniden saçlarımı koparmaya, yediklerimi kusmaya, nedenli nedensiz her şeye ağlamaya başlamıştım. Neydim, ne oldum, ne olacağım her şeyin karmaşası, kaybettiklerimin kazandıklarımın yanında olan yükü. Her şey o denli kafamı karıştırmıştı ki tuvalet fayansının üzerindeki desenleri izlemek bana sadece huzur veriyordu...
Baktım olmayacak bu iş böyle kalktım arkadaşlarla Olimposa gittim.
İlk başta sadece içip içip her yana kusup pelte gibi yattım. Yapacak bir şey yok anacım gavur amı gibi sıcak hava, ot doğa püsür, portakal ağaçları, gerekli gereksiz börtü böcek, haddinden fazla yakışıklı gay etrafta!
Ben böyle bizimkilerin Sarhoş Cemil'i gibi içip içip "içmedim yaeee" diyerek ortalığa sarınca kızlar halimi iyi görmedi "bak buralar da güzel şeyler de var" diye beni tekne turuna çıkarttılar. Nasıl ağızlarına sıçıyorum ama anlatamam, sanki elimi kolumu bağlayıp kaçırmışlar beni oraya "Bu ne be! dandik dundik mağaralar için mi getirdiniz buraya! Ben yüzemem bile her yan balık burada, offf puff gitcem ben döndersin kaptan" derken merdivenlerden yukarıya doğru bir ışık yükseldi.
"Allahım sana geliyorum, bunu yaradan sana tapıyorum yeminle, ne güzel şeyler yaratmışsın al ağzına tık portakalı koy masaya çatır çatır ye herifi" diye böyle saniyeler için fanteziden fanteziye sürükledim
bilinçaltımı.
Geldi oturdu diğer tarafa sonra arkadaşları geldi, onların neye benzediğine bile bakmadım direk hedefe kitlendim. Kaşı, gözü, burnu her yanı heykel gibi. Kesin sevgilisi var hatta haremi var. Dönüp bana bakmaz bile, yani ben erkek olsam kendime bırak bakmayı sümüğümü sürmem yahu. "Pucca, kaybedecek neyin var kızım, en azından olmasa bile uğraşırsın bu bile eğlenceli olur" diyerek. Hoopp tak tak tak planı programı yaptım çocukla yüz göz olmak üzre. Durduk bir yerde insanlar atlıyor falan suya, bunlar da atladı. Şimdi ben boyumu geçen yerlerde yüzemem, hayatta imkansız. Yanımda arkadaşım duruyor ben yüzmüyorum ve bunalımdayım diye aklı sıra beni yalnız bırakmıyor. Çocuklar suda cıp cıp oynuyor böyle, o suya girip en azından onlarla oynarsam konuşma bahanemiz olur. Ama ben o suya bir tabur asker tecavüz etse giremem!
Baktım baktım baktım suya, etraftaki insanlara, yüzenlerin açılarına baktım... Dedim buradan atlayayım, ne olcak hem belki korkumu yenerim, hem herkes orada kesin biri beni kurtarır. Hem çocuğun dikkatini çekerim. En azından kötü de olsa "boğulan kız" olurum. Sonrasında muhabbet ederiz yukarda "bizim de yengemin amcasının karısı Kilyosta boğularak öldü" falan gibi şeylerini anlatır, sonra evleniriz falan filan... İşimi garantiye alayım dedim, alt taraftan makarna var ya uzun ince sosisler onlardan birini attım aşağıya. Ardından da ben atladım çığlık atarak, -ki "yüzme bilmiyorsun ne atlıyorsun" derlerse "şerefsiz arkadaşım attı yaeeee beni" demek için...
Atladım suya ama bir cesaretle ölecem, suyun içindeyim kafam dışarı çıkmıyor bi türlü... Nasıl çırpınıyorum, çırpındıkça daha çok batıyorum. Bir türlü yukarıyı göremiyorum. Dedim "sıçtın PuCCa, bir delikanlı uğruna ölmediğin kalmıştı hah onu da yapıyorsun ya! Cehenneme gitsen yeridir yan şu halinle malın kızı, ayy neden kimse gelmiyor lan ciddi ciddi ölüyor muyum ne?" diye düşünürken biri beni tuttu yukarı çıkarttı, ben öksürmekten etrafımı göremedim, uğultular falan duyuyorum, orada ki adamlardan biri götümden tutmuş, yukarı doğru itekliyor, o kadar feci durum ki çıkamıyorum yukarı, diğerleri de götümden tutup itmeye başladı.
Çıktım sonunda, fok balığı gibi attım ortaya kendimi. debeleniyorum öksüyorum falan. burnumdan beynim akacak bütün sümükleri çıkardım resmen.
Filmlere de inanmamayı bu sayede öğrendim. Hani boğulunca yakışıklı bir bebe geliyordu, kız seksi bir biçimde seriliyordu da çocuk dudaklarına doğru yaklaşıp olaya başlıyorlardı.
Yemin ederim sümüklerim akmış, öksürerek sağa sola debeleniyorum o halde kimse suni tenefüs yapmaz zaten bana.
Sonra kendime geldim etrafımda bizim kızlar ağlıyor salak salak, diğer kız vallahi ben atmadım diye elimden tutmuş. Yukarı çıktık, aynen dediğim gibi geldi bu çocuk ve arkadaşları işte boğulan insanlarla olan hikayelerini anlatıp durdular ben ise yorgun, korkak ama arkadaşını suçlamayacak kadar iyi kalpli, hassas bir kız edasıyla dinledim hayatımın erkeğini salak saçma boğulma hikayelerini.
...
Akşama Yanartaşa gitmek için sözleştik. Bizim kızlara dedim ki, "siz aman gelmeyin, kıçımdan ayrılmıyorsunuz bir bok olmuyor, kalkın gidin kendi hayatlarınızla ilgilenin" Bunalımda olmanın en kötü yanı bu işte arkadaşlarının nefesini sürekli ensende hissediyorsun.
Bu çocuklar geldi bindim bunlarla servise, arkadaşları tarafından satışa uğramış yalnız ve ürkek bir genç kız edasıyla sığındım bunların yanına. Yalnız bir sorun vardı ki ön koltukta oturan çekirgeye benzeyen bir gerizekalı sürtük! Yalnız başına gelmiş, onların pansiyonunda kalıyormuş. Dönüp dönüp benimkine bir şeyler diyor. Ve paso "ayy yalnız geldim ben de buralara ihihih" diyip duruyor. "Mal karı ya yesin kurtlar da gör gününü, yalnız gelmiş. bana mı geldin salak" diye saydırıyorum içimden.
Geldik çıkacağımız yere. Allah kahretsin işte orada beni, çocuk uzun boylu diye dolgu topuk sandalet giymiştim. Bir allahın kulu da beni uyarmadı dağ çıkacaksın diye.
Daha 100 metre olmadan sıtma krizi gibi soluklanmaya başladım zaten, ayaklarım burkulup duruyor. Ulan neden o ateşi az aşağıya yapmazsınız ki, doğal gaz boru hattını şuracığa döşeyin işte. Ya da yürüyen merdiven yapar insan şuraya diye taşların üzerinde sürünüyorum.
Öyle bir terliyorum ki 55 kilo ter attım, bir hansel olsam dönüş yolumu terlerimi izleyerek bulabilirim. Ben kendimle bu kadar ilgilenirken çocuğa bir baktım önde o çekirge kızla rahat rahat muhabbet ede ede gidiyorlar. Arada bir dönüp çocuk "Pucca iyi misin?" dese de benle alakası yok. Öyle ki yorulmamışlar bile gayet referandum sonuçlarının ne olacağını tartışarak güle oynaşa devam ediyorlar yollarına. Dedim ben PuCCa isem şu yolu boşuna tırmanmam. Fenerimin ışığını kapatıp attım ormana. Sonra çocuğa seslendim, "fenerimi kaybettim" diye. Geldi bu çekirgeyle yanıma, kıza dedim, "sen git yae biz geliriz şimdi en azından önde ışık olsun, versene şuna fenerini" diyerek, çocuğun elinden aldım bir hışımla feneri, kızın ellerine sıkıştırıp yolladım onu. İkimiz fenersiziz, tek tük insan geçiyor, ıssız bir dağ başı romantiklik diz boyu uuu beybi ben de ki hareketlenme deprem oldurtacak nitelikte.
Bulamayınca bizden sonra gelenlerin peşine takılıp çıktık yukarı, çekirgeyi önde gördüğüm an hemen bunun koluna giriyorum "ayyy biraz duralım mı" diyorum.
Öyle böyle derken çıktık tepeye, kültür mültür okey, tamam her şey güzel de vallahi çocuk olmasa bin küfür ederdim o çektiğim eziyete. Ben de bekliyorum dağın ortasında lavlar fışkırıyor yani o kadar yolu terleye terleye iki kibrit alevi için mi çektim dedim.
Orada çocuk her gördüğü taşa "aaaaa harika mükemmel bu ne mucize" diye hayranlık duyuyordu, ben ise "Ahh bebeyim ahh sen dağa taşa hayran, ben sana offf offf" diye içleniyordum.
Aşağıya inerken biraz daha romantik geçti yolculuğumuz, çekirgeyi orada kaybettiğimiz için diğer arkadaşlarıyla da ben tek kelime konuşmayıp buna kitlendiğim için yalnız kaldık. Fenersiz bir şekilde milletin fenerlerinin ışığıyla kol kola indik aşağıya... Serviste beraber oturduk durup durup iltifat edip duruyor falan filan derken tamam oldu bu iş!
Ben inerken sordu, gece öküz bara gidelim diye. Bakarız dedim indim. aradan bir 25 dakika geçti geçmedi ben daha yeni duştan çıkmıştım ki kızlar "çocuk seni almaya gelmiş buradaaaa" diye çığlık attılar.
Ulan dedim, hayatımda hiç öyle yaz aşkıymış bilmem neymiş olmadı. Üstelik çocuk İstanbul'da belki devamı da olur. Belki de Erik acısını bununla aşarım belli mi olur. Hem sadece yazın fingirdeşip bitse bile bana çok koymaz. Diyerek giydim el değmemiş külotlarımdan bir tanesini. Çıktık dışarı bununla, sırf sabah "alkolluydum yaee" demek için hızlı hızlı içiyordum tekilaları, biraları. Bir yandan dokunmalar bilmem neler dans ediyoruz ayağına yüzeysel değdirmeler derken... Telefonum çaldı.
....
Erik gittiğinden beri paso beni arıyor. İşte burası bok gibi bilmem ne falan diye anlatıp duruyor. Ama hiç yok seni özledim, yok köpek gibi pişmanım demiyor. O kadar bencil ki sadece kendi hayatını anlatıp kapatıyor telefonu. Ve ben o kadar salağım ki o telefonlarına açmayacak kadar nefret edemiyorum beni yüzüstü bırakıp giden adamdan. Hiç aramadım onu ama hala aradığında salak gibi açıyorum. Korkuyorum çünkü orada beni tamamen unutmasından.
Aradı açtım telefonu "arkadan ses geliyor" falan filan derken "30 unda oraya geliyorum, yanına geliyorum PuCCa, çok özledim seni olmuyormuş işte ne olur bize zarar verecek bir şey yapma" dedi ve kapadı.
Ve benim kafamda sürekli olarak "bize zarar verecek bir şey yapma" cümlesi çınladı durdu. İçerde ki çocukla yatarak, bize zarar verebilirim, çünkü sen, biz diye bir şey bırakmadın ortada. Onunla yatarken senin bana çektirdiğin acının intikamını alabilirim çünkü biz diye bir şey yok. Diyerek içeri çocuğun yanına gittim. Aklımdan sürekli Erik geçiyor, tam unuttum bitti derken şimdi geri döndüm diyor. Ne kadar inanmam gerek, ya gene kaçarsa, hepsi kafamı allak bullak ederken, ben çocuğun yanında ağlamaya bir başladım. Nasıl ağlıyorum hüngür hüngür. Oturdum bütün hayat hikayemi anlattım sonra. Hıçkıra hıçkıra "işteee bebe beni yüzükle bıraktııı, kaçtııı gittii annesi böyle yaptııı banaaa peçeteeenn var mıı fırrkkk" diye...
Sonra geceyi yapayalnız geçirdiğimi söylememe gerek yok sanırım. Ertesi gün Erik aradı, meğersem beyfendi buraya temelli gelmiyormuş, 1 haftalığına gelecekmiş. Önce annesine uğrayacakmış, sonra da yanıma gelirmiş... Gece böyle demedin diyince de, bir şeyler hissettim bize hata yapıyorsun gibi geldi dedi.
Biz mi kaldı pezevenk. Sen ve annen var hayatında. dedim kapadım.
Yarın Türkiye'ye geliyor, ben İzmir'deyim. Bilerek İstanbul'a geçmedim dayanamam görmeye ben giderim diye. Birlikte olmak istemiyorum onunla çok kırgınım ama bir yanımda istiyor işte çok alışmıştım... Off hayat çok zor!

PS: SamiHazinses'in kitabını almayanın babaannesini kaçırırım yemin ederim. Alın o kitabı!!!