12.03.2014

Berkin Elvan





















Ah be çocuk, ah be çocuk… İçim yanıyor, kalbim acıyor.
Ekmeği bırakmak için zaten bahane arıyordum sen en güzel sebep oldun.
İzin vermediler sana…
And olsun o güzel yüzünü unutmayacağım.
Andım olsun sana bunu yapanları unutturmayacağım…


12.01.2014

Yeni hobim; yemek programları

Digiturk, sana gün yüzü göstermeyen belalı sevgilin gibi. Sürekli bi sorun, devamlı bi olay, ayrılmaya karar verince ise, 'valla billa bi daha yapmıcam bak sana ne aldım' diye gelen tipitip... Rüzgarı, fırtınayı geçtim birazcık sesimi yükseltsem yayın gidiyor. Arkadaki fişi çıkartıp takmaktan, kartı sokup çıkartmaktan zaten yalama oldu. Müşteri Hizmetleri'ni aramak, yaşarken cehennemi görmek. Dekoderinizi değiştirmeniz gerekiyor diye ne paralar saydım ama yok yok yok! Artık bırakıyorum, lanet olsun size deme lüksüne bile sahip değilsiniz. O yüzden bari elimdekiyle mutlu olmayı deneyeyim dedim. Dizi kanalları korkunç, sürekli aynı şey. Film dersen, aynı anda 3 film kanalında aynı filmi koyuyorlar. Bari şu Home tv'ye bakayım da iki üç tarif öğrenirim dedim. Bunun bir farkı var mı, tabii ki yok! Her gün aynı program bölümleri ama her gün! O Jamie Oliver'ın okullara alınmayışını sahnesine heralde bir yüz kez denk gelmişimdir....

Jamie Oliver;
Benim topalak sarı oğlanım. Çok seviyorum, görünce bi mutlu oluyorum bu çocuğu. Yalnız, Zorlu'da yeni açılan yerinde yemeklerini bi deneyeyim dedim, ıı ıh! Bir daha şans verdim, başka şeyleri denedim, yine ıı ıh! Ya bizimkiler, yani orada olan aşçıları başaramamış ya da sen de yalanmışsın be Jamie!

Nigella Lawson;
Memelerini kameraya dayaya dayaya yemek yaptığı için, biciklerine bakmaktan olayı çoğu kez kaçırıyorum. Yalnız bu kadının yaptığı yemekler beni bi heyecanlandırıyor. Sanırım Akdenizli olmasından dolayı, biraz bizim yörelere doğru damak tadı olduğu için...

Ree Drummond (Ree'nin Çiftlik Yemekleri)
Şu çiftlikte yaşayan kızıl saçlı kadın. Açıkçası beni biraz korkutuyor bu kadın. Kilerinde cesetler varmış gibi hissediyorum. Sürekli gülüyor, sürekli ama. Soğanları doğrarken hem de hiç gözünü kırpmadan nasıl gülümsersin be kadın!

Mark Bittman; (Uzun kafalı kel adam)
Amca sen napıyosun ya! Allahım, parmaklarını yalamasından mı bahsedeyim, kaşığı boğazına kadar sokup, tencereye geri koymasını mı. Herhangi bir kamu dairesinde çalışmaya müsait tipiyle yemek yapmasını mı bilemiyorum. Bir de çok iyiymiş gibi, 10 dakikada bir bu adam.

Alex Guarnachelli (Alex'in Mutfağı)
Yemek yaparken her an kendini okşayacak, çikolatayı orasına burasına sürecek diye pusuda bekliyorum. Öyle bir benzetmeleri var ki, insan biraz tedirgin oluyor. 'Etlerin üzerini ekmekle görünmeyecek şekilde kapatıyoruz. Yerken, rüzgarın eteğinizi uçurup alt taraftaki gizemi göstermesi gibi, ımmmmmm heyecan verici değil mi?'

Rachael Ray's (Ray Ray ile Haftanın Yemekleri)
Allah affetsin, nimete de laf denmez ama ayy çok iğrenç yemek yapıyor bu kadın. Evde ne varsa tencerenin içine atıyor, her seferinde midem kalkıyor. 'Hımmm biraz da içine fil taşşağı ekleyelim. Nefisss, şu kokuyu duyabiliyor musunuz?' Hııı duyuyoruz, hııı....

Anna Olson
Bu kadını ne zaman görsem, Cem Yılmaz'ın 'burada yapılmışı var' espirisi geliyor. Extacy içmiş gibi ağzı kulaklarında, gözleri boncuk boncuk, 'şimdi hamurdan akçaağaç şuruplu, krem tartarlı yumurta beyazından küçük heykeller yapcaz, ben zaten yapmıştım bakın burada, siz ne bok yerseniz yiyin...'

Antony Bourtain
Adamın fare yiyişi bile karizmatik yahu. The Taste diye programa başlamışlar şimdi, o İtalyan hatun da var. Allah sahibine bağışlasın ama çok beğeniyorum, amca mamca napalım...

8.01.2014

Küstüm.

Belki biliyorsunuzdur, belki duymamışsınızdır her neyse şimdi yemek yapmaya sardım. Evde yemek yediğim günden beri kilo veriyorum. Konu bu değil şimdi, bunu başka bir zaman yazarım. Konu; içinde birinci dereceden akrabamın da bulunduğu arkadaşlarımın bana yaptığı büyük terbiyesizlik!
Pazar sabahı 11'de bunlardan biri aradı, 'ben kızları toplayıp geliyorum' dedi. Önceki günde diğeriyle telefonda konuşuyoruz, öğleden sonra işi varmış hanfendinin, 'erken gelin o zaman benim de çıkmam lazım' diye üstüne basa basa söylüyorum. Saat 12, telefonlarını açmıyorlar! Saat 13, yine telefon açılmıyor. Saat 13:30, bir mesaj, 'ee ancaa çıkıyoruz' Saat 14:11 benim evin önündeler.
Açmadım, o kapıyı açmadım onlara. Kapının önünde bıraktım, içerde de televizyon izleyerek kahvaltımı yaptım. İster deli de, ister çocuk, ister manyak. Açmadım ya o kapıyı. Beni saatlerce bekletmişler orada, canım çıkmış bir şeyler hazırlayacağım diye, bi de gevrek gevrek sırıta sırıta geliyorlar…. Hayır, bak ben ki hayatında hiçbir yere erken gitmemiş bir insanım. Ama bekletmenin de bir sınırı var, ilk bir saat benim önceki bekletmelerime sayılsın diye zaten ses çıkarmadım sonrasında ise dellendim.
Bir de o birinci dereceden akrabam olan çiyan gözlü, mesaj atıyor. 'Yaptığın ayıp, bu insanlar senin elemanın değil!' Allahhhh, ben daha bir sinirlendim, lan bana ya, bana! Hayatında en fazla kullandığı kelime, 'canım ya ayağa kalkmışken bana da…' olan birisi kahvaltı hazırlıyor size, davet ediyor. 'Özür dileriz, 3 saat geç kaldık ayılık ettik' diyeceğinize, elemanın değil ne demek! Çetele mi tutuyorsunuz, ben bunu yaptım, şunu yaptım, üstüne bunu yaptım. Tuttuğunuz yetmiyor bi de üstüne 'Pazar günü kahvaltıya gittim' böyle bir şeyi de görev gibi görüp ekliyor musunuz. Tabii ki açmam kapıyı. Dua edin, o bahçedeki havuzu boşaltıp, cesetlerinizi oraya atıp, üstünü toprakla örtmedim…
Hayır, bir de bu konuda çok alınganım. Erkek arkadaşım, 'ya bak böyle yemek yaparsan kilo alacaz!' dedi diye, hala önüne bir tabak yemek koymamışım. Her akşam önüne geçerek yiyorum… Başka bi arkadaşım, 'yaee onda dereotu var, koyma koyma!' diye çığlık attı diye masadan kaldırmışım. Hastayım belli ki çivi eksik, bana nasıl bunu yaparsınız yahu!
20 kilo bişi var aralarında, bütün yemek boyunca ağzına atacak bi nane mi maydonoz mu bi otu, gene başlayacak, 'ben bu hafta yine 2 kilo verdim, yine bacaklarım inceldi, yine kollarım gitti, ayy yine göbeğim yok.' En son bana bir video izletti, 'bak bu hareketler kilo verdiriyor' diye, lan adamları döve döve zayıflatıyorlar, bu da bundan manyak gibi zevk ala ala izliyor, ne güzel eriyorlar diye. Zaten ha bugün ha yarın, ne zaman tokatlasam diye düşünüyordum, 'lan öleceksin, ölecek!!!' diyerek.. O da mesaj atmış, aralara da eski Türkçe kelimeler yerleştirmiş seviyeli tartışma olsun diye. Seviye mi kalmış ortada, 3 saat geç kalmışsınız, üstüne özür dileyeceğinize çirkeflik yapmışsınız, bi de kendinizi eleman gibi görüp bi de beni kırmışsınız. Ben de sizi kapıda bırakmışım, hala seviye derdinde.

Hala ortada bir özür yok, sadece erkek arkadaşımı arayıp, 'PMS' mi o yaee' diyen birinci deredecen akrabam var. Asla affetmicem onları, asla!

25.12.2013

Ebru Gündeş'e üzülmemek için 13 neden


  • Kocası ülkenin gelmiş geçmiş en büyük yolsuzluk operasyonunun kilit ismi olması
  • 29 yaşında birinin, bunca mala mülke nasıl sahip olduğu, hiç mi aklına gelmedi?
  • Kahkahalar ata ata, 'kocam bana Mars'ı satın alacak' diyerek dalga geçmesi
  • Aynı günün gecesi, soğuk yüzünden ölen Ayaz bebek...
  • Zamanında Popstar'da eşcinsel diye topluma kötü örnek teşkil edeceğinden, yarışmacıyı elemesi
  • Magazinde çıkan haberlere göre, her ilişkisini aldatarak bitirmiş olması 
  • Ahmet Kaya için gözlerini belerte belerte, 'duygularının samimiyetinden şüphe ediyorum' diye açıklamaları
  • 10 tane şehit varken..
  • Bahsi geçen paralarla resmen yeni bir ülke kurulurmuş
  • Asgari ücret...
  • Bize uçak alan bir kocanın olmayışının kıskançlığı
  • Biz oturalım da kendi halimize üzülelim durumu
  • Bu olaylar içinde en son akla gelen Ebru Gündeş olması gerekliliği

Üzülmek için neden
- Çocuğu var.

3.12.2013

İnternet fenosu olmak için


İnternet âleminin en korkunç şeyi, çabucak her şey tükeniyor! Kahve yapmaya gidip gelene kadar, gündem üç kez değişmiş oluyor. Kendimi en son vine'da 'ayy yakışıyor mu hiç sana? Hiii yakışıyor mu o bebek gibi yüzüne!' gibi cümlelerle haykırarak bulunca havalar da soğudu bari kendime böyle gereksiz bir misyon edineyim dedim.

  • Arkadaşların adını 'Aaa o telefonu elinden bırak artık' zannedene kadar, telefonu elinden düşürmüyorsun. İlk kural bu! Takip ettiğin insanların sayısı, seni takip edenlerin sayısının 7'de biri olmak zorunda. Zaten, bir avuç insanı takip edip, en fazla iki siteye baktığın halde o telefon nasıl yüzüne yapışıyor onu ben de anlayabilmiş değilim. Pezevenk, sanki dünya borsasını izliyor, en fazla time line izliyorsun. Kan anonsları, gezi sloganları, üç beş hüloğğğğ, arada bir 3. sayfa haberleri, birkaç magazinsel haber, maç tabii bir de mekânlarla hava atanlar.
  • Asla kendinize feno demeyin! Hatta fenomenlerden tiksiniyor gibi davranın. Her muhabbette mutlaka haklarında bir kaç dedikodu bilin ve bunu anlatırken, 'ne pis dünyalar var kardeşim!' iğrençliğiyle anlatın…

  • Takipçi sayın biraz hareketlenince bir mail gelecek sana. Bu mail bir davet olabilir, bir hediye yollayacak olabilirler… Hatta şanslıysan bizi yaz sana para verelim diyen bir marka da olabilir! Asla o maili cevaplamıyoruz, sil sil sil hemen hatta! Hemen tuzağa düşme, kendine gel!!!

  • Pr'cılara asla güvenme! Hiçbiri senin arkadaşın değil, sen onlar için sadece markanın istediği bir kullanıcısın unutma bunu! Seni överler, kandırırlar, çok para kazanacaksın derler, allı pullu partilerle gözlerini boyarlar. Yapma!!!
    Öyle her çağırılan yere de gitme! Ay bu klişe maddeler var, internetin babaları olduğunu düşünen mühendislerin makalelerinde falan yazıyor. Orada her yanda kendinizi gösterin falan der, onları da ciddiye alma. Sana ulaşmak için canları çıksın, değerli olduğunu düşünsünler. Ama senden nefret etsinler ayrıca, ‘yine mi bunla uğraşacağız?’ diye dertlensinler de! Zaten seni hiçbir zaman sevmeyecekler o yüzden problem olmaz. Yeri geliyor, kızın bir aylık maaşına tweet atıyorsun, tabii sevilmezsin. Ben olsam gece seni yastıkla boğardım, yine özlerinde iyi insanlarmış
  • Reklam alma işi riskli bir iş. Bir senedir reklam almıyorum ama gel gör, halaaaaaa küfür yiyorum. Önce, işi sırtlanabilecek misin onu düşün. Sonra oldu da aldın diyelim. O paranı iş yapmadan önce mutlaka al! Allah’ım paralarımı alamıyorum! O cuma günü bir türlü gelemiyor. 'Para birazdan hesabınıza geçer' dedikten sonra tam 9 ay geçti. Şirket politikalarıymış, yok onlar öyle çalışmazmış bilmem neymiş... Aaaa koca markayı sen mi kurtaracaksın be!

  • Bir de iki üç reklam aldıktan sonra, bir kurnazlık geliyor insanın üstüne. Şimdi benden şu kadar komisyon aldı, ben işte, 5-10 hesap bulsam, onların komisyonunu da alsam işi bırakırım lan! İstifa ederim, zengin oldum oğlum!!! Tabii ki zengin olmadın. Zaten bu internetten çıkan insanlar zengin oluyor yalanı da nerden çıktı. Yaniii tamam üç katlı evde falan oturuyorum da… Bunu hepimiz yaptık genç dostum, hepimiz. Ben gittim ajans açtım ya, kaloriferleri yokmuş ama tuttuğum ofisin, bir de tuvaleti bir ay sonra kapatmak zorunda kaldım. Çaycıya da halaaa borcum var. Milletin, 'ama benim kitleeammmm böyle bir şeyi istemez anlıyomusannn' yakarışlarını dinlemek sana mı kaldı? Bırak, yesinler birbirlerini
  • Şimdi işler değişti tabi, Vine falan aldı başını yürüyor. Ama hala eski moda olan Twitter'a gelirsek, bunların hepsinin ana fikri aynı zaten. önce kendine bir yer beğen, kendinden bir karakter oluştur. Gündemci mi olmak istiyorsun atıyorum, birkaç gazetenin ana sayfasını oku, Twitter time line özetine bak, sonra iki de kendi cümlelerinle süsle al sana gündem odaklı bir Twitter profili. Haberleri izlemene bile gerek yok, zaten takip ettiğin insanlar izliyordur, boş ver. Kadın erkek ilişkileri üzerine mi? Biiiippp! Bu alan dolu kardeşim, paşalar gibi seneler önce arsamı aldım bu konudan. Gördüğün, yaşadığın her şeyi ilişkine bağla. Kafayı yemiş gibi ilişkilerden bahset. Bazen ilişki kusuyorum o derece! 
    Baktın kendine yer bulamadın, ağlak ağlak şeyler yazıp, sürekli evde kerpetenle etlerini kıstıran yabancı bir adam var gibi davran. Hep film izle, hep ama! 'Bu akşam da bundan önceki akşamlarım gibi şarabımı koydum, festival filmlerinden bilmem ne sikimin bilmem ne kuşağını açtım. Huzur bu' Ayy ne şaşırtıcı!   
  • Koloni hayatında gezmek… İşte benim en zorlandığım alan bu olmuştu. O yüzden internetle alakası olmayan adamlardan kendime arkadaş topluluğu edindim, orospular sonra benden ünlü oldu! O yüzden alışacaksın, hep bir arada olmak gibi bir durum oluyor nedense. Çünkü normal insanlarla iletişime geçemiyorsun! “Ne bu şimdi? Nee yani, buradan bir şey yazıyorsun okuyorlar mı? Eee neden? İnternet falan anlamam ben!” Sonra o gazla mıç mıç bir ilişki başlıyor. Önce kimin eli kimin cebinde durumu, ardından hooop “sen bana bunu nasıl dersin!” Boka batmayan, sonu hayırla biten bir arkadaş grubu görmedim. O yüzden diline hâkim ol, daha doğrusu Whatsapp konuşmalarına hâkim ol. Sayfa görüntüsü alarak yaşayan, ondan enerji alan insanlar var, deli misin?

    Son olarak, eğer buralardan kısmet bulmayı düşünüyorsan maalesef. Erkeksen ayrı ama yediğin önünde yemediğin arkanda ağlıyor. Kadın olunca işler farklı, kimle muhabbet etsen 'RT yaparken nelere dikkat edersin?' 'Sence şu tweetim nasıl' Seni sadece bot RT hesabı olarak görüyorlar. Ve en kötüsü azıcık ama azıcık takipçi sayılarında bir oynama olsun, ilk boklayacakları kişi sen oluyorsun.   


İnşallah istediğin budur, yani niye kendine böyle bir kariyer hedefi seçtin onu da bir sorgulamak lazım aslında ama umarım başarılı olursun.

27.11.2013

Ezgi Kim?

Şimdi şu aşağıda olan sahneyi yaşamayan çift yoktur, yaşamamışsa zaten çift olmayı becerememiştir zaten... “Ezgi kim? Kim bu orospu Ezgi!!!!”

Öncelikle böyle bir şeyi sormaya tabii ki hakkımız var be! Aramızda bir anlaşma var! Biz sevgiliyiz artık senin hayatın benim hayatım; doğal olarak senin Ezgi’n, benim Ezgi’m!
Tabii bir de insanlar zannediyor ki, iki sevgili kanepede sevişmeye beş dakika kala bir halde, aşktan gözleri dönmüş bir şekilde birbirlerini okşarlarken, telefon çalıyor, Ezgi adını duyuyor ve kıyamet kopuyor! Böyle bir hikâye olabilir mi? Her olay gibi bunun da bir geçmişi var tabii…

Önce bu Ezgi'nin adı, adamın telefonunda oldukça sık görülmeye başlıyor. Bir kere azmine hayran kalıyorsun kızın, her yerden ulaşma çabaları falan… Her yerden ama hiç boşluk bırakmadan! Ardından ‘Ya sabır!’ diyorsun, ‘Şimdi kavga çıkarmayayım telefonunu karıştırdığımı anlar, bir daha değiştirir şifreyi, bulana kadar imanım gevriyor zaten!’
Ve sonra bir gün kahramanımız dışarıda, arkadaşlarıyla sosyalleşirken, (kendisi buna sosyalleşmek diyor; ben olaya amı götü dağıtma olarak bakıyorum...) Bu Ezgi yanlarında bitiyor! Gene susuyorsun, çünkü bu kez, 'Hah tamam iki kez dışarı çıktım zindan ettin bana her şeyi, tamam artık sen de çıkmıyorsun!' diyecek diye korkuyorsun.


Sonra bu Ezgi denen kız, gecenin ikisinde arıyor yaa, gecenin ikisi diyorum dikkat ettiysen!!! Kızım senin başına ne gelmiş olabilir de benim sevgilimi gece yarısı arıyorsun? Uyuşturucu baronları mı evini bastı? Akrabalarından dayak mı yiyorsun? Sokakta mı kaldın? Kapkaç mı yaptılar sana ne oldu da, aranızda nasıl samimiyet var da bu adamı gecenin ikisinde arıyorsun yahu! Terbiye Ezgi’cim, sadece birazcık terbiye!  Sonra tabii ki surata surata kükrerim. Bu kadar mı başına vurdu be kızım. Gecenin ikisinde sevgilisi olan adam aranır mıymış; hali hatırı sorulur muymuş, manyak mısın sen?

Hayır, bir de şöyle bir durum var kızlar! Aslaaaa kıskanç olduğunuzu adama söylemeyin! Sonra sizin her şeyinizi ona bağlıyor. 'Şimdi canım, sen kıskanç olduğun için.....' 'Kıskanacaksın yine olay çıkartacaksın bilmem ne....' Lan, beyinsiz beni gecenin ikisinde Abdullah diye biri arasa, telefonumu o Abdullah'ın nerelerinden çıkartırsın sanki seni bilmiyoruz. Yedi cihana eşcinsel olduğunu söyleyen çocuğu öptüm diye haftalarca kıyameti kopardın ya! Vine'da tipi güzel çocuklara like veriyorum diye kendini yerden yere attın be adam! Bunları konuşmuyoruz hiç, varsa yoksa benim kıskançlıklarım. Ama işte, kabullendik ya kıskanç olduğumuzu hemen vurun Pargalı’ya!
Kural belli, 'Tatlım, kıskançlık sadece kendine güveni olmayan kadınların işidir...' bunu telefonunu kurcalarken söylersen de olur. Ağzından bu çıktı mı seni sonsuza kadar öyle zannediyor.

Kızın varlığını adamın anılarından bile sildirdim. Bir daha görmeyeyim o telefonunu Ezgi, böyle sürtüklüklerin âlemi yok. Belli ki iyi bir arkadaşımızsın ama ayıp canım benim! Gerçekten ayıptır ya!
Kükreme mevzusuna bir daha dönersek eğer; Kükrerken iğrenç görünüyoruz büyük ihtimalle ama o sinmiş, pısmış halinizi de izlemek gibisi yok. Adam ufacık kalıyor ya, boncuk boncuk bakıyor, ‘Keşke o telefonu yeseydim de bu anı yaşamasaydım!’ diye.


Yani demem odur ki Ezgi kim diyorsak, bu Ezgi kim onun da hesabı verilecek o kadar!

15.11.2013

Allahım bu nasıl şey, kavga edemiyorum!

Ben kavga edemiyorum! Öyle kollu bacaklı dövmeli vurmalı kavgadan bahsetmiyorum. Onda zaten hemen 'Allah aşkına vurmayın ablalarım, vurmayın ağabeylerim!' moduna geçiyorum. Hep yanlışlıkla yediğim dayaklarla dolu anılarım. Ağız dalaşı mı diyorlar ona? Ne diyorlarsa işte ondan bahsediyorum. Karşılıklı bir ahlak ve edep çerçevesinde başlanılan kavgalarda, her zaman başarı sıfır! Bi kere her şeyi geç sinirlenince sesim hemen tizleşiyor. Vik vik tarzında konuşmaya başlıyorum, yutkunmalar falan derken sonra yiyorsa ciddiye alın.
O yüzden kavga ederken hemmmennn geçmişi açıyorum, çünkü bilindik konu ya, çok daha rahatım. Ya da onu orada bırakıp kaçıyorum. Ölümden döndüğün anlarda, hayatın film şeridi gibi gözlerinin önünden geçer ya, benimki de hep aynı. 'Durdur şu arabayı, otobüsü durdur musunuz, Allah’ım bu odanın anahtarları nerde? Peşimden gelmesene yaaeee, polisi arıyorum bak, valla arıyorum!!!'
Bir de yemek yememe tribim var. Yemekte kavga ediyoruz diyelim, alıyorum tabağı biraz ileri itiyorum, arkaya doğru yaslanıp, suratımı muşmula gibi buruşturup, başka yer izlemeye başlıyorum. O tabağı biraz itiyorum ki anlasın öküz! Ama o yemek dışında başka bir şeye bakmadığı için, çoğu kez ona küsüp yemek yemediğimi anlamıyor bile! Bu da dünyanın en saçma olayı aslında. Hem durduk yere papara yiyorum bir de üstüne aç kalan ben oluyorum!

Odaya kendini kilitlemede de bir dünya markasıyım. Ağzımı açmadan domuz gibi saatlerce odada bekliyorum. O ise kapının orada önce bir ağzına geleni sayıyor. Ardından 'Hadi canım, hadiii , aç şu kapıyı!' sonra bana hak vermece, bir özür ve kapı açılış. Hoş artık onda da uslandı. Evdeki bütün kilitleri saklamış! Kavga ederken kediden kaçan fare gibi odadan odaya gidiyorum.

Ortalığı yıkıp dağıtmam var bir de. Kendimi kilitleyemiyorum, kaçamıyorum, ağzımı açamıyorum ağlamak ise hiç istemiyorum. Çünkü ben haklıyım! Bu kez hemen terlemeye başlıyorum. Oturduğum yerden adam bana bangır bangır bağırırken saunada fiki fiki yaparmışçasına bir ter, anlatamam! Sırtım baştan aşağı su! Hele telefonda kavga ediyorsam, bir yandan viikliyorum, bir yandan ağlamamak için kafamı sürekli yukarı kaldırıyorum, diğer taraftan ise terlerimi siliyorum. Bir şey yapmam lazım yani, yoksa su kaybından öleceğim! O yüzden ben de elime geçen ilk şeyi yere fırlatıyorum. Sonra bir bakmışım masa devrilmiş, aaa perdelere asılıyorum falan... O televizyonun halaaaaaaaa taksitlerini ödüyorsun sen göt müsün nesin!


Allah’ım bana kavga etme gücü ver ne olurrsun, terlemeden, ağlamadan, yutkunmadan sesim kısılmadan çatır çatır kavgamı edeyim... Teşekkür ederim. 

12.11.2013

Köpekkk gibi beni seveceksin!!!!

Kıçı kırık; yamuk yumuk bir köpek, beni aldı büyüttü, olgunlaştırdı resmen. Hayvanlarla ilgili duygum, gördüğüm zaman ‘oyy bu eve nasıl sıçıyordur şimdii!'den öteye geçmiyordu. Bir de zürafa sevgim var ki; o da hep rüyalarımdan kalma bir sevgi... Bir Mırnav’ımız, bir Ferdi Oço’muz, bir de Abdüş’ümüz vardı. Ama hep bunlar bir ev arkadaşım varken olan canlılardı.
Şimdi sadece bana ait, annesi bir tek ben olan bir hayvanım var! Puki, oy kurban olurum ben ona! Ben ona aşkımdan ölürüm! Bir canlı nasıl sevilirmiş, nasıl koklanırmış onda öğrendim! Allah’ım ona olan aşkımı anlatmamın imkânı yok! Hayvan için, İstanbul'da bahçeli ev diye tutturdum.
Puki'min bi hikâyesi var, bir daha anlatamayacağım kusura bakma, çünkü her bir tarafa yazdım. Bir gözümüz kör; diğer gözümüz de çok az görüyor. Ağzı yüzü yamuk yumuk bir canlı. Ama ben böyle kıskanç, böyle fettan, böyle çiyan bir şey daha görmedim, bilmedim. Bıraksam, dünyayı yönetecek orospu!

Zodi diye bir kardeşi var, bir de bunun. Bir senedir kabul edemedi onu, hayvana yapmadığı işkence kalmadı! Kendisi acıkırsa ancak Zodi de yemek yiyebilir, kendisinin canı isterse Zodi onla oynayabilir. Sürekli arkasında bir de iş pişiriyor. Sen kız çocuğusun, kardeşine niye hâlleniyorsun! Sen ne yapıyorsun ya Puki! Arkasından zor alıyoruz hayvanı!

Şimdi bizim evler de ayrılınca bunlar da ayrıldı tabii. Puki çok mutlu, böyle pislik biri işte, mutluluktan ölüyor kardeşi gitti diye. Alt katta yaşıyor tabii kardeş, bizimkinin canı ne zaman isterse, oyuna pıtı pıtı gidiyor oraya. Ama Zodi gelemez, asla gelemez! Hii Zodi bu evin sınırlarından bile içeri giremez! Yeri göğü inletiyor, hayvana saldırıyor ya! İçeri girecek de onu seveceğim diye kıyameti koparıyor!
Öpüşme, yiyişme her türlü halvet başlangıcını da unutun! Anlıyor ya, vallahi kafamın içinden geçer geçmez hissediyor. Hırlamaya başlıyor bizimkine! Ona bebek getireceğim de rakip olacak diye ödü patlıyor! Bir süre sonra evde halvet başlama durumu, 'Sen odaya geç canım, ben köpeği balkona koyayım geliyorum.' Olayına dönüşüyor. O duygusallık, o paralel evrende kendini görüş, o ulvi, kutsal görev böyle bir cümleye dökülüyor işte.
Bu arada sinirli bir köpek değil aslında. Herkesi seviyor, herkesi! Kapıya gelen herkesin ayaklarının dibinde, beni kucağına al, beni kucakla diye uğraşıyor. Ama biri bana yaklaşsın, önce iyilikle hemen araya girip beni öpmeye başlıyor. Yok, baktı ki karşı taraf inatçı, hırlıyor sonra. Ben bile korkuyorum!
Eve her gelen insan köpek sevmeli gibi bir durum var bir de! Biri bizimkini sevmesin, havlamaya başlıyor ‘Beni de sev beni de!’ diye. Elimde Puki, 'Bi şunu sevsenize' diye geziyorum. O, ‘Alerjim var, köpek korkum var’ insanlarına inat, geldiklerinde bir yere saklamıyorum hayvanı. Çoğu zaman sorun oluyor tabi. Puki ayakkabılarını yiyor ya da tekini alıp saklıyor falan...
Kendimden önce, hep onun açlığını düşünmeliyim. Her sabah 9'da kalkıp, onun ağzına bile sürmediği kuru mamalarını mama kabına koyuyorum. Çünkü bir senedir eğitim veriyorum güya! Zerre başarılı olamadım bu konuda. Sonra kıyamıyorum, içine biraz yoğurt koyuyorum yiyor bizimki. Forumlarda ne yedireyim diye araştırıyorum, her şey zararlı diyorlar. Bir konu önce kuru mama yedirin, bir konu sonra kuru mama kanser yapıyor... Hayvana bir lokma bir şey vermeden önce, iki buçuk saat yorum okumak zorunda kalıyorum!

Öyle aklınıza esince tatile gitmeyi unutun! Bir kere evde bırakamıyorsun, birine hiç bırakamıyorsun. Birine bırakmayı geçtim, eve geç dönerken bile sürekli aklında. Hiii!!! Ya bir şeyi üstüne devirdiyse! Ya yavruma bir şey olduysa! Yaa o mamanın hepsini yemişse, ayy örümcek falan sokmuşsa? Benim düşündüklerim bunlar! Bizimkinin aklına gelenler ise; 'O koltukların üzerine bak, işemiştir o kesin!' Sen kızmıyorsun bak, hep o yüzden oluyor. Her yeri tüy yapmıştır şimdi, sana dedim onları koltuklara çıkarma diye! Öff bu da, sürekli başımın dibinde bıd bıd bıd! Allah yarabbimmm sabır sen ver bana!
Geliyoruz eve, evin bütün ışıkları açık zaten, oyyy Puki’m korkmasın! Bir koşuyor, bir haykıra haykıra atlıyor kucağıma, bir seviyor beni, ben böyle bir duygu bilmiyorum! Koynumda dursun, öyle yaşayayım onunla! Saatlerce koklaşıyoruz, bu süre içerisinde benimki hala konuşuyor, 'Bak bütün ışıkları açık bırakmışsın, fatura gelince görecem ben yüzünü! Hadi faturasını geçtim, bir şey olacak kontaktan falan ondan korkuyorum. Bu ev tahta!'
Anladık be, tahta tahta anladık! Bu insanlara da bir şey beğendiremiyorsun! Yani işte o yüzden evde bile bırakmıyorsun zavallı hayvanı. Gece hayatımmm bitti, o sayfayı kapattımmmmm, beni kutlamalısınnnn diet kolayı bıraktım!!!

Tuvalet sorunumuz var bir de. Bu hayvanlar için bahçeli eve çıktık çıkmasına da bahçeye yapmıyor bizimki! İlk bir iki hafta, yapıyor sandım. ‘Ayy ne güzel, akıllı uslu köpeğim benim!’ Derken gerçek ortaya çıktı, çatıya yapıyormuş. Evin yukarısına yukarısına çıkan o koku meğer Puki'nin sidikleriymiş! Tuvalet yapmış kendine orayı, temizleyene kadar içim dışıma çıktı. Böğürmekten midem ağzımdan her an fırlayacak gibiydi... Hala ne zaman kendi etrafında dönecek diye tetikte bekliyorum!

Boşluğa havlaması vaar, nasıl unuturum! O lanet yayın gidiyor evde ses yok, yerler çatırdamaya başlıyor tahtadan olduğu için, bir de üstüne bu, kafasının görmeyen tarafıyla o yana bakıp bakıp havlıyor! Deprem olacak diye koltuğun altında da bekledim, aha oluyor deyip battaniyeyle dışarıya da koştum. Kızım bir küp altın mı var altında diye yeri sökmeye de çalıştım. Üç harfliler değildir inşallah diye dualar da okudum. Yok, vazgeçmiyor iki üç günde bir yüreğime indirecek böyle!

Bir de sizi gören insanlar, cümleye ilk olarak, 'köpeğiniz mi var' diyerek başlıyor. Tüyyyy, topak topak tüy! O bantlarla dilediğin kadar cart cart götür. Son saniye bir atlıyor, hobbaaaaaa!
Bir de Puki çok kıskanç, Zodi'yi bile kabullenemiyor sosyalleşmesi çok zor. Eve köpek geliyor, onu seviyorum diye gidip gözlerimin içine baka baka, ağlaya ağlaya kendini havuza atıp, intihar ediyor... Bildiğin intihar ediyor hayvan ya!

Yani o yüzden, sahiplenmeden önce bir daha düşün! En önemlisi bütün hayatın değişecek buna hazır mısın? Dünyanın en zor şeylerinden biri bence ama bir o kadar da güzel, hem de çok güzel!

Twitter'ı sevemedim, oyyy yapamadım onu ben!

Keşke blogu twitter gibi kullansaymışız, twitter'da imanım gevredi yaa! Kaşığı, bardağı, çöpü, orgazmı, evetttt orgazmı ne var? Yaptım bunu, başka seçeneğim yoktu! Bu arada yanlış yazmadım inşallah adını, böhüvvvvvvvvv adını yazmayı bile bilmiyorum! Haa ne diyordum, her şeyi işte aşka benzetmekten canım çıktı. Birde sanki millet benden aforizma kusmamı istiyor gibi bir durum oluştu. 
Niye yahuuuu, koycam tabi nerelere gittim, kaç para verdim, kimi gördüm! Allahhh allahhhhh! Bi sinir ediyolar beni, ne yapsan kezban, ne yapsan, anan! Atcam tabii havamı ya! Her şeye bir bok atmaca...
Oyyyy sevemedim twitterları ben, oyyy çok yordu oralar beni. Ben burada, yorumda 'senin ağzını sikerim, gelmimm oraya vaşak suratlı!' diyen bir kızım, sen napıyorsun. Orada daldım, gittim... Çat, çat çat! Allaaahhhh ne varsa, bi o koldan, bi koldan laf yetiştirmeye başladım. Böhüüüüüüvvvvvvvvvv başaramadım, böhüüüüüüvvvvv olmadı, yapamadım!!!!! Çingene gibi habire laf yetiştiren birine döndüm! Yediğimi içtiğimi koyayım dedim, battı gözlerine... Hep bi nazar, hep bi kenafirlik! Amaaaannnnn, Maşallah dedikleri 3 gün yaşıyor. Sevgiliyle ilgili iyi bir şey yazıyorum, daha tweet giderken biz kavga etmeye başlıyoruz.
Keşke seni de öyle çat çat günde 3-5 kez yazıp kullansaymışız en azından. Mundar oldum oralarda, oralar acımasız, oralar aç.... Sabah laf sokuyorum, öğlen ülkeyi kurtarıyorum, akşam da birinin aşkından ölüyorum. Çoookkk sıkıcı!
Bir de gündemi gelen 'arkadaşlar lütfen RT' hesaplarından takip ediyorum. Üstüne bir de fazla takipçin var diye fazladan misyon! Nedennnnn??? Nedennn, ben hayatımı yazdığım için ünlü olmuş bi zavallıyım sadece! Verdiğim oyu yazamadım yahuuu!!!! Bi uyanıyorum, 'Buna neden sessiz kaldın?' Bi dur, bi sakin ol 7 aylık! Bi çapağımı sileyim lan! 
Çok garip, favorileme diye bişi var. Ben hala çözemedim. 'seni gördüm kalp kalp kalp' şeklinde kullanıyorum genellikle. Sonra RT'lik tweet diye bişi var. İçerisinde hem gündem, hem aşk, hem eski sevgili bulunan cümle kur, al sana RT. Çooooookkkkk sıkıcı!!!!
Bir de üstüne bana twitter fenomeni dediler. Böhüüvvvvvv, ben oranın fenosu falan olmam ya! En nefret ettiğim sıfat, twitter anandır!
Bir daha asla bırakmam seni! Bence dönün bloggerlar! Bakmaya korkuyorum vallahi eskilerden ölü blog göreceğim diye... Çoğunuz evlenmişsinizdir şimdi, onları yazın. Ne bileyim, kız avcısıyken nasıl ev adamı haline geldiniz; Barları yazarken şu an anne olmanın en güzel yanlarını yaz mesela! Atamanız yapıldı mı? O çocukla evlendin mi? Hala bekar olan varsa, bi gidip kurşun döktürelim mi? Siz de yazın artık, dönün evlerinize. Anlatacak neler birikti kimbilir. Çoğunuzla küsüm zaten, bi kısmınızla da ağır kavgalı. Olsun yaa, beni de böyle sevin, hadii dönün artık!