26.11.2013
Ay Hadi İnşallah! - PuCCa Günlük 4 - KİTAP TANITIM FİLMİ
15.11.2013
Allahım bu nasıl şey, kavga edemiyorum!
Ben
kavga edemiyorum! Öyle kollu bacaklı dövmeli vurmalı kavgadan
bahsetmiyorum. Onda zaten hemen 'Allah aşkına vurmayın ablalarım,
vurmayın ağabeylerim!' moduna geçiyorum. Hep yanlışlıkla yediğim dayaklarla dolu anılarım. Ağız dalaşı mı
diyorlar ona? Ne diyorlarsa işte ondan bahsediyorum. Karşılıklı
bir ahlak ve edep çerçevesinde başlanılan kavgalarda, her zaman
başarı sıfır! Bi kere her şeyi geç sinirlenince sesim hemen
tizleşiyor. Vik vik tarzında konuşmaya başlıyorum, yutkunmalar
falan derken sonra yiyorsa ciddiye alın.
O
yüzden kavga ederken hemmmennn geçmişi açıyorum, çünkü bilindik
konu ya, çok daha rahatım. Ya da onu orada bırakıp kaçıyorum. Ölümden döndüğün
anlarda, hayatın film şeridi gibi gözlerinin önünden geçer ya,
benimki de hep aynı. 'Durdur şu arabayı, otobüsü durdur musunuz,
Allah’ım bu odanın anahtarları nerde? Peşimden gelmesene
yaaeee, polisi arıyorum bak, valla arıyorum!!!'

Odaya
kendini kilitlemede de bir dünya markasıyım. Ağzımı açmadan
domuz gibi saatlerce odada bekliyorum. O ise kapının orada önce
bir ağzına geleni sayıyor. Ardından 'Hadi canım, hadiii , aç şu
kapıyı!' sonra bana hak vermece, bir özür ve kapı açılış.
Hoş artık onda da uslandı. Evdeki bütün kilitleri saklamış!
Kavga ederken kediden kaçan fare gibi odadan odaya gidiyorum.
Ortalığı
yıkıp dağıtmam var bir de. Kendimi kilitleyemiyorum, kaçamıyorum,
ağzımı açamıyorum ağlamak ise hiç istemiyorum. Çünkü ben
haklıyım! Bu kez hemen terlemeye başlıyorum. Oturduğum yerden
adam bana bangır bangır bağırırken saunada fiki fiki
yaparmışçasına bir ter, anlatamam! Sırtım baştan aşağı su!
Hele telefonda kavga ediyorsam, bir yandan viikliyorum, bir yandan
ağlamamak için kafamı sürekli yukarı kaldırıyorum, diğer
taraftan ise terlerimi siliyorum. Bir şey yapmam lazım yani, yoksa
su kaybından öleceğim! O yüzden ben de elime geçen ilk şeyi
yere fırlatıyorum. Sonra bir bakmışım masa devrilmiş, aaa
perdelere asılıyorum falan... O televizyonun halaaaaaaaa
taksitlerini ödüyorsun sen göt müsün nesin!
Allah’ım
bana kavga etme gücü ver ne olurrsun, terlemeden, ağlamadan,
yutkunmadan sesim kısılmadan çatır çatır kavgamı edeyim...
Teşekkür ederim.
Olayla ilgisi olanlar
dövüş teknikleri,
hemen saça dal çek o saçı çek çek,
kavga etmeyi başaramıyorum
12.11.2013
Köpekkk gibi beni seveceksin!!!!
Kıçı kırık; yamuk yumuk bir köpek, beni aldı
büyüttü, olgunlaştırdı resmen. Hayvanlarla ilgili duygum,
gördüğüm zaman ‘oyy bu eve nasıl sıçıyordur
şimdii!'den öteye geçmiyordu. Bir de zürafa sevgim var ki; o da
hep rüyalarımdan kalma bir sevgi... Bir Mırnav’ımız, bir Ferdi
Oço’muz, bir de Abdüş’ümüz vardı. Ama hep bunlar bir ev
arkadaşım varken olan canlılardı.
Şimdi sadece bana ait, annesi bir tek
ben olan bir hayvanım var! Puki, oy kurban olurum ben ona! Ben ona
aşkımdan ölürüm! Bir canlı nasıl sevilirmiş, nasıl
koklanırmış onda öğrendim! Allah’ım ona olan aşkımı
anlatmamın imkânı yok! Hayvan için, İstanbul'da bahçeli ev diye
tutturdum.
Puki'min bi hikâyesi var, bir daha
anlatamayacağım kusura bakma, çünkü her bir tarafa yazdım. Bir
gözümüz kör; diğer gözümüz de çok az görüyor. Ağzı yüzü
yamuk yumuk bir canlı. Ama ben böyle kıskanç, böyle fettan,
böyle çiyan bir şey daha görmedim, bilmedim. Bıraksam, dünyayı
yönetecek orospu!
Zodi diye bir kardeşi var, bir de
bunun. Bir senedir kabul edemedi onu, hayvana yapmadığı işkence
kalmadı! Kendisi acıkırsa ancak Zodi de yemek yiyebilir,
kendisinin canı isterse Zodi onla oynayabilir. Sürekli arkasında
bir de iş pişiriyor. Sen kız çocuğusun, kardeşine niye
hâlleniyorsun! Sen ne yapıyorsun ya Puki! Arkasından zor alıyoruz
hayvanı!
Şimdi bizim evler de ayrılınca
bunlar da ayrıldı tabii. Puki çok mutlu, böyle pislik biri işte,
mutluluktan ölüyor kardeşi gitti diye. Alt katta yaşıyor tabii
kardeş, bizimkinin canı ne zaman isterse, oyuna pıtı pıtı
gidiyor oraya. Ama Zodi gelemez, asla gelemez! Hii Zodi bu evin
sınırlarından bile içeri giremez! Yeri göğü inletiyor, hayvana
saldırıyor ya! İçeri girecek de onu seveceğim diye kıyameti
koparıyor!
Öpüşme, yiyişme her türlü halvet
başlangıcını da unutun! Anlıyor ya, vallahi kafamın içinden
geçer geçmez hissediyor. Hırlamaya başlıyor bizimkine! Ona bebek
getireceğim de rakip olacak diye ödü patlıyor! Bir süre sonra
evde halvet başlama durumu, 'Sen odaya geç canım, ben köpeği
balkona koyayım geliyorum.' Olayına dönüşüyor. O duygusallık,
o paralel evrende kendini görüş, o ulvi, kutsal görev böyle bir
cümleye dökülüyor işte.
Bu arada sinirli bir köpek değil
aslında. Herkesi seviyor, herkesi! Kapıya gelen herkesin
ayaklarının dibinde, beni kucağına al, beni kucakla diye
uğraşıyor. Ama biri bana yaklaşsın, önce iyilikle hemen araya
girip beni öpmeye başlıyor. Yok, baktı ki karşı taraf inatçı,
hırlıyor sonra. Ben bile korkuyorum!
Eve her gelen insan köpek sevmeli gibi
bir durum var bir de! Biri bizimkini sevmesin, havlamaya başlıyor
‘Beni de sev beni de!’ diye. Elimde Puki, 'Bi şunu sevsenize'
diye geziyorum. O, ‘Alerjim var, köpek korkum var’ insanlarına
inat, geldiklerinde bir yere saklamıyorum hayvanı. Çoğu zaman
sorun oluyor tabi. Puki ayakkabılarını yiyor ya da tekini alıp
saklıyor falan...
Kendimden önce, hep onun açlığını
düşünmeliyim. Her sabah 9'da kalkıp, onun ağzına bile sürmediği
kuru mamalarını mama kabına koyuyorum. Çünkü bir senedir eğitim
veriyorum güya! Zerre başarılı olamadım bu konuda. Sonra
kıyamıyorum, içine biraz yoğurt koyuyorum yiyor bizimki.
Forumlarda ne yedireyim diye araştırıyorum, her şey zararlı
diyorlar. Bir konu önce kuru mama yedirin, bir konu sonra kuru mama
kanser yapıyor... Hayvana bir lokma bir şey vermeden önce, iki
buçuk saat yorum okumak zorunda kalıyorum!
Öyle aklınıza esince tatile gitmeyi
unutun! Bir kere evde bırakamıyorsun, birine hiç bırakamıyorsun.
Birine bırakmayı geçtim, eve geç dönerken bile sürekli aklında.
Hiii!!! Ya bir şeyi üstüne devirdiyse! Ya yavruma bir şey
olduysa! Yaa o mamanın hepsini yemişse, ayy örümcek falan
sokmuşsa? Benim düşündüklerim bunlar! Bizimkinin aklına
gelenler ise; 'O koltukların üzerine bak, işemiştir o kesin!' Sen
kızmıyorsun bak, hep o yüzden oluyor. Her yeri tüy yapmıştır
şimdi, sana dedim onları koltuklara çıkarma diye! Öff bu da,
sürekli başımın dibinde bıd bıd bıd! Allah yarabbimmm sabır
sen ver bana!
Geliyoruz eve, evin bütün ışıkları
açık zaten, oyyy Puki’m korkmasın! Bir koşuyor, bir haykıra
haykıra atlıyor kucağıma, bir seviyor beni, ben böyle bir duygu
bilmiyorum! Koynumda dursun, öyle yaşayayım onunla! Saatlerce
koklaşıyoruz, bu süre içerisinde benimki hala konuşuyor, 'Bak
bütün ışıkları açık bırakmışsın, fatura gelince görecem
ben yüzünü! Hadi faturasını geçtim, bir şey olacak kontaktan
falan ondan korkuyorum. Bu ev tahta!'
Anladık be, tahta tahta anladık! Bu
insanlara da bir şey beğendiremiyorsun! Yani işte o yüzden evde
bile bırakmıyorsun zavallı hayvanı. Gece hayatımmm bitti, o
sayfayı kapattımmmmm, beni kutlamalısınnnn diet kolayı
bıraktım!!!
Tuvalet sorunumuz var bir de. Bu
hayvanlar için bahçeli eve çıktık çıkmasına da bahçeye
yapmıyor bizimki! İlk bir iki hafta, yapıyor sandım. ‘Ayy ne
güzel, akıllı uslu köpeğim benim!’ Derken gerçek ortaya
çıktı, çatıya yapıyormuş. Evin yukarısına yukarısına çıkan
o koku meğer Puki'nin sidikleriymiş! Tuvalet yapmış kendine
orayı, temizleyene kadar içim dışıma çıktı. Böğürmekten
midem ağzımdan her an fırlayacak gibiydi... Hala ne zaman kendi
etrafında dönecek diye tetikte bekliyorum!
Boşluğa havlaması vaar, nasıl unuturum! O lanet yayın gidiyor evde ses yok, yerler çatırdamaya başlıyor tahtadan olduğu için, bir de üstüne bu, kafasının görmeyen tarafıyla o yana bakıp bakıp havlıyor! Deprem olacak diye koltuğun altında da bekledim, aha oluyor deyip battaniyeyle dışarıya da koştum. Kızım bir küp altın mı var altında diye yeri sökmeye de çalıştım. Üç harfliler değildir inşallah diye dualar da okudum. Yok, vazgeçmiyor iki üç günde bir yüreğime indirecek böyle!
Bir de sizi gören insanlar, cümleye ilk olarak, 'köpeğiniz mi var' diyerek başlıyor. Tüyyyy, topak topak tüy! O bantlarla dilediğin kadar cart cart götür. Son saniye bir atlıyor, hobbaaaaaa!
Bir de Puki çok kıskanç, Zodi'yi
bile kabullenemiyor sosyalleşmesi çok zor. Eve köpek geliyor, onu
seviyorum diye gidip gözlerimin içine baka baka, ağlaya ağlaya
kendini havuza atıp, intihar ediyor... Bildiğin intihar ediyor
hayvan ya!
Yani o yüzden, sahiplenmeden önce bir
daha düşün! En önemlisi bütün hayatın değişecek buna hazır
mısın? Dünyanın en zor şeylerinden biri bence ama bir o kadar da
güzel, hem de çok güzel!
Olayla ilgisi olanlar
köpek bakımı,
köpekli hayat,
puki
Twitter'ı sevemedim, oyyy yapamadım onu ben!
Keşke blogu twitter gibi
kullansaymışız, twitter'da imanım gevredi yaa! Kaşığı,
bardağı, çöpü, orgazmı, evetttt orgazmı ne var? Yaptım bunu,
başka seçeneğim yoktu! Bu arada yanlış yazmadım inşallah
adını, böhüvvvvvvvvv adını yazmayı bile bilmiyorum! Haa ne diyordum, her şeyi işte aşka
benzetmekten canım çıktı. Birde sanki millet benden aforizma
kusmamı istiyor gibi bir durum oluştu.
Niye yahuuuu, koycam tabi nerelere
gittim, kaç para verdim, kimi gördüm! Allahhh allahhhhh! Bi sinir
ediyolar beni, ne yapsan kezban, ne yapsan, anan! Atcam tabii havamı
ya! Her şeye bir bok atmaca...
Oyyyy sevemedim twitterları ben, oyyy
çok yordu oralar beni. Ben burada, yorumda 'senin ağzını sikerim,
gelmimm oraya vaşak suratlı!' diyen bir kızım, sen napıyorsun.
Orada daldım, gittim... Çat, çat çat! Allaaahhhh ne varsa, bi o
koldan, bi koldan laf yetiştirmeye başladım. Böhüüüüüüvvvvvvvvvv
başaramadım, böhüüüüüüvvvvv olmadı, yapamadım!!!!! Çingene
gibi habire laf yetiştiren birine döndüm! Yediğimi içtiğimi
koyayım dedim, battı gözlerine... Hep bi nazar, hep bi kenafirlik!
Amaaaannnnn, Maşallah dedikleri 3 gün yaşıyor.
Sevgiliyle ilgili iyi bir şey yazıyorum, daha tweet giderken biz
kavga etmeye başlıyoruz.
Keşke seni de öyle çat çat günde
3-5 kez yazıp kullansaymışız en azından. Mundar oldum oralarda,
oralar acımasız, oralar aç.... Sabah laf sokuyorum, öğlen ülkeyi
kurtarıyorum, akşam da birinin aşkından ölüyorum. Çoookkk
sıkıcı!
Bir de gündemi gelen 'arkadaşlar lütfen RT' hesaplarından takip ediyorum. Üstüne bir de fazla takipçin var diye fazladan misyon! Nedennnnn??? Nedennn, ben hayatımı yazdığım için ünlü olmuş bi zavallıyım sadece! Verdiğim oyu yazamadım yahuuu!!!! Bi uyanıyorum, 'Buna neden sessiz kaldın?' Bi dur, bi sakin ol 7 aylık! Bi çapağımı sileyim lan!
Çok garip, favorileme diye bişi var. Ben hala çözemedim. 'seni gördüm kalp kalp kalp' şeklinde kullanıyorum genellikle. Sonra RT'lik tweet diye bişi var. İçerisinde hem gündem, hem aşk, hem eski sevgili bulunan cümle kur, al sana RT. Çooooookkkkk sıkıcı!!!!
Bir de üstüne bana twitter fenomeni dediler. Böhüüvvvvvv, ben oranın fenosu falan olmam ya! En nefret ettiğim sıfat, twitter anandır!
Bir de üstüne bana twitter fenomeni dediler. Böhüüvvvvvv, ben oranın fenosu falan olmam ya! En nefret ettiğim sıfat, twitter anandır!
Bir daha asla bırakmam seni!
Bence dönün bloggerlar! Bakmaya korkuyorum vallahi eskilerden ölü
blog göreceğim diye... Çoğunuz evlenmişsinizdir şimdi, onları
yazın. Ne bileyim, kız avcısıyken nasıl ev adamı haline
geldiniz; Barları yazarken şu an anne olmanın en güzel yanlarını
yaz mesela! Atamanız yapıldı mı? O çocukla evlendin mi? Hala
bekar olan varsa, bi gidip kurşun döktürelim mi? Siz de yazın
artık, dönün evlerinize. Anlatacak neler birikti kimbilir.
Çoğunuzla küsüm zaten, bi kısmınızla da ağır kavgalı. Olsun
yaa, beni de böyle sevin, hadii dönün artık!
Olayla ilgisi olanlar
tweet atmak,
twitter,
twitter fenomeni olmak için yapman gerekenler
Allahım, beni asla yalnız bırakma
Bu duam gerçek oldu, vallahi billahi
oldu! Bir gün bile yalnız kalamıyorum, böhüüvvvvv kalamıyorum! Bir kere zaten Puki'den imkan yok, ne
tarafa dönsem Puki! Yatakta, bahçede, banyoda her yerde o... Gece
su içmek için mutfağa gidiyorum, “Kızım, niye görmeyen
gözünle bakıyorsun, korkutuyosun beni, bakma o gözünle!” Puki'den
yalnız kalmamın imkanı yok yani.

Bu durumlarda dış dünyaya dair bir
tek ses duymuyorum. Ama gel gör ki bi anda, Allah allahhhh kim
saldırıyo lan diye ayaklanıyorum. Kargocular, kapıyı kıracaklar,
biliyorlar içeride olduğumu çünkü. Bi sosyal hayatım olamaz mı
lan Allahsızlar!!!! Gittim kapının zilini patlattım ya. Bu kez
dan dan dan kapıya vurmaca.
Ardından kardeşimin aldığı
siparişler, benim eve geliyor. Her kapıyı açışımda, 'onlar
aşağının' demekten gına geldi artık. Her kapıya gelenin Puki
ile flörtü var bir de. Bir de kendilerine özel sanıyor.
Yok, kardeşim bu sürtük herkese böyle! Ardından başka bi kargocu geliyor. Bu
da köpekten korkuyor, utanmasa kargoyu arabadan fırlatacak kafama.
Akşam kızlar geliyor, sevgilim zaten
her gün bende. Yani demem o ki, yok kardeşim bir gün bile olsun
yalnız kalamıyorum. Denedim, ıı ıh!
Olayla ilgisi olanlar
asla yalnız kalmama duası,
kargocuların zorlu hayatları,
korkma artık ben varım,
yalnız kullar
11.11.2013
İmza Günü…
Öncelikle en başta şunu belirteyim
de bana saldırıp durmayın artık, yeter! Ben yazar değilim,
sadece iletişimle ilgili iki üniversite bitirmiş, ikinin üzerini bile bile koyu yaptım. İnternette kendi
blogunu yazan kendi halinde bir kızım. Sonra o günlükleri kâğıt
sayfalara taşıdım, o kadar… O yüzden bir daha ‘Edebiyata bir
haller oluyor’ falan diye bana saldırırsan; karaciğerini
tırnaklarımla yerinden çıkartırım bu konuda da bir anlaşalım
artık. Anlaştık mı? Twitter fenomenliği var bir de, Allahımmmm
tiksindim, gerçekten tiksindim oralardan. Ben Twittercı falan da
değilim! Kitap çıktığı zaman orada hesabımı kullanmıyordum
bile. Bir garip bloggerım işte.
Hangi yazar her imza gününe geç
kalır? Hangi yazar, erkekler tuvaletinde 'Az sonra imzam var yaa,
ben gireyim mi?' diye sıra alır? Hangi yazar imzadan önce 'Ay
buranın kuyu kebabı ne güzel yiyelim mi?' diyip, midesini bozar?
En önemlisi, hangi yazarı arkadaşları kuaförde unutup gider?
Bütün hepsi, ben diğer arabadayım diye Tüyap'a gitmiş ya,
kuaförde gelin başı yapılan gelin gibi kaldım ortada! Bir tane
eşyam bile yok! Zorla kıl kıyamet aldırdım kendimi... Bir de
üstüne trafikte poz vermişim, ağzım kulaklarımda. Kırmızı
bir ruj, kızları arabanın arkasından çekiyorum. Niye yani? O
yüzden yazar değilim, hatta şu an ‘Başıma gelen şey ne?’
diye kendi kendime sorguluyorum.
İlk -gerçek- imza günümden önce kâbuslar
görüyordum, hala hepsinden önce aynı kâbusu görüyorum orası
ayrı. Bir tane kişi yok, yok! Bomboş yani her taraf, Allahımmmm
Tüyap'ı bile kurutmuşum! Ha bu arada, ilk gerçek dedim, ondan
önce bir kabin gibi bir şey yaptılar bana, arkadan sadece gölgem
gözüküyor. Ve ben içeride yemek yiyordum. Neyse, ilk gün geldi, atladık gittik oraya. Bir sıraya girmişim,
zaten sonu nerde başı nerde anlamıyorum. Önümdeki kız,
arkamdaki kız hatta neredeyse bütün sırada benim kitaplarım var.
Lan yanlışlıkla kendi imza sırama mı girdim diye de bir
düşündüm. Ardından Tüyap'ta 1 saat yer bulmaya çalışma ve
varış!
O ne! Ooooo ne!!!!
Ben yayınevinin önünde yaparız diye
düşünürken insanları sığdıramamışlar diye imza salonuna
toplamışlar. İnsan kaynıyor, ben hayatımda bu kadar kişiyi bir
arada görmemişim. Hepsi çığlık atıyor, hepsi! ‘Bana
mı?’diyorum ya, sağıma soluma dönüyorum. ‘Yanlış anlamış
olabilirler mi?’ acaba diye o kadar şaşkınım ki..
Masamı kırdılar, önüm sağım
solum kısacası her yer insan kaynıyor! 'Bi sandalyeye çıkar
mısınız sizi görmek istiyorlar, yoksa burayı yıkacaklar!'
dediler. Ben, durur muyum sence? Sanki dünden hazır gibi, verdim
ayakkabıları arkadaşa pat diye çıktım sandalyeye! Ayy bir anda
Tarkan oldum sanki! Oramı buramı sevmeye çalışanlar, o
çığlıklar, o birbirlerini ezenler falan anlatılacak gibi
değil... Ben de bir yandan gülümseyerek insanları ikna etmeye
çalışıyorum hani sakinleşsinler diye.
Direkler devrildi tabi ikna çabalarım
boşa gitti. Bi de niye ikna ettiğimi de anlamıyorum, ben ne
yaptım. Zaten hani Pucca anime karakteri ya biraz onu andırayım
diye japonvari bişi giymeye çalışmışım. Saçlarda ekler var
iğrenç! Beyinsiz Pucca, balıketliden anime karakter mi olurmuş!
Orta yaş market kataloğu mankeni gibi duruyorum...

Yalnız şöyle bir olay var,
arkadaşlar ben bilmeden Twilight olmuşum, Tylor Swift'i bisiklet
bombasıyla şişir, boyunu da yarıdan kes, ben o olmuşum ya. Yaş
ortalamasını gördükçe, kaçmayınnnn ablalarım, kaçmayınnnnn
teyzem, kaçmaaa yaşıtım sıradan!!!!! Her yerde görüyorum sizi,
yazları koca plajları sarı sarı yaptık, otobüslerde de
görüyorum, gittiğim yerlerde de. Siz de gelin, kurban olurum,
napıyorsunuz yaa!
Neden, nedennnnn neden, ben! Neden ben
ve benim sefil hayatım!
Asla neden beni okuyorsunuz demem, deli
miyim neden diyeyim? Hayatımda ilk kez bu kadar çok sevilmişim,
ilk defa değer görmüşüm, mal mıyım bir de hor göreyim! Ama
sevgili kızlarım, a 'puccagirl'erim o gül yüzlülerim,
pamukcukluklarım... Eskiden kâbuslarım böyleydi, sizin yaş grubu
beni hep kovalardı. Bir sürü vikvikleyen regl olalı 3 sene geçmiş
kızlar! Meğer buna delaletmiş. Canım kızlarım benim inanın
hepinizi çok seviyorum, oyyy başka çarem mi var, bi siz
sırtladınız beni, ooooo... bebik yüzlülerimm, oo sarıll sarıll
bana, 'hala bu parfüm mü moda ya!' Ayy 30 olmadan biyolojik saatim
coştu zaten!
En son Tüyap'ta halıları
kaldırıyorlardı, öyle bitirdim imzayı. Yaa düşünsene, eskiden
bloga konulan sayaçlara bakıp, ‘ohh 25 kişi okumuş bugün’
diye sevinen bir insan evladıydım. Bir de şimdi, sürekli olarak
imzada, 'Lütfen tek foto, hemen hemen çabuk! Sırada bekleyen çok
insan var!' Hayatım sürekli bi 'noluyo lan!' olayları ile dolu
oldu ama valla bu kadarını ben de beklemiyordum!
Yalnız bir şey söyleyeceğim; bu
imza olayı biraz garip değil mi ya? Yani Kral Tv Müzik Ödülleri,
şak şak şak her taraf yaldızlar, şovlar süslü. Sinema desen,
galası bilmem nesi şıkır şıkır. İmza günleri ise; plastik
bir sandalyenin üzerinde, arkası kartonet kaplama. Bir de kermes
masası gibi düzenlemişler masayı, kenarında bir çiçek falan...
Yani ‘daha ne olabilirdi?’ diye de düşünüyorum da o da
kısıtlı zaten. Sonra 'Amaaaan yine bir değerimiz de popülerliğe
sürgün gitti!' diye dertleneceğimi biliyorum.
Bir de ilk günden beri beni hiç
yalnız bırakmayan bir grup var, haklarını gebersem ödeyemem!
Zaten oraya kadar gelen kimsenin hakkını ödeyemem! Dünyanın en
güzel hissi bu imza olayı ama bazı garip şeyler de olmuyor değil,
şimdi bir de onları anlatasım var.
Sürekli olarak, 'bana farklı bir şey
yazsana' diyorlar. Yaa ne yazabilirim? Nasıl bir yaratıcılık
gücüm olabilir ki hepinize tek tek ayrı şeyleri yazabilirim.
İmkânı var mı :(((((
Hep yazım güzeldir diye yalan
atmışımdır. Böhüüüüvvv ben ne bilim digital çağa girdik,
bir daha hiç kâğıda yazı yazmayız sanıyordum. Allah’ım,
sürekli olarak, 'Ne yazmış, ne yazmış yaaa bu? Sen anladın mı?'
bunları duyuyorum. Hatta bir tanesi kalkıp getirdi tekrar, 'biz 10
kişi anlamadık ne yazdığını' diye. Ben, en son Canan Tan'dan
imza almıştım, onda da Selin'e diye atmıştı. ‘Gidip versem
mi, bir daha sıraya girsem mi yoksa Selin diye birine mi satsam’
diye düşünmüştüm.
Sonlara doğru herkesin yüzünde
benden nefret ettiklerini görebiliyorum. Şu saate kadar bekledim,
hayatta bırakıp gitmem hırsıyla masaya bir çullanıyorlar! Ne
yapacağımı da bilmiyorum! Nasıl sakinleştireceğimi şaşırıp
‘Sen otur lütfen, bir yudum su falan iç’ falan dediğim insan
çok! Zaten masaya konulan kurabiyeleri de hiç yemiyorum. Sonra
boğazıma kaçıyor, onca insan içinde öksür dur.
Yazı yazarken bir yandan da
konuşamıyorum. İmzayı atarken yanımdakiyle bir iki kelam bir şey
edeyim diyorum ama yok! Bir şey sorup, ardından 'Hah ne? Pardon
anlayamadım ne demiştin?'
Sürekli birilerinin sizi izlediğini
bilmeniz de garip. Ön taraftan sürekli bir ses geliyor, 'Hepsini
imzalama; tek kitap imzala, tek!' 'Ne konuşuyor bu yaa, hooopppp biz
sıradayız!' 'Dişleri gerçekten de yazdığı gibiymiş!'
Bu arada arkadaki organizasyon
bozukluğunu da duymak zorundasın. En son artık, “Tüyap
kapanıyormuş, sıradakileri dağıtırsak sen ölürsün, bunlar
bizi döver, şu adam çok sinirli bak! O kesin seni döver.
Bitersin, hayatının sonu olur, bu sıra dağılırsa bir daha seni
bulamayız!” Böhüüüüüvvv bana niye böyle şeyler diyorsun
yaa, ben orada mutlu mutlu imzamı dağıtıyorum.
Yani demem odur ki; gelen gelmeyen kim
varsa teşekkür ederim. Siz benim bir hayalimi gerçekleştirdiniz,
umarım sizin de hayalleriniz gerçek olur. Hayatında hiç
sevilmemiş küçük bir kızı, siz kabul ettiniz. Kendinizden biri
gördünüz. Sizin borcunuzu ne yapsam ödeyemem. Çoooooook
teşekkürler! Bu arada kilo verdiğim umarım gözlerden kaçmamıştır
bebek!
Olayla ilgisi olanlar
Pucca imza günü 10.11.2013 Ay hadi İnşallah İmza Pucca geri döndü
10.11.2013
Bir Blogger Rüyası Gerçek Oldu
Bir peri geldi, İzmir'den İstanbul'a
sevgilisi için gelmiş geri zekalı bir blogger kızın hayatını
aldı ve değiştirdi... Bütün dileklerini kabul etti. Ama bu kız o
kadar geri zekalıydı ki dilekleri bile bir bloggerın görüş
alanıyla sınırlı kaldı. Güzel bir ev, barınaktan kurtarılmış
bi köpek, aylık yetecek kadar para, kardeşimden uzak kalmayayım
aman, ulusal bir gazetede bi köşe, bi kadın dergisinde sayfa, evden çalışacağım bi iş, yazarak para kazanacağım bir
meslek, son çıkan konsol oyunları bütün hepsine sahibim!!!!! Bu
ancak dandik amerikan filmlerine konu olması gereken bir hikaye
bence!
Bir blog yazdı ve oraya yazdığı her
şeye blogu sayesinde ulaştı, her dileği gerçek oldu!
Biraz şu tarafıma, biraz bu yanıma
gerinip, gerinip duruyorum! Bir şey diyeceğim kız, seni aldım ben
ünlü yaptım ya!!! Ayyy çok rezil! Ama bir o kadar haz verici, yalan yok!
Benim ki bir peri masalı kızlar!
Gerçekten gram abartmıyorum! Sadece dilek haklarımı yanlış
kullandım!!!! Bir de prenssiz bir masal sayılır. Ne dua ettiysem
kabul oldu, bunu anlatmamın imkânı yok ama çocukken dilediğim
her şeye şu an sahibim! Allah kahretsin beni, dünyaca ünlü bi
pop yıldızı olmayı dilesene; sesin yokmuş, yapardık yaa, çaresi
mi yok onun sanki!
Ya da film yıldızı ol be! Brad
Pitt'le film hayalleri falan kur! Sonra ne bilim, dar omuzlu, geniş
basenli Türk kızı, Angelina'yı nakavt etti! Böyle hayaller kur
değil mi beyinsiz!
Heralde sordukları zaman, 'Şimdi sonsuz dilek hakkı istesem, herkes aynı geyiği yapıyo diyip dalga geçecek, en iyisi susayım…' demişimdir. Bazen kendime çok kızıyorum :/
Hayallerim, hep mülteciymiş meğerse
her şeyim bana yetecek kadarmış. Ne kadar acı ki, dilek
kapılarımın açık olduğu noktada hep yanlış dilekler dilemişim
ya da eksik... Bunu bile başaramamışım, ne acı!
Gerçekten de ettiğin dualara dikkat
edeceksin! Bütün ilkokul defterlerimin içinde 'Allah’ım ünlü
biri olayım noluurrr' temalı dualarım vardı. Kadir gecelerinde
bile, kocadan sonra ünlü olmayı diliyordum ben! Ama geri zekâlı,
niyetini duanı açık açık yapsana! Tamam ünlü de neyin ünlüsü?
İnternetin... Oyyy nasıl ezik, ooo yazık, garip ya! Hep, ‘Seni
bir yerden tanıyorum!' hissi. Ne bakıyorsun be, ne bakıyorsun dik
dik korkutuyorsun beni teyze!
“Senin bir ‘2 kadın 1 salak’
diye kitabın var, ay bizim kızlar bi...”
“Onu ben yazmadım, onu ben
yazmadım!!!”
Gerçi sen de amaaaaannn!!! 25 yaşından
sonra, neyin ünlüsü olacaksın? Sosyetik falan geçti artık,
neyin sosyetiği hem, yazlığın oraya dolmuş gelmiyor diye evinde
oturan bir babam var!
Erotik pozlar falan desen, Alman
güllecileri gibiyim. Telefonda bile iki memeli götlü; ama bir
gözüküyor, bir gözükmüyor foto çeksem, ardından başıma bir
şey gelir diye fabrika ayarlarına kadar siliyorum. Ne erotik pozu!
Ben de bana yakışanı yaptım,
kahraman falan dediler. Bir anda ne oluyor lan oldum, amma çok
havalıydı inkâr edemem!
Geri döndümmm!!! Bir bloggerın sahip
olmak istediği her şeye sahibim. Çatlayın da patlayın lan! İlk
bana arkasını bloggerlar döndü, hiçç unutmadım o günleri
merak etmeyin. Küçük, şımarık, sürtük Puccanız geri döndü!!! İmza günüm var bugün ya, hepimizin rüyasıydı zamanında. Off ama ayran içiyorum şu an, karnım yine şişecek!
Çok sıkıcı arkadaşlar, o niye
çağrılmıyoruz diye kavga ettiğimiz bütün davetlere özel
biletlerim oldu. Çoğuna gitmedim bile... Zaten çok içki içip
midemi ekşitiyordum, hiç bana göre değildi! O tartışmalara yol
açan blogger hediyelerinin hepsi bana geliyor. Ayyyyy ev eşantiyon
mağazına döndü! Hepsi yaratıcılıktan uzak bir sıkımlık
ürünler. Bir de sonuna, bunu 'instagram, tweet, vine, bloglarınıza
koyar mısınız?' diye yazıyorlar! Hoşşttt! Senin 3 liralık
ürününü gider satın alırım be!
Yani öyle büyük bi mevzu
kaçırmadınız işin bu tarafında...

Görgüsüz gibi İstanbul'un
göbeğinde dağ evi tuttum lan kendime!!! Gerçek bir internet kahramanına yakışır şekilde her köşesini instagramlık döşedim! Babalar gibi, bir
senelikte kiramı ödemişim. Bak bak, paraya bak! Depozitosuz ev
arayan Pucca'dan gelinen noktaya bak Allasen! Ben şahsen mutluyum,
her gün bir koltuğun tepesinde zıplıyorum!
Anadolu yakasından tiksiniyorum diye
dağı taşı inlettim, oturmam da oturmam diye tutturdum! Sonuç,
'ama köprüye 5 dakikaymış canım!'
Tamam 5 dakika da bana kimse tırlardan
bahsetmedi!!! Tırlar var her yerde, aralarında sinek gibi
kalıyorum. Korkunçlar, beni görmüyorlar. Trafikte görünmezim
adeta! Önüme önüme attırıyorlar, koca koca kafalarını!
Sürekli bir çığlık atma hali, “Ayyyyy gelme, gelme gelme!!!!”
Yolun başında bir başlıyorum! “Allah’ım ben öldükten sonra
Puki'ye iyi bak!” Levent'e geldiğimde, 'Sonra Maya halam da çok
mutlu olsun, bir de şeyi de unutmayalım, haa evet evet dayımın
oğlu Asilcan, onu da mutlu et... Aa geldim!”
Bu arada artık evden yazı yazdığım
bir işim var. Hep istediğin şeydi işte Pucca, al tepe tepe
kullan! Birkaç misafirhanem hariç, hep merkezin de merkezinde
yaşadım. Pijamayla bakkala giderken, yakışıklıları gördüğün
mahallelerde yani.. Bir de şimdi bak! Bakkala gitmek için arabaya
binmek zorundayım! Allah’ım, para hani yormuyordu insanı! Off!
Evdeki tek derdim, kumandalar. O lanet
olasıcıları ben ayarlayamıyorum! Birinde 5'e basıyorum,
diğerinde kırmızıya, bir diğeri ne işe yarıyor anlamıyorum
bile. Aaaa çıldırcam az kaldı, sesin bile kumandası var. En son
bir tanesini masaya vura vura kırmıştım hatta! Ayy açsam ne
olacak, lanet gelsin o Digitürk'e! Tam bir şeyi izliyorum, paaat
yayın gidiyor. Müşteri temsilcileriyle artık akraba oldum.
Kocamaaan televizyonum var ve lanet olası yayınım yok! Allah
kahretsin sizi de decoderlere verdiğim paraları da!
Komşuluk ilişkileri desen, burası
ölü kokuyor ya! Her yer yaşlı dolu. Bayramda ağla ağla içim
çıktı. Milletin evine bayramlaşmaya gittim. Orospu, baban
İzmir'de bekliyor adama telefon açmaya üşendin, balkonda reklam
filmi gibi oturan amcayı görünce koşa koşa gittin!
Bir de böyle üst düzey yöneticilerin
aileleri var. Çalışmayan orta yaşlı kadınlar, sürekli eve
yemek yolluyorlar. Geri bonibonla mı yollayacağım ben tabakları,
yoksa benim mi oldu hala bilmiyorum!
İki tane dişi köpeğim var, biri
kardeşimin gerçi. Bir sene sonra aklına geldi, köpeğini
sahiplenmek kızın. Onun öncesinde gariban, kendini Puki'nin köpeği
sanıyordu. Neyse işte, bir de balıklarım var benim. Bahçeye
havuz yapmışlar, içine de balık atmışlar. Gerçekten neden
böyle bir şey yapmışlar bilmiyorum. Kediler sürekli onları
avlamaya çalışıyor, bizim köpekler balıkları koruyor, ben
onların arkasından koşuyorum da koşuyorum! Bahçeli evim var yani
kıssadan hisse.
Ama çok güzel bi evim var, korkunç ama yine de
güzel. Bahçesine bir laf dediler mi kıyametleri kopartıyorum, senin böyle bahçen var mı lan!!! diye saçımı başımı yoluyorum sinirden… Her şeyi kendim yaptım, ohh sefam olsun! Hayalini kurduğum
evde yaşıyorum daha ne isteyeyim!
Önceki evimde ilk hayalimi
gerçekleştirdim, salonu kitaplıkla döşedim! Ama kitaplar bir
pahalıymış, bir pahalı! İnsanın kitaplığı kendi karakterini
yansıtır derlermiş ya, benimki Migros! Allah kahretsin,
vizyonsuzzz!!! Ucuz kitapları yer dolsun diye ekledim de ekledim.
Keko! Şimdi akıllandım tabi, daha oturaklı kitaplar alıyorum.
Onlar ilk günlerin gazıydı.
Bu arada yemek yapıyorum, ilginç ama
güzel de oluyor. Bir seviyorum yapmayı anlatamam. İnsanlar
yediler mi hele bir mutlu oluyorum ki sorma.. Bir de ne o, ne bu, bak
milyonlarca şey denedim. Hayatımda kendi yemeğimi kendim yaptığım
zamanki kadar kilo vermedim. Üstelik çok yiyorum ama yok yani
farkında olmadan vermişim... Ama bulaşıkları dizmekten hala
nefret ediyorum, o tezgâh her seferinde leş, her seferinde sanki
yemek yapmamışım da dünya savaşlarını ortaya çıkarmışım
gibi oluyor. Yatak toplamayı da hala mantıksız buluyorum, yani
akşam bir daha yatacağım!
Ama hala saçlarımı kendim boyuyorum,
perçemlerimi kendim kesiyorum. Bir kaç kez dışarıda yaptırdım,
Seren Serengil sarısı oldu kafam, alacalı bulacalı. Kafamın
üzerine çamaşır suyu dökülmüş gibi. Perçemlerim kaşlarımın
3 parmak üstünde, Almancı ergen emo kızlarına benzemiştim.
Kendi bildiğimden şaşmadım o yüzden.
Çok özledim ama seni, sana
anlatmayınca bir bokun tadını alamadım. Önce şu ölü toprağını
üzerimizden atalım. Tema falan bir değiştirsem mi diye bakınayım,
bi tazeleyim seni.
Sonunda geldim, Hoş geldim!
Bir de hiç değişmedim, hala aynıyım maalesef. Bugün 10 Kasım, Atatürk'ü Anma Günü ayrıca da imza günüm var. Ama napabilirim, Tüyap'ın da son günüymüş. Halaa hayat aynı yani, yaşarken hiç komik değil, yazınca komik….
8.11.2013
Yüzleşme, Özgeçmiş, Ay Hadi İnşallah!
Hani
insanın hayatında yaşadığı bir yüzleşme anı vardır ya, Hah!
İşte onu ben dün yaşadım. Dünyaca ünlü bir
markanın mağaza açılışı var. Ben de bunların hınılarının
hınısından hınısının bir şeyinde vardım, o yüzden oraya
gittim. Bir anda kendimi koltukların üzerinde yaylana yaylana,
elimizde şampanya kadehleri; kızlarla, suratlarımızın
fotoğrafını çekerken buldum. Eee hadi çekiyorsun tamam, ama bir
de üstüne oturmuş öpücük atmışım. Kırmızı bir ruj, ama
nasıl dağılmış! Tazeleyeyim derken her yana da dağıtmışım
zaten, kekomançiyim ya bildiğin!
Napıyorum
ben dedim ya, gerçekten napıyorum!
Hayatım,
dünyanın en sıkıcı dizisi sanki... Marilyn... Norma, vallahi çok
özür dilerim! Seni o kadar benimsemişim, öyle bir sevmişim ki
hayatım senin Türk versiyonuna döndü! Türklere
yaptığımız için zaten bi çok şey değiştirildi. Ünlü bir
film yıldızı olmak isterken kimse tarafından kabul görmemiş,
seksi de etiket gibi yapıştırılmış bir kariyere sahipsin.
Atıyorum işte bana yazar diyenin giotine götürüldüğü bir
yerde, o lanet seks üstüne yapıştırılmış internet üzerinden
günlük tutan bir kızım. Seks yok ama işte; bende, seks yok!
Vallahi billahi yok ya, dilimde tüy bitti. Kendimi parçaladım seks
yok diye diye. Kim götünden attıysa, bir dedikodu var ki seks
hayatını anlatıyor diye, yok anacım, yok olsa anlatcaz ama yok
yani!
İnstagramımda
o poza bakarken onu düşündüm, bu ne ya! Bu ne hal! Marilyn
Monroe, kendi memleketinde aynı mağazının açılışında o
koltuğun üzerinde poz verir. Taş gibi de olur o pozu maşallah. Bir de bana bak! Triko bir kazak, kırmızı ruj, dudaklarımı
öne ata ata, yanımda da iki kız arkadaşımın kafası, çantamı
nereme sokuşturacağımı bilmeden poz vermişim. Hiç olmuş mu
Puccam, aa benim güzel kızım hiç olmuş mu? O sen değilsin bi
kere!
Sen,
adam senle ilgilenmedi diye evini yakan; düğün sesinden rahatsız
oldun diye polise haber veren; Karakollarda ağlayan, yollarda kusan,
içen, rezil olan ağzının ayarı olmayan bi kızsın. Ne yaptın
sen ya, şittttt titre bi, kendine gel. Bir de balıketine hiiiç
yakışıyor mu, cık cık cık!
Öncelikle,
bu işin geçmişine bir gidelim. Ben kimim, onu bir öğren
istersen. Çok ağır bir çocukluk geçirdim, burada şimdi anlatsam
kendini asarsın. Arabesk, acı, kahır… Kemalettin Tuğcu
kitapları yaşadıklarımın yanında masal kitabı kalırdı, yani
düşün o derece. Annemle babam ayrıldılar, babam annemin yanından
aldı sonra bizi. Ardından da ismime kadar her şeyimi değiştirdim.
Yaşadıklarım ancak o zaman unutulurdu sanki! Herkes unuttu gerçek
ismimi, arada bir kimlikle işim olduğunda aklıma gelirdi sadece o
kadar. Ama internetin orospu çocukları, durup durup hatırlattılar,
canları sağ olsun.
Ergenlik
desen; şımarık, rezil, leş! Saçlarım oksijenle açılmış,
kirpiklerimde şeffaf rimeller falan... Ardından mavi siyah saçlı
metalci; sonradan tiyatrocu olmak isteyen, keman çalmak için
uğraşan çok bilmiş. Ha bire kimlik arayışındaydım yani
anlayacağın.
Bi
de bakireyim diye dağı taşı götürdü sevgilim, üstüne
'İhtiyaçlarım var napimm' diyerek, arkadaşıma hallendi. Bir
darbe de oradan aldım.
Sonra
üniversite sınavını ilk girişte kazandım, ama ek kontenjanla
gittim, o başlı başına bir hikâye zaten hiiç anlatmayayım
şimdi.. Radyo televizyon sinema bir de üzerine gazetecilik okudum.
Öyle boş beleş bir kız değilim aslında. Ama işte, okudum da
kendime mi okudum? Sevgilimin peşinden gitmek için... Boş beleş
değilim de azıcık geri zekâlıyım sanırım.
Ben
bi aşık oldum, bi aşık oldummm… Allah’ım yok böyle bir acı!

Sonra
burada yazmaya başladım. Çoook uzun süre bir kişinin bile
okuduğunu düşünmüyordum. Ardından bunları kitap yapalım, dizi
yapalım diye tutturdular. Büyük bir gururla 'hayır' dedim. O
‘hayır’ı her ne kadar entellikten demiş gibi dursam da, yok
dememin gerçek nedeni gayet de 'amaaaan bir kişi bile okumayacak'
durumuydu. Sonra Cem Mumcu geldi, ‘bütün bloggerlara bir fırsat’
dedi. ‘Alllaaaaah’ dedim, niyeyse o zamanlar blogger olmak
şimdiki gibi değil. Hepimizin götü çıkıyor hakkını korumak
için. Hoop bi dava açılıyor, bütün bloglar kapanıyor. Ben de
‘bir sürü seri olacak nasılsa, arada kaynarım, torunuma torbama
hatıra kalır, ileride gösteririm’ dedim. Ardından bana en
büyük kazığı bloglar attı! Tabii bir heves, bir furya… Ya bu
blog bilmem ne başkanları seçiliyor. Adamın biri de daha kitap
çıkmadan alıp fotoğraflarımı yayınlamıştı. Sonra başkası
beni erkek yaptı, ardından bir başkası 60 yaşında kadın,
kimisi reklam kampanyası dedi… Ulan senelerdir beraber yazıyorduk,
hiçbir sorunumuz yoktu, şans bana güldü diye ne saldırılar, ne
öfke, ne kin anlatamam!
Hele
ekşi sözlük... Yaaa adam benim için, kesin bu blog dizi olmalı
yazmış. Kitap çıktıktan sonra da, 'Hayatımda duymadım,
okumadım, bilmiyorum ama çok bok, inşallah geberir!” hep aynı. Birine de Twitter’dan cevap yazmadım diye onlarca entry
girmiş…
Bu
arada, İstanbul'dayım bir reklam ajansında çalışıyorum, azıcık
maaşım var. Kurtuluş’ta bıyıklı bir ev arkadaşım var. Karşı
binamız, porno sitesi kenarı gibi. Siyahîler, fahişeler,
travestiler, Japonlar! Sürekli bir cinayet, bir şey oluyor evde.
Bıyıklı da rahat durmuyor! Bir sevgilisi var, adam her gün evde,
sıra gecesi zılgıtlar, leleleeeyyy!
O
zamanki sevgilim; beni terk etmiş, İngiltere'ye gitmiş. Üstelik
bir mektup yazmış bana, çükü düşsün! Bir
de arkadaşım var Ankara'dan, kızın derdi benimkinden daha ağır.
Yapayalnızım, kimsem yok! FriendFeed diye bir yer var, orada
yazıştıklarımla ancak. Onlarda da bir moda akımı başladı
sonra, herkes herkesle tanışınca büyü bozuldu. Kelimenin tek
anlamıyla kimsesizim. Dışarıda herkes kitaptan bahsediyor,
röportajlar, onlar bunlar… Otobüsteyim, okuyan kişileri
görüyorum, kahkaha atıyorlar. Gidip vurmak istiyorum, 'ben onları
yaşarken ağladım taaammmııaaa!!!' diye.
Bu
arada ilkokuldan beri hayatımdaki her şeyi tuttuğum günlüklerim
var, oraya yazardım. Babamın ajandaları benim için günlük
demekti... Yani bu kitap benim için bir tarih, bir hayalimin
gerçekleşmesi ama sorarsan kutlayacak bir kişim bile yok! Çünkü
kimseye söylemedim, anlatmadım… Gizli karakterdim. Güya tabii.
Ajanstaki herkes biliyor, daha iki hafta önce ananem öldü diye
izin almışım, kitapta kadını her fırsatta öldürüp, izin
aldığımı yazmışım. Yan masamda oturan kişi gecemin nasıl
geçtiğini biliyor.
Üstelik
bu arada herkes gibiyim. Yani bir bakın yazdıklarınıza, ne
yaşadığınızı başkası hemen anlar. Bir insanın Twitter
profilinden bile, ne zaman tatile gitti, ne zaman döndü, ne ara
sevgilisi oldu, bir ara aklı birine mi kaydı hepsini anlıyoruz. Bir de özel hayatın gizliliği
diye saldırdılar. Eee ben buraya yazmışım o hayatı, sen
fotoğraflayıp albüm yapmışsın. Deterjan kafa, bana
saldıracağına, internetin özel hayata olan tutumuna laf
söylesene! Bak yine sinirlendim. Bu huyumdan da bir vazgeçemedim
zaten. ‘Koca fenomensin Pucca, millete küfretme artık’ diye
kendimi tutmaya çalışsam da bazen bir giriyorum ki analı bacılı,
Menemen hattında minibüsüm var zannedersin!
Ardından
bir tuttu, bir tuttu günlükler önünü alamadık! Maşallahhh....
Tahtaya falan vursana bir, varsa yanında manitana da vursan olur.
Odun hepsi zaten! Aşk dediğimiz şey kadının beyninin içinde
başlayıp, biten bi olaymış onu anladım. Vur, vur bir şey
olmuyor! Bu arada günlük tuttukça tabii o ilk başta tutunduğum
ne varsa kaydı gitti elimden.
Gel
zaman, git zaman artık sıkıldım bu gizlilikten. Benim zamanımda
internette insanlar isimlerini vermezdi. Ben böyle gördüm, bunu
bildim. Ama gel gör maillerimi, bir fotoğrafım için benden milyon
dolarlar isteyen mi, siteler açan mı o fotolarla. Ulan lösemiyim
diye milleti kandıran küçük Pucca’lar mı? Babam da bir gün
aradı, 'ben seninle gurur duyuyorum, sen de kendinle gurur dur
artık!' dedi, yani kitaptan haberi olduğunu söyledi, bu durumda
benim için gizlilik falan artık rafa kalktı.
Çok
kırıldım, çooook kalbim kırıldı, çok ezildim. Hayatta en
büyük acımasızlığı kendime yapmışımdır. Yani düşmanımı
kendim kadar harcayamam. Ama her gün ‘çirkin, çirkin, çirkin,
Kuran’a işemiş, babası bilmem ne yemiş’ tarzında ve daha
ağza alınmayacak tonla hakaretler okumak beni artık delirtti.
Çok
sindim, çok kapattım kendimi. Kendi üç beş arkadaş grubum
dışında kimseyle görüşmedim. Zaten grubumuzda aşk, intikam,
entrika hiç eksik olmadı! Sadece arkadaşlarımın davetine gittim,
çok özel değilse kalabalığa karışmadım bile. Hatta bana
ulaşamazlar, telefonumu açmam, kimseyle görüşmem, konuşmam...
Bir
de kaç kez dolandırıldım, ne sen sor ne ben anlatayım.
Sonra
geçenlerde eski günlüklerimi okurken 30 yaşına gelmeden
yapılacaklar diye bir kâğıt buldum. Her şeyi yapmışım
neredeyse. Hayalimdeki eve kavuştum, kira ama olsun. Bir köpek, bir
kız kardeş, bahçede balıklar, bir de kedi ailemiz var başa bela
onlarla yaşıyorum.
O
fotoğrafta o kekomançi halimi görünce, şimşek çaktı beynimde.
Ben seni çok özledim blog! Sen yokken neler neler yaşadım ama gel
gör ki sana yazmadıktan sonra bir anlamı yokmuş onu anladım.
Milyon kez sana dönmeye çalıştım ama hep kendi kendime yok, işim
var, yok kafam karışık diye diye geri durdum.
Ama
bu kez, çocukluğumda dizlerimi karnıma çekip hayalini kurduğum
her şeye sahibim! Daha fazlasına da ihtiyacım yok! Biraz evin
hayalini kasvetli yapmışım sanırım, ev fazla testosteron
salgılıyor. Bir sevgilim var, kendi çapında ünlü sayılır o da
tamam. Bir köpeğim var, pekingese bir gözümüz görmüyor ama o
da tamam! Bir arabam var, kız jeep kia o da markadan kullanayım
diye verildi, ehh o da tamam. Sadece yazı yazarak yaptığım bi
işim var, ohh mis gibi.
Küçük
Aptalın Büyük Dünyası, Ve Geri Kalan Her Şey, Allah Beni Böyle
Yaratmış derken serinin dördüncüsü Ay Hadi İnşallah da çıktı
sonunda. Ben ölene kadar da devam edecekler. Kendi belgeselimi,
kendim yapıyorum işte daha ne! Ayrıca yazar değilim, internette
kendi blogu olan, o blog yazılarını kitap sayfasına aktaran
birisiyim sadece. Hürriyet Pazar ve Elele’de yazıyorum. Bir de
şimdi dizi yazıyorum, Allah’tan eğitimini aldığım, en
önemlisi zamanında ucundan kıçından girdiğim bir iş.
Yani
demem odur ki ben sana geri döndüm. Artık yine eskisi gibi yazmaya
başlıyorum, çünkü ancak yazdığım zaman kendimi iyi
hissediyorum. Ben benden çıktım ya, kendimi bulmam lazım!
Sen
hayatımda yokken neler oldu bir bilsen! Ne rezillikler, ne
kıroluklar, ne hassiktir lan bu da olmamıştır’lar.
Altı
hatta yedi senedir beni takip eden, derdimi dert bilenler, kimse
tarafından sevilmemiş birine öyle bir şey verdiniz ki hiç
haberiniz yok. İyi ki internet kahramanı olmuşum, iyi ki çirkin
blogger kız olmuşum, iyi ki terk edilmişim de burayı açmışım!
Ben
artık büyüdüm, ee boru mu seneler geçti, benimle beraber siz de
büyüdünüz, kim bilir başınıza neler geldi! Popçu gibi
bitirmek istemezdim ama vallahi seviyorum sizi, çünkü başka
yapacak bir şeyim yok!
NOT:
10 Kasım Pazar Saat:14.00 Tüyap İmza salonunda ‘Ay Hadi
İnşallah!’ için görüşürüz, görüşür müyüz?
İmza detay
Bu
arada Pucca, Allah seni kahretmesin, bunu da başardın kız!!!!
23.03.2013
Cumartesi Kahvaltısı
Senden sonra her şey sanki daha iyiye gitti
Kilo verdim, daha neşeliyim, daha kendimleyim
Daha ile başlayan bütün eylemlerim mutluluk üzerineydi
Salonda Erman Toroğlu'nun sesini duymuyorum mesela,
Ya da benden önce uyanıp dan-dun seslerinle sinir krizi geçirmiyorum
Tek kendime kahve yapmakla yükümlüyüm
Ya da senin acıkmanı beklemek zorunda değilim
Her şey daha iyiye gidiyor sanki
Sadece bazen uyanıyorum, döndüğümde sırtını görecekmişim gibi oluyor
O tarafta hala iki yastık var, tek yastıkla yatamazsın diye
Bi tek bu, sabahları zor geçiyor işte...
Yalan söyledim, Erman Toroğlu'nu açıp açıp ağlıyorum
Kral Tv'yi de açıp ağlıyorum
Arabada zaten hep slowturk var
Evet, tuvalette de ağlıyorum...
Şu an suratımda patatesli maske var ve gözyaşı yüzünden mundar oldu
Yüzü mermer gibi yapıyormuş, gözenekleri sıkıştırıyormuş
Bunları bile anlatacak kimsem yok düşün,
Hoş, sana anlatsam sanki dinliyordun da
Ama olsun, insan yine de ne yaşarsa anlatmak istiyor...
Biz olamadık diye ağlıyorum, bazen neden tanıştık diye, bazen de haberlere
Hayal ettiğim gibi yaşamadık, hep tuttuk kendimizi
Daha fazla acı çekmemek için hep kurallar koyduk
'Bir gün bitecek' diye altını çize çize birbirimize okuduk
Böyle aşk mı olurdu, aşk olsun ya insan hemen mi unutulurdu?
Bazen haberini alıyorum, o mekanları tek tek basıp
O takıldığın sürtükleri tuvalete götürüp, kafalarını muslukla yarmak istiyorum
Öyle bir şey tabii ki yapmam saçmalama, bunun için adam tutarım...
Ne yapabildim ki zaten, ne zarar verdiysem hep kendime
Mağaza elemanı 'artık anti aginglere başlamalısınız' dedi
Sonra senden ayrılmaya karar verdim
Öyle kara lanet bir gündü,
Yağmur yağıyordu, ağzına sıçayım o ugglar su alıyordu
Başladığımız yerde bitirdik zaten,
sen de dünden hazırmışsın, insan bir zorlar
İnsan bi dener ya, ne bileyim düzelirim belki der
Maşşallah yani davul zurna ekibiyle karşıladın beni,
Atatürk ortaokulu folklor takımı arkandaydı
Ayrılığımız adına hayır kermesi kurmadığın kalmıştı...
Bazen sinirleniyorum sana, tek yastık koyuyorum olduğun tarafa
Koltukta oturduğun tarafa oturuyorum
Zil sesinden nefret ediyorum...
Bu kadar basit bir şeyi başaramadık diye söyleniyorum
Seni aramak istiyorum
Telefonla konuşmaktan nefret ediyorum.
Cumartesi sabahları hep umutlu oluyordu sanki
Tabii biz Pazar günü olmayı seçtik,
Ertesi gün olan iş günü yüzünden değerimizi bilemedik...
Geç uyandık, gün bitti;
Erken uyandık, hep bi telaş, bıkkınlık
Nasılsa bitecek bir gün hali...
Kilo verdim, daha neşeliyim, daha kendimleyim
Daha ile başlayan bütün eylemlerim mutluluk üzerineydi
Salonda Erman Toroğlu'nun sesini duymuyorum mesela,
Ya da benden önce uyanıp dan-dun seslerinle sinir krizi geçirmiyorum
Tek kendime kahve yapmakla yükümlüyüm
Ya da senin acıkmanı beklemek zorunda değilim
Her şey daha iyiye gidiyor sanki
Sadece bazen uyanıyorum, döndüğümde sırtını görecekmişim gibi oluyor
O tarafta hala iki yastık var, tek yastıkla yatamazsın diye
Bi tek bu, sabahları zor geçiyor işte...
Yalan söyledim, Erman Toroğlu'nu açıp açıp ağlıyorum
Kral Tv'yi de açıp ağlıyorum
Arabada zaten hep slowturk var
Evet, tuvalette de ağlıyorum...
Şu an suratımda patatesli maske var ve gözyaşı yüzünden mundar oldu
Yüzü mermer gibi yapıyormuş, gözenekleri sıkıştırıyormuş
Bunları bile anlatacak kimsem yok düşün,
Hoş, sana anlatsam sanki dinliyordun da
Ama olsun, insan yine de ne yaşarsa anlatmak istiyor...
Biz olamadık diye ağlıyorum, bazen neden tanıştık diye, bazen de haberlere
Hayal ettiğim gibi yaşamadık, hep tuttuk kendimizi
Daha fazla acı çekmemek için hep kurallar koyduk
'Bir gün bitecek' diye altını çize çize birbirimize okuduk
Böyle aşk mı olurdu, aşk olsun ya insan hemen mi unutulurdu?
Bazen haberini alıyorum, o mekanları tek tek basıp
O takıldığın sürtükleri tuvalete götürüp, kafalarını muslukla yarmak istiyorum
Öyle bir şey tabii ki yapmam saçmalama, bunun için adam tutarım...
Ne yapabildim ki zaten, ne zarar verdiysem hep kendime
Mağaza elemanı 'artık anti aginglere başlamalısınız' dedi
Sonra senden ayrılmaya karar verdim
Öyle kara lanet bir gündü,
Yağmur yağıyordu, ağzına sıçayım o ugglar su alıyordu
Başladığımız yerde bitirdik zaten,
sen de dünden hazırmışsın, insan bir zorlar
İnsan bi dener ya, ne bileyim düzelirim belki der
Maşşallah yani davul zurna ekibiyle karşıladın beni,
Atatürk ortaokulu folklor takımı arkandaydı
Ayrılığımız adına hayır kermesi kurmadığın kalmıştı...
Bazen sinirleniyorum sana, tek yastık koyuyorum olduğun tarafa
Koltukta oturduğun tarafa oturuyorum
Zil sesinden nefret ediyorum...
Bu kadar basit bir şeyi başaramadık diye söyleniyorum
Seni aramak istiyorum
Telefonla konuşmaktan nefret ediyorum.
Cumartesi sabahları hep umutlu oluyordu sanki
Tabii biz Pazar günü olmayı seçtik,
Ertesi gün olan iş günü yüzünden değerimizi bilemedik...
Geç uyandık, gün bitti;
Erken uyandık, hep bi telaş, bıkkınlık
Nasılsa bitecek bir gün hali...
12.02.2013
Ertesi Gün...
Ertesi gün hapı daha yeni ülke sınırları içerisine girdiği zamanlardan birinde bütün gazeteler bayrak bayrak bunu yazıyordu. Devrim, kadınlar için inanılmaz buluş, artık kabuslara son bla bla bla. Kanatlı orkid'den sonra ilk kez kadınlar için bir şey yapmışlar diye tabii mutluluktan uçuyoruz. Ay hadi inşallah, darısı bir saatte 5 kilo zayıflama, tek sürüşte portakal kabuklarını soyma, geceden alınan bir hapla gündüz istenmeyen bütün tüylere acısız, zahmetsiz elveda sıra bunlara da gelecek diye göbek atma seviyesindeyiz. O dönemlerde böyle google datası şimdiki gibi değil, forum siteleri yeni yeni kıvılcımlanmaya başlamış internette bir şey aramak ölüm ötesi, kulaktan duyduğumuz ne varsa bizim için doğru olan o zamanlar o...
Üniversitede okuyorum, bir fısıltı yayıldı okulda ertesi gün hapını yasaklayacaklarmış, daha hap gelmeden elimizden gidecek diye panikledik tabii ama bu paniğimiz kendi içimizde, dışarda daha çok şöyleyiz, “Benim zaten işim olmaz öyle şeylerle”, “Canım ben bakireyim” “3 senedir Batuyla aynı evde yaşıyoruz ama Batuşum bana hiiiç dokunmaz”, “arkadaşım üç gün gecikmiş bişi olur mu acaba? Allah aşkına cevap verin bir şey olur mu?”
Sevgililer günü zamanı tabii ben yine lanetlenmiş gibi o günü yalnız geçiriyorum, o zamanki sevgilimle kavga etmişiz, bütün gece pencerenin önünde 'ha şimdi gelecek, ha sürpriz yapacak, hah araba geldi o sanırım' diyerek bekliyorum, adam tabii gelmedi, ben de salondaki dandik kanepede yattığımla kaldım.

Kan beynime sıçradı sıçrayacak, gözüm seyiriyor, alnımdaki damarlar pıtı pıtı çıkmış kenardaki ponza taşını alıp kafasını yara yara oracıkta öldürmek istedim. Hatta eczacıların garip bir tartısı var ya eşşek mi at mı artık onları tartan şeye benzeyen, onu böyle boylu boyunca kafasına gömmek istedim. Tam ona doğru yürüyordum ki göz göze geldik, sonrası cümbüş, eczanenin içinde bir kavga etmiştik ki camı pencereyi indirecektik, 'sen burada ne arıyorsun' diye, benimki gerçekten meraktandı o konuda sıkıntım yok ama orada kalabalığa zaten rezil olmuşuz ağrı kesici için geldiğimi söyledim, ne yapsın o da sustu. Sonra ben ve kavgayı izleyen bütün herkes adamın ağzından çıkacak kelimeye beklemeye başladık, bir tarafım 'Ne olur gece kızın birinin çekirdeğinden reçel yaptım demesin' diye içli içli yalvarıyor, diğer tarafımda 'O kızı ibreti alem olsun diye kampüsün ortasında sütyen telimle delik deşik etmezsem' diye kendini gaza getirmeye çalışıyor. Benimki de dünyanın olağan şeyini söylüyormuş gibi sakin sakin “Anneme aldım” dedi!
Ve ben buna o zaman inanmıştım ya, yanımdaki arkadaşım bile kahkaha attı da ben “annesine almıştır, yalan söylemez yani” diye bir de savunmuştum adamı. Allahım aşk insanı sadece kör değil, direk katıksız geri zekalı da yapıyormuş demek ki... Hayır, bir de adamın kartı sorun çıkardı, aldığı ertesi gün hapının parasını da ben ödemiştim. Tohumuna para saydım lafının anlamını canlı canlı yaşadım bildiğin. Sevgililer gününe dair sanırım en garip anım bu olmuştu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)