Bir peri geldi, İzmir'den İstanbul'a
sevgilisi için gelmiş geri zekalı bir blogger kızın hayatını
aldı ve değiştirdi... Bütün dileklerini kabul etti. Ama bu kız o
kadar geri zekalıydı ki dilekleri bile bir bloggerın görüş
alanıyla sınırlı kaldı. Güzel bir ev, barınaktan kurtarılmış
bi köpek, aylık yetecek kadar para, kardeşimden uzak kalmayayım
aman, ulusal bir gazetede bi köşe, bi kadın dergisinde sayfa, evden çalışacağım bi iş, yazarak para kazanacağım bir
meslek, son çıkan konsol oyunları bütün hepsine sahibim!!!!! Bu
ancak dandik amerikan filmlerine konu olması gereken bir hikaye
bence!
Bir blog yazdı ve oraya yazdığı her
şeye blogu sayesinde ulaştı, her dileği gerçek oldu!
Biraz şu tarafıma, biraz bu yanıma
gerinip, gerinip duruyorum! Bir şey diyeceğim kız, seni aldım ben
ünlü yaptım ya!!! Ayyy çok rezil! Ama bir o kadar haz verici, yalan yok!
Benim ki bir peri masalı kızlar!
Gerçekten gram abartmıyorum! Sadece dilek haklarımı yanlış
kullandım!!!! Bir de prenssiz bir masal sayılır. Ne dua ettiysem
kabul oldu, bunu anlatmamın imkânı yok ama çocukken dilediğim
her şeye şu an sahibim! Allah kahretsin beni, dünyaca ünlü bi
pop yıldızı olmayı dilesene; sesin yokmuş, yapardık yaa, çaresi
mi yok onun sanki!
Ya da film yıldızı ol be! Brad
Pitt'le film hayalleri falan kur! Sonra ne bilim, dar omuzlu, geniş
basenli Türk kızı, Angelina'yı nakavt etti! Böyle hayaller kur
değil mi beyinsiz!
Heralde sordukları zaman, 'Şimdi sonsuz dilek hakkı istesem, herkes aynı geyiği yapıyo diyip dalga geçecek, en iyisi susayım…' demişimdir. Bazen kendime çok kızıyorum :/
Hayallerim, hep mülteciymiş meğerse
her şeyim bana yetecek kadarmış. Ne kadar acı ki, dilek
kapılarımın açık olduğu noktada hep yanlış dilekler dilemişim
ya da eksik... Bunu bile başaramamışım, ne acı!
Gerçekten de ettiğin dualara dikkat
edeceksin! Bütün ilkokul defterlerimin içinde 'Allah’ım ünlü
biri olayım noluurrr' temalı dualarım vardı. Kadir gecelerinde
bile, kocadan sonra ünlü olmayı diliyordum ben! Ama geri zekâlı,
niyetini duanı açık açık yapsana! Tamam ünlü de neyin ünlüsü?
İnternetin... Oyyy nasıl ezik, ooo yazık, garip ya! Hep, ‘Seni
bir yerden tanıyorum!' hissi. Ne bakıyorsun be, ne bakıyorsun dik
dik korkutuyorsun beni teyze!
“Senin bir ‘2 kadın 1 salak’
diye kitabın var, ay bizim kızlar bi...”
“Onu ben yazmadım, onu ben
yazmadım!!!”
Gerçi sen de amaaaaannn!!! 25 yaşından
sonra, neyin ünlüsü olacaksın? Sosyetik falan geçti artık,
neyin sosyetiği hem, yazlığın oraya dolmuş gelmiyor diye evinde
oturan bir babam var!
Erotik pozlar falan desen, Alman
güllecileri gibiyim. Telefonda bile iki memeli götlü; ama bir
gözüküyor, bir gözükmüyor foto çeksem, ardından başıma bir
şey gelir diye fabrika ayarlarına kadar siliyorum. Ne erotik pozu!
Ben de bana yakışanı yaptım,
kahraman falan dediler. Bir anda ne oluyor lan oldum, amma çok
havalıydı inkâr edemem!
Geri döndümmm!!! Bir bloggerın sahip
olmak istediği her şeye sahibim. Çatlayın da patlayın lan! İlk
bana arkasını bloggerlar döndü, hiçç unutmadım o günleri
merak etmeyin. Küçük, şımarık, sürtük Puccanız geri döndü!!! İmza günüm var bugün ya, hepimizin rüyasıydı zamanında. Off ama ayran içiyorum şu an, karnım yine şişecek!
Çok sıkıcı arkadaşlar, o niye
çağrılmıyoruz diye kavga ettiğimiz bütün davetlere özel
biletlerim oldu. Çoğuna gitmedim bile... Zaten çok içki içip
midemi ekşitiyordum, hiç bana göre değildi! O tartışmalara yol
açan blogger hediyelerinin hepsi bana geliyor. Ayyyyy ev eşantiyon
mağazına döndü! Hepsi yaratıcılıktan uzak bir sıkımlık
ürünler. Bir de sonuna, bunu 'instagram, tweet, vine, bloglarınıza
koyar mısınız?' diye yazıyorlar! Hoşşttt! Senin 3 liralık
ürününü gider satın alırım be!
Yani öyle büyük bi mevzu
kaçırmadınız işin bu tarafında...

Dur bakalım, buralarda en son nerede
yaşarken kalmışım, ımmmmm oooo baya geçmiş aradan yahu. O
sırada bir çocuk patlatsaydım, şimdiye kaç yaşında olurdu
ühühühü artık yıl hesaplamalarım buna döndü! Neyse en son, eşyalarım
misafirhanede, ben manitamın evine yerleşmiştim. Bir kocaman
valizim dışında bir şeyim de yoktu. Şimdi!!!!
Görgüsüz gibi İstanbul'un
göbeğinde dağ evi tuttum lan kendime!!! Gerçek bir internet kahramanına yakışır şekilde her köşesini instagramlık döşedim! Babalar gibi, bir
senelikte kiramı ödemişim. Bak bak, paraya bak! Depozitosuz ev
arayan Pucca'dan gelinen noktaya bak Allasen! Ben şahsen mutluyum,
her gün bir koltuğun tepesinde zıplıyorum!
Anadolu yakasından tiksiniyorum diye
dağı taşı inlettim, oturmam da oturmam diye tutturdum! Sonuç,
'ama köprüye 5 dakikaymış canım!'
Tamam 5 dakika da bana kimse tırlardan
bahsetmedi!!! Tırlar var her yerde, aralarında sinek gibi
kalıyorum. Korkunçlar, beni görmüyorlar. Trafikte görünmezim
adeta! Önüme önüme attırıyorlar, koca koca kafalarını!
Sürekli bir çığlık atma hali, “Ayyyyy gelme, gelme gelme!!!!”
Yolun başında bir başlıyorum! “Allah’ım ben öldükten sonra
Puki'ye iyi bak!” Levent'e geldiğimde, 'Sonra Maya halam da çok
mutlu olsun, bir de şeyi de unutmayalım, haa evet evet dayımın
oğlu Asilcan, onu da mutlu et... Aa geldim!”
Bu arada artık evden yazı yazdığım
bir işim var. Hep istediğin şeydi işte Pucca, al tepe tepe
kullan! Birkaç misafirhanem hariç, hep merkezin de merkezinde
yaşadım. Pijamayla bakkala giderken, yakışıklıları gördüğün
mahallelerde yani.. Bir de şimdi bak! Bakkala gitmek için arabaya
binmek zorundayım! Allah’ım, para hani yormuyordu insanı! Off!
Evdeki tek derdim, kumandalar. O lanet
olasıcıları ben ayarlayamıyorum! Birinde 5'e basıyorum,
diğerinde kırmızıya, bir diğeri ne işe yarıyor anlamıyorum
bile. Aaaa çıldırcam az kaldı, sesin bile kumandası var. En son
bir tanesini masaya vura vura kırmıştım hatta! Ayy açsam ne
olacak, lanet gelsin o Digitürk'e! Tam bir şeyi izliyorum, paaat
yayın gidiyor. Müşteri temsilcileriyle artık akraba oldum.
Kocamaaan televizyonum var ve lanet olası yayınım yok! Allah
kahretsin sizi de decoderlere verdiğim paraları da!
Komşuluk ilişkileri desen, burası
ölü kokuyor ya! Her yer yaşlı dolu. Bayramda ağla ağla içim
çıktı. Milletin evine bayramlaşmaya gittim. Orospu, baban
İzmir'de bekliyor adama telefon açmaya üşendin, balkonda reklam
filmi gibi oturan amcayı görünce koşa koşa gittin!
Bir de böyle üst düzey yöneticilerin
aileleri var. Çalışmayan orta yaşlı kadınlar, sürekli eve
yemek yolluyorlar. Geri bonibonla mı yollayacağım ben tabakları,
yoksa benim mi oldu hala bilmiyorum!
İki tane dişi köpeğim var, biri
kardeşimin gerçi. Bir sene sonra aklına geldi, köpeğini
sahiplenmek kızın. Onun öncesinde gariban, kendini Puki'nin köpeği
sanıyordu. Neyse işte, bir de balıklarım var benim. Bahçeye
havuz yapmışlar, içine de balık atmışlar. Gerçekten neden
böyle bir şey yapmışlar bilmiyorum. Kediler sürekli onları
avlamaya çalışıyor, bizim köpekler balıkları koruyor, ben
onların arkasından koşuyorum da koşuyorum! Bahçeli evim var yani
kıssadan hisse.
Ama çok güzel bi evim var, korkunç ama yine de
güzel. Bahçesine bir laf dediler mi kıyametleri kopartıyorum, senin böyle bahçen var mı lan!!! diye saçımı başımı yoluyorum sinirden… Her şeyi kendim yaptım, ohh sefam olsun! Hayalini kurduğum
evde yaşıyorum daha ne isteyeyim!
Önceki evimde ilk hayalimi
gerçekleştirdim, salonu kitaplıkla döşedim! Ama kitaplar bir
pahalıymış, bir pahalı! İnsanın kitaplığı kendi karakterini
yansıtır derlermiş ya, benimki Migros! Allah kahretsin,
vizyonsuzzz!!! Ucuz kitapları yer dolsun diye ekledim de ekledim.
Keko! Şimdi akıllandım tabi, daha oturaklı kitaplar alıyorum.
Onlar ilk günlerin gazıydı.
Bu arada yemek yapıyorum, ilginç ama
güzel de oluyor. Bir seviyorum yapmayı anlatamam. İnsanlar
yediler mi hele bir mutlu oluyorum ki sorma.. Bir de ne o, ne bu, bak
milyonlarca şey denedim. Hayatımda kendi yemeğimi kendim yaptığım
zamanki kadar kilo vermedim. Üstelik çok yiyorum ama yok yani
farkında olmadan vermişim... Ama bulaşıkları dizmekten hala
nefret ediyorum, o tezgâh her seferinde leş, her seferinde sanki
yemek yapmamışım da dünya savaşlarını ortaya çıkarmışım
gibi oluyor. Yatak toplamayı da hala mantıksız buluyorum, yani
akşam bir daha yatacağım!
Ama hala saçlarımı kendim boyuyorum,
perçemlerimi kendim kesiyorum. Bir kaç kez dışarıda yaptırdım,
Seren Serengil sarısı oldu kafam, alacalı bulacalı. Kafamın
üzerine çamaşır suyu dökülmüş gibi. Perçemlerim kaşlarımın
3 parmak üstünde, Almancı ergen emo kızlarına benzemiştim.
Kendi bildiğimden şaşmadım o yüzden.
Çok özledim ama seni, sana
anlatmayınca bir bokun tadını alamadım. Önce şu ölü toprağını
üzerimizden atalım. Tema falan bir değiştirsem mi diye bakınayım,
bi tazeleyim seni.
Sonunda geldim, Hoş geldim!
Bir de hiç değişmedim, hala aynıyım maalesef. Bugün 10 Kasım, Atatürk'ü Anma Günü ayrıca da imza günüm var. Ama napabilirim, Tüyap'ın da son günüymüş. Halaa hayat aynı yani, yaşarken hiç komik değil, yazınca komik….