15.05.2012

karma.

Bira içip leş olduğum geceleri özledim sanırım.
Artık bira içmiyorum mesela, bir bira bir ekmek yemeye eşmiş.
Ben ne zaman bunları düşünür oldum ki?
Aslında hep düşünüyordum, ama uygulama yoktu
Yoksa iki artı bir büyüklüğünde götüm nasıl olurdu...
Göt demişken, aklıma ara ara takılıyorsun merak etme
İnsan insanı sikiyormuş, anasına avradına kadar hem de acı acı sikiyormuş
o bile acıtmıyormuş ama insanın insanı unutması acayip koyuyormuş.
Avuçlarımın içleri hep dışa dönükmüş seninleyken,
beraberken hep 'ben' diye başlayan cümlelerim şimdi sen olmuşsun.
Buna da Allahın bana vermiş olduğu bir ceza diyelim.
Şimdi bir köpeğim var, onunla annelik güdülerimi ölçüyorum.
En çok korktuğum şey anne olmaktı, ya be-ce-re-mez-sem derdim.
becerebiliyormuşum.
Ya da dur ya, köpekle bebeği aynı standartta mı değerlendirdim az önce
lafımı geri aldım biraz daha zaman gerek bana...
Eskiden canım acırken slow turk dinlerdim,
Şimdi müzik duymak bile istemiyorum sanırım.
Biraz başım ağrıyor,
Baş ağrısı da hep bana yalan gelirdi doğrusu
Doğruymuş... Beynimin içinde solucanlar ürüyormuş
Ben artık bu diğer yarımı bulma olayından çok sıkıldım
Büyü yok, sihir yok,
O karnımda uçuşan kelebekler götümden çıkmak istediği çırpınıyormuş
Her şeyi yanlış anlıyorum.
Bir daire var ve ben ne onun etrafında dolanıp duruyorum
yaşlanıyorum, korkuyorum, korktukça siniyorum
ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.
Olayları yazmaktan hislerimi unutmuşum
Çok uzun zamandır dizi izlemiyorum
Hepsinin sonunu biliyorum
Kötü kişi gidiyor, iyiler birlikte oluyor
Kahraman hep kazanıyor.
Çünkü kahraman iyi, çünkü ilk başta çekingendi,
çünkü diğerlerine göre hep daha sakindi
İnsanlar taşkınlık yaparken bir tek onun aklına durmak geliyordu
Başına gelen bütün belaların nedeni diğerleriydi
Ki bu normal hayatta olsa, kendisi kahraman değil ezik olacaktı
işte bu yüzden diziler, filmler baştan yalan, karakter yalan.




30.01.2012

Umarım hediyeni beğenirsin

Bir yıl boyunca bütün salaklıklarıma katlandın, şımarıklıklarıma dayandın, yemek yapamıyorum diye fast food’a alıştın. O gün eline Rusya bileti verdiğim an sevinçten çılgına döneceğini biliyorum, bence hak ettin, git, gez toz...

Yılbaşı geliyor malum, bizim evde de birbirimize ne hediye alacağımızın paniği yaşanıyor. Yılbaşının bizim için ayrı bir önemi var ki, sevgilimizle birinci senemizi doldurduk. O yüzden ona çok özel bir hediye vermem lazım. İyi, kötü, güzel, kavgalı, aşık, dargın, barışık her türlü entrikalı bir seneyi doldurduk. Bir sene boyunca benim bütün salaklıklarıma katlandı, şımarıklıklarıma dayandı, beni sırtladı, hastayken başımda bir dakika bile uyumadan bana baktı. Yemek yapamıyorum diye fast food yemeye bile alıştı adam. O yüzden ona hep hayalini kurduğu bir şeyi

hediye etmek istiyorum açıkçası. Öyle ki, hediyem çok özel bir şey olmalı, hayatı boyunca hiç unutmamalı, gördüğü zaman gözleri fal taşı gibi açılmalı, bana olan sevgisi on kat artmalı, hatta hemen ardından dizlerinin üzerine çöküp “Köpeğin olurum, benle evlen” diye hüngür hüngür ağlamalı.

Şu olayları yaptıracak tek şey var, o da adama bir hafta Rusya’da yalnız başına tatil ayarlamak. O gün, eline Rusya biletini verdiğim an sevinçten çılgına döneceğini biliyorum, Boğaz Köprüsü’nün tapusunu versem öyle sevinmez, onu da biliyorum ama bir hafta sonra da adam dönmez oradan onu da biliyorum.
Varsın dönmesin, canım benim o mutlu olsun yeter... Yani bence hak etti, gitsin gezsin tozsun o dünyaya sadece salınmak için gelen hatunların arasında kendini cennette hissetsin.
Ne var ki bunda, neticede önemli olan bizi birbirimize bağlayan sevgi değil mi? Güven olmazsa, aşk neye yarar hem. Üstelik güven dediğin nedir yani, adama da kızamam ki, beni de Biscolata erkeklerinin yağmur altında gitar çaldığı boş beleş adaya atsalar, “Ayy hayır, sevgilimi bırakmam” gibi laflar mı edeceğim, peh. Paşalar gibi o adaya yerleşip kendime orada bir gözlemeci açarım. O yüzden ona kızmam, bu isteğini yadırgamam çok saçma. Hem belki gerçekten haklıdır adam, Rusya’ya sadece mimarisi için gidiyordur, tarihi yerleri gezmek istiyordur.
Hemen kendi kendime Şokala partileri, benim adamı ortalarına alan kızlar, kremşanti sıkıp ondan meyve salatası yapmaya çalışan yellozlar gibi sapık sapık şeyler düşünüyorum. Belki de sorun bendedir, adamın gerçekten karıyla kızla alakası yoktur. Bir de sanki uçaktan iner inmez bütün Rus kızları bizimkine mi saldıracak? Hem denemekte ne var ki, sonuna kadar güveniyorum ona. Ve eminim ki buraya döndüğünde ilişkimiz daha rayına oturacak, her şey daha güzelleşecek. Onu öyle çok seviyorum ki, istediği şey benim canımı yaksa bile ona hediye edeceğim.

Rusya’da değil yalnız Kadıköy’e yollamam
Şu an bu satırları okuyor olmalısın sevgili sevgilim. Valizine yerleştirmeyi düşündüğün prezervatifleri hemen aklından çıkartıyorsun. Sana hediyem 1-2 dakika bu olayın heyecanını yaşayıp gerçek zannetmendi. Umarım beğenmişsindir hediyeni, ağzının suyunu silip otur oturduğun yerde.
Rusya’ya tatile gidecekmiş de, bilmem neymiş. Seni değil Rusya’ya, yalnız başına Kadıköy’e bile yollamam ben.

Bir tur bineyim mi?

Çocukken milletin karne hediyesi bisiklet oluyordu, babamda kapının önünde bir bisikletle çıkıp gelmişti. Aylarca bana o bisikleti kullanmasını öğretmeye çalıştı ama ne zaman elini bıraksa ben yerde süründüm. En son adam cinnet getirip bisikleti paramparça etmişti. Sonra ben kıyameti koparınca üzülüp bu kez bana gitar almıştı, iki gününü aldı o gitarı başkasına vermesi. En son ağlıyordu “Yalvarıyorum şarkı söyleme, lanet olsun şunun şu tellerine” diye.
Ardından belki keman benim için daha iyidir diyerek kursa yolladı, hocamın da beni oradan göndermesi iki gününü almadı, “Müzik kulağı yok” diyerek. Spora yönlendirmek için yüzme kursuna yolladı, kardeşim ödül üzerine ödül aldı, ben sadece kantinde oturup hamburger yedim. Çünkü sudan ölesiye korkuyordum. Babam için yeteneksiz bir kızdım yani ama benim için sorun yoktu, “Bisiklet bir daha ne zaman karşıma çıkacak paten moda olmuştu, kemanı nerede çalacağım, denizi sevmem bile kumsalda yatarım” dedim durdum.


Sevgilinin yaptığına bak
Ta ki geçen güne kadar... Sevgilim ve arkadaşlarıyla Büyükada’ya gidip kahvaltı falan yapalım dedik. Bir tane de kız var aralarında, geçmişlerinde artık ne yaşanmışsa böyle gereksiz bir samimiyet, bir el kol şakaları, bir iğrençlik böyle. Bu konuyu sonra irdeleyeceğim! O kızdan nefret ettim ve kesin biliyorum geçmişlerinde manitamla bir şey olmuş, sevgili olmamışlar da bi elleşme var yani, hislerimde hiçbir zaman yanılmadım çünkü.Neyse kahvaltı yaptık, sonra o gerizekalı, sivri akıllı, götüne boğaz köprüsünü soktuğumun kızı

“Bisiklete binelim” diye tutturdu. Mal ya, bir sor bir düşün yani, belki o iki tekerleği çeviremeyen insanlar var. Neredeyse 10-15 kişilik bir grup, bisiklete binemiyorum demeye de utanıyorum. Kendi kendime “Denge sorunum var ondan” diye bir olay uydurmuştum ama birazcık hıtıklasalar, denge sorunu diye bir şeyin var olmadığını bilirler. Zaten o sırada da beni kimse dinlemiyordu, herkes büyülenmiş gibi bisikletlere bakıyordu. Sevgilime döndüm, “Ya ben süremem sanırım, biz binmeyelim” dedim, suratıma bile bakmaya tenezzül etmeden, “Bisiklet bu, kullanırsın, seç bi rengi” dedi. Bisikletmiş o, bak sen iyi ki söyledin cip zannediyordum ben onu.

Allah yüzüme gülmedi
Bisikletler önümde sıra sıra dizilmiş bekliyordu, korkumla yüzleşmeye hazırdım. Belki de gerçekten bisikleti sürebilirdim, neticede iki tane tekerlek. Ya evet, işte sorun o bence o iki ince teker ve bir takım metal şeyler beni nasıl üzerinde taşıyabilir ki? Herkes bisikletini seçti, sıra bana geldi. Bi döndüm, benimki almış bisikleti çocuk gibi şen, adamın da günü benim yüzümden zehir olmasın diyerek seçtim içlerinden birini. Biraz ilerledik, o yolda kullanmak yasak diye ellerimizle sürerek gitmeye başladık. Ne yapacağım konusunda hiçbir fikrim yok ama adamı o kızla beraber tee tepeye yollamam! Bindim bisiklete, derin bi nefes aldım, “Allam ne olur zincirini çıkar bisikletin bir şey yap, manita zinciri takana kadar hayattan soğur zaten” diye dualar ederken artık iş işten geçmişti, insanlar vın vın yanımızdan geçiyordu. Hadi PuCCa gazan mübarek olsun dedim, ayağımı pedala attım. Sonra hatırladığım tek şey bisiklet benim üzerimde yerde yatıyordum.
Kaldırmak için insanlar geldi yanıma, sevgilimde parçalanan yerlerimi görünce kıyamadı, yanıma gelip “Uff mu olmuş, PuCCa’nın dizleri?” diye 3 yaşındaymışım gibi davrandı. Sonra da herkes yukarı çıkınca bana tam
3 saat boyunca bisiklet kullanmayı öğretmeye uğraştı. Sonuç, bisikletçiye, bir bisiklet parası ödemek zorunda kaldık, çünkü sinirden parçaladı onu. Ben hâlâ bisiklet süremiyorum.


18.10.2011

Yeni yıkanmış kot laneti

Beni tanıyanlar arasında bir anket yapsalar, en fazla oyu “Başı beladan hiç kurtulmaz” ve “Her şey onun başına gelir” seçenekleri alır

Banyoda pantolonumu çıkartmaya çalışırken, bir anda bana bir haller oldu, başım acayip dönmeye ve gözüm kararmaya başladı, sonra da ağır bir kedi sidiği kokusuyla uyandım. Kot pantolonum aşağı sıyrılmış, bacaklarım kardeşimin omuzlarında banyoda yatıyorum. “Lan lan lan bana ne yaptın?” diye olayları anımsamaya çalışıyorum. Anımsayamadım, tek hatırladığım çenemin delice ağrıyor oluşuydu. Ben daha ne oldu ne bitti anlamadan evin içine anoraklı insanlar girdi, aynı anda hopp başımda üç kişi belirdi. Ve altımda hâlâ bir şey yok!

Birkaç saniye “Ne oluyor, neresi burası?” tantanasından sonra alt tarafımı fark ettim. En büyük korkum gerçek olmuştu işte. “Aman yavrum donunu temiz tut, hastaneye falan düşersin. Ne pis kızmış bu derler sana bakmazlar, orada ölürsün” diyen sevgili

babaannemi hatırladım. Ağda yapmadan dışarı çıktığım anlarda, “Böyle sokağa çıkıyorum ama araba çarparsa, bacağımı Mahsun Kırmızıgül’ün bacağı zannedebilirler. Allah’ım sen beni arabalardan koru” diye dua ediyorum. Sevişirken bile, “Ne olur deprem olmasın, anadan doğma çıkmayayım sokağa” diyen bir insanım
Daha beynime kan gitmemiş ama ben kotumu çekeyim diye kalkmaya çalışıyorum. Ben çalışıyorum ama acil servis elemanları beni itiyor. Kardeşim de sağ olsun, ben bayılınca 112’yi aramış, onlar gelene kadar da “Şu kızın donunu toplayayım” diye düşünememiş. Neyse ki gelenler hep kadın ama yine de insan bir rahatsız oluyor yahu. “Doktora ayıp olmaz nasılsa” dedim, bilincimin açık olduğunu göstermek için adam gibi yanıt vermeye çalışırken.

Işığı gören geldi
Kapı açık kalmış, ambulans sesini duyan bütün komşular önce kapının önüne, oradan bir şey öğrenemeyince eve girmişler. Sağ tarafımı bir döndüm, Muazzez Abla’yı gördüm, “Ne olmuşşş?” diye kafasını uzatıyordu banyodan. Hemen gözüme lamba tutan kızın bileğini tuttum, “Donumu çekmeliyim yardım et” diye. Kapıyı kapattılar, kızlardan biri kotumu tuttu, yukarı doğru çekmeye başladı.İşte o an, ikinci korkum olan, ‘yeni yıkanmış kotu giyme’ durumuna girdim. O kotu normalde yatağın üzerinde solucan gibi kıvrana kıvrana giyiyorum. Karnımı iyice içime çekip, düğmelerini iliklerken tırnaklarımı parçalıyorum. Şimdi orada bir de stres olmuşum nasıl giyebilirim ki? Popoya kadar çekebildim, terden bir daha bayılacaktım. Gelenler de yazık, bir anda kendilerini mağaza satış elemanı gibi hissetti. “İyi oldu iyi, düğmeleri kapatmayalım genişler zaten o, giydikçe açılır” gibi laflar söylemeye başladılar.
Ardından bir anda ağzımda öyle bir ağrı hissettim ki klozetin üzerine oturdum, kafamı eğmemle kanları görmem aynı anda oldu. Sonrası hastane, bandajlar, raporlar vs vs. Çenem çatlamış, şu an ağzım yüzüm sargı dolu, rahat rahat konuşamıyorum hatta gülemiyorum bile. Ağrı kesiciler en sevdiğim arkadaşlarım. Evdeki herkes bu halimden çok memnun, özellikle sevgilim sargıların bir sene daha kalması taraftarı... Bense çok açım, çorbayla karnım doymuyor, konuşmak istediğim bir tomar şey var ama ağzımdan kelimeler çok zor çıkıyor...


Milliyet yazım idi

9.10.2011

Allahım sen benim zekalarımı koru

Yaz bitti hâlâ utanmadan evlenen insanlar var, hatta evlenmekle kalmayıp o lanet olası düğünlerine beni davet edip çileden bile çıkarıyorlar

Yine bir hafta sonumu sırf “Hınımın hınısı evleniyor, aman ayıp olmasın” diye gittiğim düğünlerden birinde geçirdim. Dolabımda o kadar çok abiye kıyafet oldu ki yarın öbür gün şarkıcı olsam, halk konseri verirken giyecek sıkıntısı hiç çekmem. Düğünde, benim gibi oraya zorla getirilmiş hatunlardan biriyle salonun en köşesine geçip, milletin dedikodusunu yapıp kendi çapımızda eğleniyorduk ki, eski arkadaşlardan kod adı ‘fosgüven’ olan kişinin bize doğru yanaştığını fark ettik. Yanımdakine, “Kaç kaç kaç, masa altına gir hatta” dedim ama artık iş işten geçmişti. Kız bizi aşağılar bakışlarıyla karşımızdaydı.
En son 1997 yılında gördüğüm bordo ruju, kapkara tenine yakıştırdığı kızıl saçları, pırlanta küpeleriyle tepemizde dikilip kendisinin ne kadar güzel olduğunu anlatmaya başladı. Ve ben sadece onu dinleyerek onay verdim. Çünkü ben böyle bir insanım, karşımdaki kendisiyle ilgili anlattıklarına inanıyorsa ben onu daha çok gaza getirebiliyorum. Önceki hayatımda büyük ihtimalle Hitler’in manitası Eva’ydım. Dünyanın en iyi gaza getiren, söylenen her şeye inanmış gibi yapıp ona daha fazlasını veren biriyim.

Zekasını çekemedim
Bir insan zaten düğünde karşılaştığı birine “Ya ben o kadar güzel bir kızım ki, iş hayatında bu yüzden zorlanıyorum. Manken olsam bu kadar zorlanmazdım, o kadar çok teklif geliyor ki hepsine hayır diyorum. Zekamdan korkan insanlar var, kadının hem güzel hem zeki olmasını çekemiyorlar. Ya güzel olacaksın ya zeki ama ben ikisiyim hayat çok zor bana” diyorsa gerçekten aklından bir parça zoru vardır bana göre. Oturup, “Hayırrrr 1.60’lık boyunla manken olamazsın, güzelliğe gelince, Tina Turner’a tır çarpsa sana benzer” mi diyeyim? Tabii ki ben de ne dese onaylıyorum ama onaylarken de sıkıntıdan patlıyorum.
Düğün lan orası, gelinin geçmişiyle ilgili dedikodu yap, “Dayısı çok içmiş” , “Ayy buraya kaç para verdiler?”, “Damat tipsiz” de, ne bileyim takılan altınları falan say, akla mantığa yatar işler yap. Gelip orada biz niye burdayız diye düşünen iki kızı, “İnsanlar benim zekamdan korkuyor” diye darlama yani. Zekamdan korkuyor da ne? Erkek karşındaki, sadece gördüğü şeyi algılamak için tasarlanmış bir şey yani.

Sanki bilimadamı!
Bir de beraber havuz problemimi çözüyorsunuz bilemeyince sen onu dövüyor musun, neden korksun senin zekandan? Hayır sanki boş vakitlerinde atom bombası falan yapıyor oturma odasında, öyle bir kendinden emin ki korkutucu bir zekası olduğundan. Adamlar senin zekandan değil, insanların yanına gelip 93 dakika boyunca hiç nefes almadan kendini övmenden korkuyorlardır, hatta korkmakla kalmayıp seni öldürmek istiyorlardır, 99’uncu dakikayı bekliyorum boynunu kırt diye kırıp, dünya için iyi bir hamle yapmayı.
Kız her konuşmasında elimdeki kadehi daha hızlı içmeye başladım, en son bize ‘nasıl güzel bir kız oluruz’la ilgili akıl veriyordu, sonra başka yere dalıp gitmişim ki, bi anda bir soruyla irkildim. “En çok sana üzülüyorum be Pucca, yani ben kendimi işe güce verdim, erkekler benim için ikinci planda. Evlilik desen düşünmüyorum bile. Ama sen ahh ahh. Ben sana workshop vereyim bu konuda, bir hafta içinde erkekler tek taşlarıyla peşinden koşacaklar.”

Pucca kaçar
Baktım, baktım, uzun uzun suratını cırmaladığımı hayal ettim. O saçlarını bileklerime dolayıp, arkada bizi dinleyen teyzelerin üzerine kızı fırlatmayı düşündüm. Derin nefes aldım, o her zamanki yapmacık gülümsememi takınarak, “Tatlım erkekler benim zekalarımdan korkuyor. Zekalarım o kadar fazla geliyor ki adamlar ‘evlenemeyiz’ diyorlar. Zaten bir Adriana bir ben ama benim burun deliklerim ondan daha güzel. Daha fazla devam edemeyeceğim çok içtim kusmaya gidiyorum. Allah zekalarıma zeval vermesin” diyip kızı öptüm ve gittim. Saatlerce bana ilişki uzmanlığı yapmasını da çekemezdim valla kusura bakmasın. Bu da can yani...

Milliyet yazımdır öhömm

21.09.2011

Sinsi pislik lanet düşman; sevgilinizin arkadaşı!

Sevgilisi olan erkeklerin arkadaşı olmaması gerekli, yani özellikle o sevgili benim sevgilimse. Benim arkadaşım olabilir, çevrem hatta çok olabilir, canım istediği zaman dışarı çıkabileyim, fink fink gezeyim, flört bana serbest olsun, ama sevgilim evde dursun, her şeyi, hayatı, canı, kanı ben olayım istiyorum çok mu zor yani bu ütopyam… Sevmiyorum sevgilinin yanında dolanan parazitleri, ne kötülük geliyorsa onlardan geliyor zaten mendebur suratlı işemik tipliler! Bildiğin tehlike bence, çünkü kabak gibi belli olan bir gerçek var ki; siz geçicisiniz o arkadaşlar her daim kalıcı, siz yeni gelensiniz onlar demirbaş. Siz onların arasını bozmaya çalışırsınız, arası bozulan siz olursunuz.

Kötü Bakteri Gibi Kötü Kanki
Her erkeğin hayatında muhakkak kötü bir erkek arkadaş mevcuttur. Bu arkadaş evliliğe inanmaz, free takılır, muhakkak bekâr evi vardır ve bu bekâr evine sayısız bekâr kadın getirir. Ve her ne hikmetse bu bekâr evinde plazma kocaman bir tv ve bir adet PES mevcuttur. Sevgiliniz haftanın üç günü oyun geceleri adı altında bu adamın evine mesken kurmaktadır. Bu berbat arkadaş kadınları yalnızca seks objesi o

larak görür ve muhakkak sizden çok haz etmez. Ağzını yaya yaya “yengeee senin bu sevgilin var yaa” türü espriler yapar durur. Hayır bir de komikmiş gibi sizi her gördüğü yerde aynı şapşallıkları tekrarlar. Ağzına banyo terliği ile çarpmamak için zor durursunuz. Bakışmalarınız hep nefret içeriklidir, askere tekrar tekrar gitmesini, şehir değiştirmesini, hatta ülkeden sürülmesini dört gözle beklersiniz. Ama gelgelelim ki bu adamlar işlerinde başarılı adamlar oldukları için her daim kazanmaya alışkınlardır. Bu tarz adamlara savaş açarken dikkat etmeniz gereken iki husus vardır.

Yapmamanız: Sakın kendi arkadaşınızla tanıştırıp bir yuva kurmasını hayal etmeyin.

Yapmanız: sevgilinize bir PES hediye edin ama sonra onu da kırın.

Depresif Arkadaş
Kötü kanki tipinin başka bir türü olan, her fındığı kıran ama her fındığı kırarken o fındığa aşık olan tiplemesi mevcuttur -ki bu daha tehlikelidir. Her ay sevgilisinden ayrılır ve sevgilinizi arar, muhakkak morali bozuktur, bir ay boyunca ortaya çıkmayan adam bir ayın sonunda "iki tek atıp efkâr dağıtalım" diyerek ortaya dökülür. Bu adamın efkâr dağıtacağı yer meyhane değil 2 metre bacak boyu olan kızların takıldığı mekânlardır.
Siklerini ne kadar çok yere sokarlarsa o kadar uzayacağını düşünürler. Bir de bunların sevgilileri başa bela olur, kızları sevgilinizin telefonundan aradığı için, ya da kapısına sevgilinizle gittiği için bu kızlarla sürekli olarak sevgiliniz uğraşmak zorunda kalır. Kendi ilişkisine bile bu kadar emek vermeyen adam, o dangalak arkadaşının 3 günlük olayına canla başla çalışıp sizi sinir krizlerine sokar!

Yapmamanız: Bu adamın yanına gittiği zaman aman blöf yapıp ayrılacağınızı öne sürmeyin. İki tane sevgilisinden yeni ayrılmış arkadaşı kurtlar sofrasına atmış olursunuz.
Yapmanız: Bir arkadaşınızla tanıştırın, ayrıldığında öteki arkadaşınızla tanıştırın. Böylelikle sevgilinizi değil sürekli sizi arar durur.


Çifter Çifter
Hiç sevilmeyen arkadaş türleridir, lisede üniversitede aynı grupta takılmış o dönemlerden çıkmaya başlayan, rengi atmış alyansla dolanan, hala daha manitanız için evlilik planı yapan iki şeytandan ibarettir. Bunlar genelde aşırı kıskanç oldukları için arkadaşınıza sizi yakıştırmaz, siz arkadaşları için ideal kadın değilsinizdir. Çünkü bu çift arkadaşlar hala daha üniversite yıllarındaki o masum, o içten o her şeyi yapan ama maalesef artık Çanakkale’de falan yaşayan psikopat eski sevgilisinin fanatik taraftarlarıdır. Aradan milyonlarca yıl geçmiş olsa da o kızın yerini hiçbir şey tutmaz. Her buluşmada muhakkak adı anılır o yellozun, bir fotoğraf gösterilir, adamı bir geçmişe gönderirler durup durup…
Yapmamanız gereken: Aman sakın anlattıkları eski sevgili muhabbetlerini ciddiye alıp, o kızı araştırmaya geçmişi didiklemeye kalkmayın. Sonrası hüsran oluyor yaptım biliyorum yani.

Yapmanız gereken: Çiftin kız olanını kendinize çekip sevgilinizin aslında itin kopuğun teki olduğuna inandırmak, artık değiştiğini eski masumiyetinden eser kalmadığını her akşam farklı kızlarla takıldığına inandırmak. Eee malum, kız da kendi sevgilisini koruma altına almak isteyecektir.


“Ama tatlım o çok iyi bir kız”

Ve işte en tehlikeli ve benim en nefret ettiğim arkadaş türü. Bir kere kız arkadaşta neymiş yahu, ben ki daha annesine tahammül edemezken sen kim oluyorsun da benim sevgilimin yanında fink fink dolanıyorsun. Bunlar bir de yıllardır arkadaşlardır, hep bir savunma hali içerisinde konuşurlar “ya ben onu hiç kadın gibi görmüyorum ehehe” bok görmüyorsun! Muhakkak ki bir sarhoşluk anında en azından bir meme ellemeye varan samimiyetiniz olmuştur. Sürekli yılış yapışlardır birbirlerine karşı, kız ikiyüzlü pisliğin tekidir. Eli kolu hep adamın üzerindedir, iki lafından biri, “ayy biz senelerdir böyleyiz yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmez, hatırladın mı yaa bir kere bilmem ne tatilinde böyle ben senin üstüne çıkmıştım ahaha.” Yakınmış arkadaşmış, seni ben bir evin bodrumuna kitleyeyim üstünde oklava kırıp, gün yüzü göstermeyeyim de bir daha yanımda böyle densizce konuşabiliyor musun bakalım sevgilimle!
Bunlar bir türlü ilişki tutturamamış, bir türlü yuva kurmaya meyil edememiş kişilerdir. Siz sevgilinizle en önemli anı yaşarken pat bir telefon gelir "Sevda işte hasta olmuş ona çağırıyor." Sevda zaten hep hastalanır, nasıl hisleri kuvvetliyse bu yellozun tam romantik anda aramayı başarır. Hep başı beladadır, hep bir şeyler için sevgilinizin yardımına muhtaçtır, hep sorunları vardır… Ne zaman ağzınızı açıp bir şey söylemeye kalkarsınız, adam şap diye o lafı yapıştırır “Ama tatlım o çok iyi bir kız, seni de çok seviyor” O iyi kızın bacaklarını diz kapaklarından kırıp, adamın götüne sokmak için kendinizi zor tutsanız da bi durun bi sakinleşin.

Yapmamanız gereken: Adamı kıza karşı doldurmayın, bir işe yaramıyor. Kıskançlık krizine de girmeyin, bunca sene olmamış bu saatten sonra hiç olmaz ama sinek küçük mide bulandırıyor.

Yapmanız gereken: Ona en kral maço erkeği ayarlamak, onunlayken gelsin sıkıyorsa mıç mıç olsun bakalım sevgilinizle… Pis orospu!

Elele yazımdandı. Bari boşken bunları buraya yerleştireyim :)

19.09.2011

Sakın kaybolma tamam mı?

İnsanın bir kardeşinin olması, bence ona verilmiş en büyük şanslardan biri. En azından benimki öyle, bulaşık ve çöpü kimin dökeceğini hiç düşünmüyorum. Geçen gün ortadan kayboldu ve gerçekten ölüyorum zannettim

Akşam eve yorgun argın geldim, hiçbir ışık yanmıyor evde in-cin cirit atıyor. Kardeşim daha gelmemiş diye hemen bir mesaj attım, “Saat kaç olmuş, 10 dakika içerisinde evde ol, babama söylerim İstanbul’da sabahlara kadar fink fink gezdiğini” diye mesajımı atıp, ablalık vazifemi yaptıktan sonra televizyon izlemeye başladım. Bir saat geçti, iki saat, sonra derken beni aldı bir merak. “Kız korkutulmaktan anlamadı sanırım, bir arayayım” dedim, telefonu kapalı!
İşte şimdi babalardan baba beğenebilirim, gecenin bir yarısı kardeşim ortada yok ve nerede olduğu bilinmiyor.
Hemen bütün arkadaşlarımızı aradım. “Kardeşimi gördün mü”yle cümleye başlayıp, ağlayarak “Allahhımm ben ne yapacağım, kız ortada yok”la bitirerek, herkesi acil durum pozisyonuna soktum. Allahtan çok fazla polisiye dizi izlemişim ki tek tek kağıtlara notlar alarak kendimce kızın yerini bulmak için bir şema oluşturdum.

Kızın son attığı tweet: “Kıvanç bir seks oyuncağı, seks objesi değil, iyi bir oyuncu. Taş gibi iyi bir oyuncu, kasları falan iyi oynuyor uuu yeah beybi.” Facebooktaki son mesaji: “Kuzey’i izledin mi yahu bal gibi olmuş adam, du ben bakkala gidip dönüyorum.” En son onunla telefonda konuşan kişiyeyse, “Abi adam popo yağlarını adonislere koymuş sanırım, bir saniye tatlım, bakkaldayım da bir kola, iki de karbonatlı sakız verir misiniz?” demiş.

O dombik kafa bakkal kardeşimi kaçırdı

Yani suçlu ya bakkal ya da Kıvanç Tatlıtuğ! Kıvanç’ın kardeşimi kaçırma ihtimali sanki biraz zayıf. Konuşmalara bakılırsa hatta bacım adamı kaçırmış, bodruma kilitlemiş, şokella partisi yapıyor olabilir. Ama o bakkal, kesin o kaçırdı kardeşimi, biliyorum o adam kaçırdı en son oradaymış çünkü. Hemen bütün arkadaşları aradım ve adamın evine baskın yapmaya karar verdim.

Bize geldiler hemen yuvarlak masada fikir alışverişi yapmaya başladık. Zaman geçtikçe daha da tedirgin oluyorduk. Bir taraftan biri kardeşimin bütün internet kayıtlarını inceliyor, bir taraftan diğeri beni sakinleştiriyor, biri de bakkalın adresini öğrenmeye çalışıyordu. Ortadaki bütün veriler, suçlunun bakkal olduğunu işaret edince, hemen polisi aradık.
Polisi beklerken ben de babama ne hesap vereceğimi düşünmeye başladım. Bir taraftan da öyle dualar ediyorum ki, “Onsuz yaşayamam ben” diyorum. En kötüsünü düşünüp “Ben öleyim bari” diyorum. Acaba babamı arasam mı, aramasam mı? Zaten çalışmayan beynim şu an hiç çalışmıyor, insanlar bileklerimi falan ovuyor. İnternetten arama bulma kampanyası yapmak için kardeşimin fotoğraflarından seçiyorlar.
Tam böyle kritik bir sinir krizi anında, salona üzerinde pijamaları, gözleri kurbağa gibi şiş bir şekilde kardeşim girdi, “Yaa ses tellerinize küfür edeceğim ama ha, sabahtan beri bir uyutmadınız” diye geçti koltuğa oturdu. “Acıkan var mı? Islak hamburger söyleyelim mi? Şu kumandayı nereye soktunuz?” deyip sakince geçti yerine...
Meğersem ben evde kız kayboldu diye fink atarken, hatun odasında yatıyormuş. Odasına bakmak zerre kadar aklıma gelmedi. Hemen aradık polisi “Gelmeyin, yanlışlık oldu” diye ama iş işten geçmişti kaybolmayan bir kız yüzünden ifade vermek zorunda kaldık. Bir günü de böyle atlattık yani...


12.09.2011

Cana değil mala gelsin

Ev işleri konusunda başarılı bir insan evladı değilim. Bulaşık yıkamaktan nefret ediyorum, çamaşırları yıkayıp asmayı unutuyorum, ütü yaparken ağlıyorum. Yani evliliğe giden kutsal yoluma bir sürü barikat koyuyorum

Kirli sepeti dolup taşmaya başladığı an dedim “Bari şu çamaşırları yıkayayım”, renklerine göre falan ayırıp yerli yerine koyuyordum ki, sevgili “Kotları yıkayacaksan benimkini de yıkasana, cebinde para var ama onu da bi zahmet çıkarır mısın?” dedi. Offlaya pufflaya, “Kendi evinde makine yok mu adam?” diyerek aldım pantolonunu attım makineye. Çamaşırlar bitti bir güzel astım sonra uyumak için tam yatağa gidiyordum ki, sevgili kişisini şeytan mı dürttü ne oldu artık, “PuCCa sen parayı çıkardın değil mi kotun cebinden?” dedi. İşte o an yutkundum, derin nefes aldım, çıkardım mı acaba diye düşündüm, düşünmeme gerek yoktu çıkarmamıştım çünkü. “Ne kadardı para?” dedim, vereceği cevaba göre hayatıma devam edeceğim çünkü “450 TL” deyince, “Haa çıkardım evet, uyu hadi” dedim. Ne yapayım yani, adama “Paralarını yıkadım” desem şimdi bütün gecesi zehir olacak. Bana “Beceriksiz, bir çamaşırları yıkayamadın” diyerek moralimi bozacak. Uyusun gitsin, sabah nasıl olsa yüreğine iner dedim, yattım. Yatıyorum ama bir yandan da vicdanım el vermiyor, kalbim daralıyor, uyku tutmuyor beni. “Bari gideyim de paraları ne haldeymiş diye bakayım” dedim, cebine elimi bir attım, ıykk... Bir kısmı topak topak, param parça olmuş, bir kısmı hala yerinde. Kurtarabildiklerimi masanın üzerine serdim bir güzel. “En azından hepsi gitmemiş” diye sevinip uyumaya devam ettim.

Rüyamda, sevgiliyle banka soyuyoruz, polisler böyle peşimizde. Ben ama nasıl mutluyum, koşarken alacağım ayakkabıları hayal ediyorum. Sonra paraları kuyu gibi bir yere düşürüyorum. Ardından adam beni öldürmek için kovalamaya başlıyor. “Dur, sen sevgilimsin ne yapıyorsun?” falan diyorum ama dinlemiyor resmen silahla peşimde herif. Öyle bir nefes nefese uyandım ki, dedim “Yok bu böyle olmayacak.” O kurutmaya koyduğum paraları aldım, üst üste koydum, sevgilinin uyuduğu yerin yanındaki komidinin üzerine bıraktım. Sonra da masaya bir bardak su döktüm. Böylece sabah uyandığında kendisi dökmüş sansın, kendi haline yansın diye. Bardağı bıraktım, tam yatağa doğru gidiyordum ki, korku filmi gibi bir çift gözün yatağın içinde beni izlediğini gördüm. “Pucca, neden suyu döktün oraya manyak mısın?” dedi. Şimdi burada iki yolum var, ya uyurgezer olduğuma onu inandıracağım ya da şirinlik yapacağım. Uyurgezer olduğumu yemeyecek gibi duruyor, bari beni psikopat sanmasın diye, oturdum anlattım gerçeği.
Önce kalbine iner gibi oldu 1-2 dakika nefes alamadı sanki. Sonra gözlerimi monçiçi gibi açıp, “Özür dilerim, gerçekten bilmeden yaptım” deyince yumuşadı, biraz da uyku sersemliğinin etkisiyle “Bir dahakine çamaşırları ben yıkayayım” diyerek döndü uyudu.
“Yine dört ayağının üzerine düştün PuCCa sultan” dedim kendime, bu durum işime geldi gibi. Yemeği yaktığım için yemekleri yapmayı da o üstlenmişti, perde takarken düşerim diye o görev de onun oldu, bulaşık yıkarken çok konuşuyorum diye onu da “Lanet olsun” diyerek aldı. Sıra ütüye geldi, bakalım onu sevgiliye nasıl devredebilirim?


Milliyet Cadde yazımdandır öhmm öhmmm

9.09.2011

Ev diye gel kalbime çöreklen bebişim

Bu aralar günlerimiz manitaya yeni ev aramakla geçiyor. Önce internetten bir güzel fotoğraflı ev ilanlarına bakmaya başladık ve bir süre sonra birbirimize komik video izletir gibi ilanlarla dalga geçtiğimizi fark ettik. Çok merak ediyorum, evin salonunu gösterirsin de be adam, salonda uyuyan yaşlı amcaya "bir çekil foto çekinelim" demezsin. Ya da kiracına bi evi toplattırmazsın, pijamasını çıkarttığı gibi yere atmış onun fotosunu bile çekmişler. Evden daha çok bu karede neye gülsek diye bakmaya başladık.
Geçmiş deneyimlerimden de tecrübe ederek, " interneti boş ver, gel adam gibi emlakçıya soralım" diye tuttum kolundan çıkardım dışarı. En son internetten kendime bir ev arkadaşı bulmuştum, dillere destandı. Kadının bıyıkları vardı yahu!!! İstediğimiz semtte emlakçıları dolanmaya başladık, beyefendi de yalnız öyle bir kriterleri var ki, "Mahalle istiyorum, bakkala sabah gideyim 'günaydın İsmail abi, ekmekler sıcak mı' diyeyim. Manavla konuşayım. Çocuk sesleri duyayım. Ama ev yepyeni olsun, havuz da olsun, güvenlikçisi de olsun ama uygun fiyatlı olsun" Oldu paşam, oldu canım, oldu ciğerim. Hayatını İstanbul'da geçirmişsin, 2 senedir buradayım ben böyle bir şey olmadığını biliyorum da ama hevesini de kırmayayım dedim tabii... Bir de aramızda şöyle bir durum var, o Anadolu yakası çocuğu. Oraya bayılıyor, ölüyor... Ne zaman bizim bu tarafa geçse, "ayyy burası bok gibi, ayy bu tarafta yaşanmaz, ohh Bostanc
ı, canım Kadıköy, I love Acıbadem." bundan kavga bile ettiğimiz zamanlar oluyor hatta. Ama şimdi Allah'ın sopası yok paşa paşa buraya taşınmak zorunda, onunda verdiği bir gurur kırıklığıyla hiç bir evi, hiçbir semti beğenmiyor beyefendi...
Emlakçıya girdik, derdimizi tasamızı anlattırken, adam "evli misiniz?" diye sordu, o an ağzım kulaklarıma vardı tabi, "Allah söyletti ihihi" diye kikirdedim, yan tarafıma bir döndüm,buz gibi gözlerle bana bakan sevgiliyi görünce bütün hevesim kursağımda kaldı. Adam evli değiliz diye hemen elindeki evlerden bir eleme yaptı, sonra da "Çook şirin bir ev var tam istediğin gibi" diyerek aldı bizi götürdü.
Evi gördüğüm an 'şirin' kelimesi bende bütün anlamını yitirdi! Abi evi bok götürüyor, yemin ederim 3 inek koy oraya sütten kesilirler. Yerin dibinin dibi, yukarda minnacık pencereleri var, milletin götünü başını izlersin. Öyle bir rutubet kokuyor ki, girer girmez zaten yapış yapış olduk. Bir de kirası var, 3 asgari ücret kadar. Şirin denilince ben de böyle çıtı pıtı pembişli falan kutu gibi ev sandım, bu köpek klubesi bile değil en azından o havadardır yani. Kalk kalk kalk bu adamdan kaçalım dedik başka emlakçıya gittik.
Orada da derdimizi anlattık bir güzel, "metroya çok yakın bir ev var elimde" dedi biz de hemen koştur koştur düştük adamın peşine. Metrodan indik, yürümeye başladık, tam yemin ederim 45 dakika sonra eve ulaştık. Yakın dediği ev cidden anasının amının taaa en derinliği. Hadi bebeğim, hadi canımın içi, hadi yavru kuşum diyerek oradan da vazgeçtik.
Sonra başka bir emlakçıya gittik, sevgili gene o mahalle arzunu anlattı. Adam, "tam senlik bir ev var elimde. Mahalle süper sabah gidersin bakkalla çayını içersin, herkes sana selam verir. Hadi gidiyoruz" dedi. Aldı bizi götürdü, götürdüğü yer gerçekten bir mahalleydi. Yalnız bakkalla çay mı içer, "akşam kaç ex sattın abi" diye mi konuşur; manava gittiğinde, "sol taraftaki binayı kerane olarak işletiyorlar mı" diye sorar, yoksa üç günde bir evi mi basılır, ya da en azından işten dönerken kesin gasp edilip bıçaklanır. Mahalleye girer girmez, birbirimize baktık, evi bile görmeden oradan hemen topukladık.
Sonra başka bir emlakçıya gittik, adam yine "evli misiniz?" diye sordu, tam ağzımı açıp Allah söyletti diyecektim ki, sevgili ağzımı kapadı "ilerde" dedi. Onu diyince hemen şaban gibi gülerek döndüm, "ne zaman pekii" diye sordum, sonra farkına vardım ki emlakçıda bunları konuşmak yersiz. Adam durdu durdu ikimize baktı, "Bir ev var ama sahibi namuslu kişiler istiyor, böyle evlilik dışı yaşam gelen giden bir olmaya...." daha cümlesinin devamı gelmemişti ki, sevgili kişisi direk dalmak için adama yumuldu, zar zor ayırıp oradan da çıktık.
Sonra bir yere daha gittik, artık umudumuz yok yani, hayır yani bir de öyle inat bir adamla beraberim ki, emlakçı bir ev gösterdiyse ve o kötüyse hemen ondan vazgeçiyor. Yook başka şans tanımıyor yani herife. İnşallah bizim ilişkimizde de böyle garip huyları olmaz diye de kara kara düşünmüyor değilim yani. Bu sefer bıkkın bıkkın ezberlediğimiz cümleleri anlattık, adam da aldı bizi götürdü bi eve dünyanın en tatlı evi... O eve göre kirası da uygun, ev gerçekten şekerlikten ölecek o derece güzel. Kutu gibi ama insan içinde kendini prenses gibi hissediyor. Ben hemen kendimce tasarladım evin içini. 2 artı bir olunca da, evlenince diğer oda çocuk odası olur, burayı ingiliz tarzı döşeriz, şuraya uçuşan kelebekli perdeler, balkonda kahvaltı masası diye hayallerden hayale uçarken, en son adam, benim çocuk odası yapacağım yeri, çalışma odam olur burası deyince gerçeklerle yüzleştim maalesef.
"Tamam" dedi, "tutuyorum" burayı. Sevinç çığlıkları içinde apartmanın merdivenlerinden inmeye başladık, hem benim evime de yakın, hem adamın tam istediği gibi, hem de deniz dibinde, hem de gerçekten ballı bir şekilde cuk bulduk orayı. O kadar gezmemize değdi diyerek son kata indik ki, iki tane kız kıkırdayarak apartmana girdiler.
Hemen o an sevgilimin gözlerine baktım, o ışıltıyı, o parıltıyı, o "iyi yere kapak attık iyi iyi" tanımlamasını gördüm. Anında burnumdan solumaya başladım, emlakçıya döndüm,
- Kim bunlar????
- Ne bilim abla öğrenci kızlar heralde
- Ne öğrencisi, burada okul mu varmış? hem öğrenciye neden ev veriyorlar? Bizim zamanımızda kan kusuyorduk ev bulmak için
- Boğaziçi yakın ya buraya
- Ben sevmedim burayı, ne biçim mahalle böyle. Kıkırdayarak yukarı çıkmalar, bi hoppalık, bi adam sendecilik, bi vurdum duymazlık. Yoook tutmuyoruz burayı.
Manita hemen tuttu kolumdan, ileri doğru götürdü beni, sinirli sinirli,
- PuCCa iyi misin sen, ne diyorsun.
- Karıyı kızı görünce hemen çakraların açıldı bakıyorum. Yok yaee tuzun var mııı diye hello kitty li pijamalarıyla kapını çalan kızlar istemem ben. Hem giren çıkan belli olmaz onlara, sesten rahatsız olursun. Başka bir ev bul kendine.
- Ya sen gerçekten hastasın
- Ne olduuu, iki kız sana kıkırdadı diye hasta olan ben oldum di mi. Ya bu ev, ya ben kararını ver. Ama eğer bu evi seçersen sana neler yapacağımı tahmin bile edemezsin. Onu da bil de!
- Ya saçmalama işten evin yüzünü bile görmem ki, sen komşuların kim biliyor musun? Komşuluk mu kaldı bu devirde, ev istediğimiz gibi tam sorun çıkarma ne olur.
- Ben söyleyeceğimi söyledim. O evi tutmayacaksın. Sen öyle minnacık etekli kızların apartmanlarda yaşa ohh keka ben de ortalarda karıyım diye dolanayım sonra.
- Şu an kamyoncu gibi konuştuğunun farkındasın değil mi?
- O evi tutarsan gerçekten şu an şurada bayılma taklidi yaparım, sinir krizi geçirme taklidi yaparım, hatta uyuşturucu krizi taklidi yaparım, hatta orgazm taklidi. Benim istediğim olacak o evde yaşamayacaksın.
Adam derin bir nefes aldı, 'ben ne yaptım ki sana bana böyle birini yolladın' diye Allah'a isyan edip, evden vazgeçtiğini söyledi.

Valla kusura bakmasın, bizim de üst katta bekar bebikler oturuyordu ve apartman gülünü bile düdüklemişlerdi. Ben kendime bu saatten sonra PuCCa godoş olmuş, rahat olmuş, geniş olmuş dedirtmem!